Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları

Alevi, Alevilik, bektaşi, PirYolu Forum ,kızılbaş, Alevi Haber, Alevi Forumları (http://www.piryolu.com/forum/index.php)
-   Alevi Araştırmaları (http://www.piryolu.com/forum/alevi-arastirmalari.html)
-   -   Türetilen Bektaşi Dedebabaganlığı’’ ve Anadolu Alevi Dedeliği (http://www.piryolu.com/forum/alevi-arastirmalari/5000-turetilen-bektasi-dedebabaganligi-ve-anadolu-alevi-dedeligi.html)

Alevi 04.08.11 16:11

Türetilen Bektaşi Dedebabaganlığı’’ ve Anadolu Alevi Dedeliği
 
‘’Türetilen Bektaşi Dedebabaganlığı’’ ve Anadolu Alevi Dedeliği


Anadolu Aleviliğin de DEDELİK, ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışın’’ da ise
BABAGANLIK unvanları vardır. Anadolu da ve Dünyada ‘’Dedebabaganlık’’ diye bir
UNVAN YOKTUR.

Anadolu Aleviliğinin inanç ibadetlerinin temsilcileri ‘’Dede’’ ‘’Osmanlı Bektaşi
Tarikat Anlayışlı’’ Bektaşiliğin inanç ritüellerinin uygulayıcıları ise
‘’Babagan’’lardır. Anadolu Coğrafyasında ki Anadolu Aleviliğinin tarihsel sürecin
başlangıcından sonra biçimlendirilmiş Bektaşilik de ‘’Dedebabaganlık’’makamı diye
bir makam yoktur.



Osmanlı döneminde Balım Sulatanla başlayan biçimlendirme, Anadolu Aleviliğini temsil
eden dedeler ile Bektaşi Babaları Bektaşi Tekkesinin egemenliği altında toplnmaya
zorlamıştır. Özellikle de Dedeler. ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışlı’’
iktidarları rotasındaki Bektaşi Babaları, Osmanlı yönetimimce türetilmiş bir
kelime olan ’Dedebabaganlık’ olarak adlandırıp, İmparatorluk coğrafyasın da ve işgal
etikleri yeni coğrafyalarda zor kullanarak ve zorunlu öğreti olduğunu öğreterek,
resmi bir unvanmış gibi kabullendirdiler. Osmanlının yıkılışına kadar da bu
türetilen unvan resmleşmiş olarak devam etti.Daha sonrada Osmanlı mirası olarak
Cumhuriyete intikal etmişti. Bu adlandırılmış türeme, Haci Bektaş Veli’nin
yaşadığı dönemde kendisine biat edenlere ‘’Halife’’ unvanıyla hitap ettiği gerçeğini
yok sayılamaktadır.Balım Sultanla başlayan biçimlendirmeninde asıl amacı; Tekkeyi
Hacı Bekytaş Velinin felsefi anlayışından arındırıp bir tarikat anlayışıyla yeniden
biçimlendirmekti. ''Dedebabaganlığın'' türetilmiş bir adlandırma olduğunu şu
alıntıyla taktirinize sunuyorum;‘’Vilayetnamede, Hacı Bektaş Veli’nin Halifeleri
şöyle anlatılmaktadır: Hacı Bektaş Veli, otuz altı bin çerağ yaktı, otuz altı bin
müridi oldu. Cemal Seyyid, Saru İsmail, Kolu Açık Hacım Sultan, Baba Resul, Pir Ebi
Sultan, Receb Seydi, Sultan Bahaeddin, Yahya Paşa, Barak Baba, Ali Baba, Saru Kadı,
Atlas-pûş Sultan, Dust-ı Hudâ, Hızır Sâmit bunlar arasındadır. En sevdiği Cemal
Seyyid idi. Kendisini Akdeniz yönüne yolladı ve o Gelibolu’ya gitti. Kolu-açık Hacım
Sultan’da onun büyük Halifelerinden biri idi. Ma’nâ (bâtın) kılıcı ona verilmişti.
Meydan sâkîsi olmuştu. Hacı Bektaş Veli kendisini, bir tekke kurmağa, Germiyan
beldesine yolladı. Pir Ali Sultan, çırağcı’sı idi. Konya’ya Sa’deddin Konevî’nin
yanına gitti. Orada gömülüdür. Güvenç Abdal da Hacı Bektaş Veli’nin dervişleri
arasında yer alanlardan biri idi.(
http://www.hacibektas.com/index.php?id=vialyetname)

Özellikle Anadolu Aleviliğinin varlığı üstünde asırlardır baskı şemsiyesi olarak
kullanılan ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışlı’’ Bektaşilerin ’Dedebabaganlık’
ifadesi, kelimenin yazılışından da anlaşılacağı gibi maksadını aşan bir telaffuz
olarak belirtilmek istenen; ‘’ Anadolu da ve Dünyada ‘Dedelik ve Babaganlık
Bektaşi Babaganlarının unvan ve yetkisinde toplanmıştır. (Anadolu Aleviliği
Anadolu’ya özgüdür. Dünya Ali’ciliğine değil Hüseyin Aldoğan). ‘’Bektaşilik Anadolu
Aleviliğinin dört kapısıdır.’’ ( Şakir Keçeli tahtacılar Sitesi ) Dedelik
‘’Babaganlıkda ’’ bizim anlayışımızın bütünlüğü içinde varlığına devam etmektedir.
Nasıl ki Anadolu Aleviliği Osmanlıdan beri Bektaşiliğin şemsiyesi altında
varlığını korumuşsa , bugün de bizim Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışlı evrensel
unvanlı şemsiyemizin altında varlığını sürdürmeyi kabul etmelidir.’’ anlamını
ifade etmektedir. Kantekin’in ‘’Balkanlarda yaşayan Bektaşi Babalarının oyları ile
Makedonya'da bulunan Harabati Baba Tekkesi'nin başındaki Mondi Baba, dedebabalığa
getirildi’’ Murat KANTEKİN ifadesi bunun en açık kanıtıdır.

Dr. Ali Arif Ozzeybek tahtacılar sitesindeki bir yanıtlamada’’ Biliyorsunuz ki Hacı
Bektaş dergahı kapandığı için son dedebaba Salih Niyazi baba dır. Dedebabalık
makamı seyyah değildir ne zaman ki dergahlar açılır o zaman dedebabalık makamı da
açılır Dolayısı ile dedebabalık makamı şu an kapalıdır ve zamanı gelince erenler
gönderir.’’ (Ali Arif Ozzeybek iyide sayın
Ozzeybek kapalıysa bu ortada dolaşıp kendilerine ‘’unvan veren ’’ beyler nereden
türüyor. Sormanızda yarar yok mu? Bu vatandaşlar nerden ‘’eren ‘’ unvanını kazanmış
oluyorlar. Yoksa Pirler Piri Erenler Ereni Hacı Bektaşi Veli’nin eşdeğerleri midir?
ki siz ‘’erenler’’ diyorsunuz. Buda sizin yeni makamı unvan terfihiniz mi? Biraz
insaf edelim.

Cumhuriyet döneminde Bektaşi Dergahlarının kapandığı resmiyette idi icra+ diyette
değil. Böyle ilk veya son bir seyyah Babagan ise bu anlayışın bir parçası olarak
tarihe not olarak düşmüştür. (Lakin Babaganın yaşamı nın dramı ayrı bir tarihi
vakadır. Açlık ve sefaletin çilesi içinde yaşamı noktalanmış. Kimsede sahip
çıkmamıştır. ) Tekke ve zaviyeler yasasıyla sadece Anadolu Alevi inanç anlayışının
ibadetlerinin tümü yılarca yapılamamıştır. Bektaşi tekkesinin icraatı ise kendi
içinde devam etmiştir.1963 yılında Turizm Bakanlığına bağlanarak tüm masrafları da
devlet tarafından karşılanmaya başlanmış ve icraatına da devam etmektedir. Tıpkı
Osmanlıda yönetimin kapattık demesine rağmen Yenikapı ve diğer tekkelerdeki
kitapların Saray hanedanının içindeki sultanlar ve yetkili kalemiyeliler tarafından
karşılandığı gibi.

Sayın Murat Kantekin’in ‘’Balkanlarda yaşayan Bektaşi Babalarının oyları ile
Makedonya'da bulunan Harabati Baba Tekkesi'nin başındaki Mondi Baba, dedebabalığa
getirildi’’ Murat KANTEKİN
alıntısını ikinci kez taktirinize sunuyorum. Geleceğin ‘’ Osmanlı Bektaşi
Tarikat Anlayışının’’ öncüleriyiz diyen köşe yazarlarını da ‘’terfih + lendirmek’’
gerekir diye düşünüyorum. Atfımı bağışlayın çünkü ; Ulusal köşe yazarlarımızın
yaptığı gibi bizimkiler ‘’diyemeyeceğim’’ yazarlarımızda aynı modayı takip ederek
kendilerine yeni unvan ve terfih madalyaları kazandırmaya devam etmektedirler. Tabi
onlara alan açan, Alevi Sivil Toplum Kuruluşları da bizim yazarlarımız demekten
büyük bir haz ve gurur duymaktadırlar. Tıpkı ‘’Benim caddemin dedesi, sokağımın
zakiri, vakfımın piri, konfederasyonumun mürşidi’’ taltiflerinde olduğu gibi.
Hatta bu Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri ve onların alan araştırmacı
yazarları, Anadolu da ne kadar pos bıyıklı şalvarlı ve şapkalı saz çalan Alevi
vatandaş varsa onları, zakir olmadıkları halde pir, mürşit ve Babaganlıklarla
terfih ettirerek bu Sivil Toplum Kuruluşların liderliğine bile getirmekten de
çekinmediler. Ama sonuçları da ortada ‘’Görünen Köy Kılavuz İstemez.’’ Tabi kiralık
araştırmacılar tutarak yazılan satırların altına kendi adlarını yazmak suretiyle
kitap yazarı olanlar bile piyasada cirit atıyorlar. Anadolu Aleviliği ve ‘’Osmanlı
Bektaşi Tarikat Anlayışı’’adına.

Bektaşilik; Anadolu Aleviliğinin Anadolu da var olmasından sonra Hünkar-ı Hacı
Bektaşi Veli’nin kerameti icraatıyla kendi ifadesini bulmuştur. O erenin
felsefesiyle bugün ki ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışı’’ felsefesi arasında ne bir
ilişki nede bir bağ vardır. Ölümünden yılar sonra Osmanlının mirası olarak
Cumhuriyet’e intikal edip bu güne gelmiştir. Buradaki ‘’Dedebabalık’’ ifadesindeki
asıl yansıma ise Anadolu da ki Alevilerle Bektaşiler, Osmanlı Bektaşi Tarikatının
uygulayıcıları olan Babaganların öncüllüğünde bütünlük olmuşlardır. ifadesinin
kabullendirilmesidir. Yani DEDELER ile BABAGANLAR ‘’Bektaşi Babalarının oyları ile
Bektaşi Tekkelerinin başına getiriliyorlar, seçilen Babaganlar ‘’Dedebagan’’
unvanıyla Anadolu Alevilerinin ve Bektaşilerinin tek temsilci unvanına haiz
oluyorlar.’’ Bu aynı zamanda Anadolu Alevilerini temsil eden DEDELİK MAKAMINI
tanımamak anlamında türetilip birleştirilmiş bir unvan olarak yaygınlaştırılmaya
çalışılmaktadır. Bu birilerinin emir ve yetkilendirilmesiyle kendi kendine bir
unvanlaştırma olup Anadolu Aleviliğinin bütünlüğünde, inanç yaşamında ve DEDELİK
temsili yaşamında hiçbir anlam ve değer ifade etmemektedir.

Anadolu Alevilerine, Alevi dedelerine ve ozanlarına, asırlardır Anadolu da Hanefi
dini şemsiye zihniyetin yaptığı baskı kadar, ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat
Anlayışının’’ şemsiyesi altında yapılanların sonuçları bugün de tüm mevcudiyetiyle
ortadadır. Pirin gerçek felsefi anlayışıyla en ufak bir bağdaşırlığı olmayan ve
Osmanlıdan destur almış bir mirasın devamı olan bu anlayışa karşı, Bektaşi
Babaganların dan Hamdullah ve Kalender Çelebi’lerin, Pirin gerçek Felsefesine
dönüşü için verdikleri mücadeleden dolayı yaşadıkları dahi bu zihniyetin yönetim
ve ittifakı ürünüdür.

Her ne kadar bazı İlahiyatçı Alevi yandaşı köşe yazarı, bilim adamı
Postmoderinciler, Osmanlının Bektaşi ve Alevilerle olan temel sorunu; Yeniçeriler,
isyanlar ve ‘’Alevilerin yeni bir devlet kurmak veya başka bir devlete bağlanmak’’
(Sefevi Devleti-Yükselen Alevilik Mustafa Cemil Kılıç S.229) konusundaki eğilimleri
sonrası Osmanlının tavrının değişmesine neden oluyordu. Burada ki asıl sorunun inanç
ve mezhep sorunu olmadığı iddiasını bir örtü kılıfı olarak sergilemeleri ise
inandırıcı değil. Aslında iktisadi sorunlardan dolayı Osmanlıya başkaldırmaları da
Osmanlının tavrını değiştirmek zorunda bıraktırmıştır. Oysaki Anadolu Alevi
isyanları; Osmanlı yönetiminin tek taraflı Şer-i ve örfi hukuk uygulamaları ile
iktisadi ve inanç siyasetindeki tek taraflı korumacı uygulamalarından
kaynaklanmaktaydı. Bu konu başlı başına tartışma götürecek bir konu olarak gündemini
bugünde korumaktadır.

1826 olayından sonra ki Alevi -Bektaşi zorunlu yaklaşımı, kentlerde Osmanlının
yaşama hakkı bırakmadığı, Osmanlıya ihanet ettiler yaklaşımıyla, Osmanlının yok
etmeye çalıştığı Bektaşilerin yeni sığınma alanlarına kaçışın yakınlaşmasıydı.
Aslında, asırlardır iç yüzünü dışa vuran Osmanlının politikalarına uyum göstererek
kentsel varlıklarını sürdüren Bektaşi Babaganların, kırsal kesimlere sürülmek
suretiyle asırlardır yönetimden dışlanan, Anadolu Alevilerine yanlış bakışları
sonucu Bektaşilerin ve Alevilerin uğradıkları zulmün yaşananlarıydı. Osmanlının
zulmünden kaçmak zorunda kalan yalnız Bektaşiler değildi. Özellikle Hamidiye
Alayları döneminde diğer azınlıklarda Anadolu Alevilerin sürgün edildikleri
coğrafyalar da kendi canlarını kurtaracak sığınaklara sığınmak zorunda kalışları da
yaşandı. Osmanlının ve Cumhuriyetin diğer sayfalarını karıştırmaya gerek yok.
Cumhuriyet döneminde yaşanan Maraş, Çorum ve Sivas olaylarından sonra yaşanan göçler
Türkiye’nin de sınırlarını aşarak dünyanın en ücra köşelerine kadar devam etti.

Bektaşilik ritüellerinin Anadolu da ve Anadolu dışında Osmanlıdan Cumhuriyete geçen
biçimlendirme zihniyetle uygulanması ne yazık ki tek taraflı, bilim ve bilimin
realitelerden uzak, siyasal amaçlı bilgilenme ve bilgilendirmelerle devam
etmektedir. Bugün bu konuda mevcut yönetimlerin emrindeki kurum ve kuruluşların her
türlü maddi ve manevi kaynakları seferber edilmiş durumdadır. Burada ki amaç ise
Anadolu Aleviliğini, tarikat anlayışlı bir stratejiyle asimile etmek, yozlaştırmak
ve yeni den biçimlendirmektir. Bu amaç için Diyanet İşleri başkanlığın da görev
alan bilim adamlarının ve Devlet Üniversitelerinin bünyesinde açtırılan araştırma
Enstitülerinde çalışan bilim adamlarının katkıları dahi devam etmektedir. Alevi
Vakıfları imamlarının vaizleri de göz ardı edilmemelidir. Hatta günümüzün son
yaşananları ile örneklemek gerekirse ; ‘’ Hanefi dini anlayışı yeniden
yapılandırılmak suretiyle strateji değişikliğini uygulamak için siyasal amaçlı
Çalıştaylar ‘’ avuntusunun peşinde dolu dizgin koşup sonrada duvara çarparcasına
hayal kırıklığı yaşayan, Alevi Sivil Toplum Kuruluş yöneticilerinin yetki ve
yetersizliklerinin siyasal amaca bir anlamda sundukları katkı nedeniyle yüzde
ellileri aşan bir çoğunluğu sağlayan iktidarın zaferini da hep birlikte
yaşamaktayız. İşte tarihi realite ‘’ Sen Seni Bil Seni… Birde Seni Bileni Bil’’

Gerek Tahtacılar,Çepniler, Abdallar ve Hacım Sultan , Abdal Musa, Mürselli
Hüdadadilerin bağlı olduğu Çelebiler kolu, gerekse Seyyit Ali Sultanın diğer adı ile
Timurtaş dan geldiğini iddia eden, özellikle Balım Sultandan Sonra Osmanlı inanç
zihniyetinin devamı olarak da süre gelen, Osmanlı ve Cumhuriyetin de dini anlayışı
tarafından yetkilendirilip ‘’Siyasallaşmış Osmanlı Mirasçısı Bektaşi Velayetinin’’
Anadolu da bu yıl da il il dolaşıp ‘’ benim yetkilendirilmişliğim öncüllüğünde
birleşin’’ diyen zatın unvanı dahi‘’Babaganlık’tır. ‘’Dedebabagan’’lık değildir.
‘’Osmanlı Mirası Bektaşi Velayetliği’’ temsilcisinin bu anlayışı, Anadolu Alevileri
ve DEDELERİ tarafından bu toplantılarda açıkça ret edilmiştir. İkrarından dönüp de
bu temsilciye ‘’ikrar veren’’ bazı ‘’Alevi Sivil Toplum Kuruluşlarının’’ görkemli
salonlarındaki destura şayan olan mevcudiyetleri hariç. ‘’Ankara'da ,Hacıbektaş
Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy önderliğinde ,ABF Başkanı Ali Balkız, HBVAKV
Başkanı Ercan Geçmez, PSAD Başkanı Fevzi Gümüş ve AKD Başkanı Selahattin Özel'in
katılımı ile yapılan toplantıda, kurum başkanları düşüncelerini anlatarak Postnişin
Ulusoy’a ikrar verdiler (TARİHİ 12-02-2011 / 10-44 Alevizyon Haber )
Bu girişimlerin başlangıcından sonra 12 haziran parlamento seçimlerinde Alevi
liderlerin ve yöneticilerinin aday adaylıklarını ilan etmelerine rağmen siyasi
parti listelerinde yer almamaları, ‘’Bir alevi örgüt liderinin bu kadar az oy
alması (1644 oy) gerçekten üzücü bir sonuçtur.

çok düşündürücü. Hak yolunda hakka hizmetle, hak yolunda kendi kişisel hakları için
hizmet etmek aynı olamaz gerçeği ispatlanmış oldu.İkrarından dönüp başka bir kapıya
ikrar vermeyi kabul etmek; dört kapının dört dardan da mahrum olmuş olmaktır.
Düşkünlüğünün kalkması dahi mümkün değildir. Anadolu Aleviliğinde ki bu suç Hakka
yürüyen ana kadar devam eder.

Özellikle yetmiş sonrası otuz yılla aşkın bir süre kesintiye uğrayan Anadolu
Aleviliğini, özündeki Mistik felsefe anlayışına aykırı bakışlarla değerlendirip,
Anadolu Aleviliğinin öncüleri olan DEDELERİ köy ortasında dövenler, sayfa kabartarak
eser diye sundukları ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışının’’ asırlardır
biçimlendirilmiş tarikat malzemesi haline getirilen Bektaşiliği de göğüslerini
kabartarak ifade etmeye devam etmektedirler. Bu da yetmiyormuş gibi farklı
doktrinlerin saplantı anlayışıyla ‘’Alevileri Temsil Ediyoruz’’ diye kurdukları,
Alevi Sivil Toplum Kuruluşları’nın etiketleriyle kendilerini süsleyip seçtiren,
Anadolu Aleviliğinden bihaber olarak ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışlı’’
kuruluşlarla ve kendi kuruluşlarının başlangıcında yer kapma amacıyla ittifaklar
kurup bugünde karşı karşıya kılıç kuşanmaları Anadolu Aleviliğinden ne kadar
haberdar olduklarını sergilemektedir. Özünden haberdar olmadıkları sekizinci imam
anlayışlı ‘’Osmanlı Bektaşi Tarikat Anlayışı’’ emellerinin uygulama yansımalarını
anladıklarını beklemek büyük bir yanılgı olur. Tabi ki asıl Bektaşiliği birazcık
öğrenmiş olsalardı bu stratejik emeli +yete itirazları da olabilirdi. Hacı Bektaşi
Veli derki ‘’İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlık olur”. İşte bu akışla yoluna
devam eden gerek Alevi DEDELERİ’nin gerekse Alevi Sivil Toplum Kuruluşlarının sonu
bu karanlık yolculukta bitmek zorunda kalacaktır. İttifakı mevcudiyetleri mümkün
olduğunda Bektaşi Babaganları’nın devamı bakidir.

Bugün Alevi Sivil Toplum Kuruluşlarının Anadolu Aleviliği ve ‘’Osmanlı Bektaşi
Tarikat Anlayışının’’ tarihsel akışındaki sürüklenişin neresinde konumlanmış
olduklarının farkında olmadan bu ifadelerin kullanılmasında kimler sorumludur?

Yukarıda ifade etiğim açıklamalardan da önce kendilerini Anadolu Aleviliğin kırsal
kesiminin temsilcileri olarak kabul eden ve Alevi vakıflarını bütünlüğünde toplayan
bir Alevi Sivil Toplum Kuruluşunun baş temsilcisi ‘’ Bektaşilerin bazı
faaliyetlerini Anadolu Alevilerine kabul ettirmeye zorladıklarını biliyorum ama
takip de etmiyorum’’ifadesini kullanan temsilcinin sorumluluğu ilk sırayı alması
gerekir. Ne yazık ki düşüncesinin bulunduğu makamla ne derece bağdaşıp
bağdaşmadığını anlamakta zorluk çekiyorum. Lakin aynı federasyonun baş
yöneticisi, üyeleri olan Anadolu da ki bir Haci Bektaş Vakfının Anadolu da tarihi
bir bahar şenliği geleneği olarak bahar mevsiminde ‘’koyunun yavrusuyla buluşma’’ sı
adına düzenlenen ‘’Bahar meleyişini’’ ‘’Aşure günü (15 Mayıs Pazar günü) gösteren
daha da ileri giderek ‘’Kayseri Siyaset AŞURESİ’’ ifadeli bir yaklaşımla kabul
edecek kadar kendi üyelerinin siyasal icraatlarının altına imza ata biliyor. [tahtacilar] Kayseri'de Aşure) Aşure 680 den beri Muharremin
10. günü yapılmakta. Bizler aşurenin mevsimlerde yapıldığını yaşadığımıza göre,
kendi üye vakıflarını sıraya koymak suretiyle her ay biri Vakfın aşure kutlaması
yapacağını beklemek mümkün olabilir mi ne dersiniz? Anadolu Alevliği için son
derece hassas konular olmasına rağmen, önemsenmeyen bir yaklaşımla akışı seyretmek
doğrusu daha da düşündürücü değimlidir?

Asırlardır Anadolu da yaşayan toplulukların da ortak kültür değerleri arasında yer
alan Hıdırellez’in kutlama günü Bektaşi sayısal çoğunluğuyla değiştirip kutlayan,
Anadolu Alevi varlığının vazgeçilmez olmazsa olmazı olan CEM’i vaiz ve siyasal
imamların nutuklu icraatına dönüştüren bir Alevi Sivil Toplum kuruluşunun icraatları
ise takdiri şayandır.

Alevi Yöre ve Köy Dernekleri Federasyon çalışmalarının başlangıcında şahsımdan
görüş istendi. İlk toplantıdan seçilen komitenin bir üyesi olarak beş altı
toplantıya katılıp düşüncelerimle katkı sağlamaya çalıştım. Lakin komitedeki ‘’bizim
dediğimiz olmalıdır ‘’ yanlış anlayışına karşı gösterdiğim tepki nedeniyle
çalışmalara devam etmedim. Benden sonrada çalışmalar sonuçsuz kalmış. Bir yıl sonra
yeni adreslerinde yapmış olduğum nezaket ziyaretinde çalışmaların olumsuz sorumlusu
olarak gerçek dışı duyumlarla yapılan değerlendirmelerden şahsım olduğunu öğrendim.
Buda yetmiyormuş gibi projenin başlangıç sorumlusu olan AVF başkanı; kendilerini
eleştirip yargıladığımı ifade etmeye çalıştı. Oysa ki bu konu da altı sayfalık
düşüncemi kendisinin şahsına hitaben yazdığı bir metin olarak sundum ve

O an beni üzen tek şey ise
geride kalan yıllarda görüşlerine değer verdiğim akademisyenin mevcut sistemin
stratejisi içinde yaşamının sosyal ve ekonomik koşulları nedeniyle aynı akışın
görüşler ile biçimlenmiş olmasıydı.
http://www.piryolu.com/forum/images/.../misc/logo.png
Bizden uzak kalması için ‘’çamur at izi kalsın ki gelmesin ‘’ yaklaşımlarla yüzlerce
dede çocuğu ve dede bu ASTK’lardan uzak tutulmaya çalışıldı. Bu amaç doğrultusunda
bu uzaklaştırma devam etmektedir. Çünkü her alevi dede ve yönetici grupların kendi
alanları diye parselledikleri, derneklerin cem evlerinin, vakıfların,
federasyonların ve konfederasyonların içinde hakimiyetlerinin realite gerçeği
toplumsal değerlendirmelere de yansımış durumdadır. Yaşamakta olduğumuz bu
sürüklenişin doğru ve yanlışı sonuçlarını geçmişin tarihsel olayları dan olduğu
gibi gelecekte de yine biz Anadolu Alevileri yaşayacağız. Evrensel değişimin
bütünlüğü ile bütünleşmekten uzak bir vizyon ve misyona sahip olan bu ASTK’larının
akışı geleceğin tehlike çanlarını da çalmaya başlatmışlardır.

Gerek şahsi gerekse yerel ve uluslar arası yayın ve internet sitelerinde
yazdıklarımı herkese açık olarak yıllardır yayınlamaktayım. Bu makalelerim
yayınlandıkları yayınlarda hala da mevcudiyetini de korumaktadırlar. Düşüncelerimin
doğrularını bundan sonrada açıklamaya devam edeceğimden kimsenin kuşkusu
olmasın.Unutulmamalı ki Hak-Muhammed – Ali Yolunun divanın da bu yolun yolcusu
olan her can hesabını mutlaka bir gün Hak darın da verecektir. Bunun böyle olduğunu
anlamak için tarihin sayfalarının iyi incelenmesi gerektiği kanaatimi belirtir tün
okuyucularıma saygılarımı sunuyorum.



Hüseyin Aldoğan

Sinemilli Pir Ocağı / Kahramanmaraş/Pazarcık


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:16.

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2