Sponsor Reklamlar


Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi

 Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Araştırmaları Forumunda Bulunan  Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç1Beğeni
  • 1 gönderen mechul

 
Seçenekler
Alt 17.10.10   #1
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi


"Alevi sözcüğüyle Ali ismi arasında uzak bir ses benzerliği dışında bir ilişki yoktur. Bu ses benzerliğini kullanmışlardır. Işık insanı ışıktan gelen anlamında Alevi sözcüğüyle yer değiştirmiş. Alevi sözcüğünün kullanılması Ali ile olan ses benzerliğinin ardına saklanma kaygısındandır."



Alevilik nedir sorusuna verilen cevaplar Alevi camiasını parçalamış durumda. Bir yandan İslamcı çevrelerin Türkiye’nin %99’u Müslümandır söylemi ardında Aleviliği İslamın içinde eritme çabaları ve Aleviliği İslamın içinde gören Alevilerin bu bakışa destekleri, diğer taraftan bazı Alevilerin Aleviliğin İslam’la bir ilgisinin olmadığını söylemeleri ve yazmaları bu kesimde işleri kızıştırdı. Başbakan Erdoğan’ın alt kimlik-üst kimlik tartışmaları çerçevesinde Türkiyeliliği ve İslamı bir üst kimlik olarak gören açıklamaları Alevi camiasında huzursuzluğu arttırdı. Alevi dernekleri ve yazarları bu İslam içinde değerlendirilme baskısına Aleviliğin Müslümanlıkla bir ilgisinin olmadığı ve Aleviliğin kökünün İslamiyetten çok daha eski dönemlere uzanan bir kadim uygarlık olduğu cevabını veriyorlar. Bu konudaki tartışma Alevi camiasında derin bir ilgiyle izleniyor. Şimdi ortaya çıkan sorular can alıcı önemde: Aleviler Müslüman değil mi? Aleviler Aleviliği bilmiyor mu? Aleviler bir etnisite mi? Alevi ismi Hz. Ali’den gelmiyor mu? Yüzlerce yıldır Hz. Ali resimleriyle ve kılıcı Zülfikar ile kendilerini simgeleyen Aleviler bugün kendilerinin farklı bir kimlik sahibi bir toplum olup olmadığını tartışıyorlar. Bazı Aleviler Diyanet kurumunda bir yer edinmeye çalışırken diğerleri neden buna karşı çıkıyorlar? Birgün bütün bu konuları masaya yatırıyor ve yukarıdaki soruların cevaplarını Alevi camiasında arıyor. Alevilerin önde gelen simalarıyla konuştuk. Cevaplar tüm Türkiye’yi sarsacak nitelikte. İlk konuğumuz araştırmacı yazar Erdoğan Çınar.

(Hakan Tanıttıran Gülşen İşeri )

‘Alevi adı Hz. Ali’den gelmez’

»Siz Alevi camiasında oldukça ilgi gören kitabınızda Alevi kelimesinin Hz. Ali’den gelmediğini söylüyorsunuz. Peki nedir bu sözcüğün kökeni ve bugüne kadar yaygın kabul gören bu anlayış hatalı mıydı?

Yaygın bir inanışın aksine bana göre Alevi sözcüğü Ali sözünden türetilmiş bir söz değildir. Çünkü Türkçe dilbilgisi kurallarına göre Ali sözcüğünden Ali’yi seven, Ali’nin yolundan giden anlamında bir kelime türetmek gerekirse, Alici veya Alili olması gerekiyor. Hiçbir zaman Alevi olmazdı. i eki Türkçe de sonuna geldiği kelimeye aidiyet kazandırır. İnsan-insani, tarih-tarihi, mimar-mimari gibi. Alevi sözcüğü alev kelimesinin sonuna –i eki gelmesi ile oluşturulmuş, aleve ait, ışığa ait, alevden gelen, ışıktan gelen anlamında bir kelimedir. Zaten 16. yüzyıla gelinceye kadar Alevilik içinde asıl zümreyi oluşturanlara verilen isim ışıklar veya ışık taifesi idi. Ancak ışık ve ışık taifesi sözcükleri küfre dönüştükten sonra ve bu insanlar üzerine sürek avları ve katliamlar düzenlendiği içindir ki bu insanlar isimlerini değiştirmek zorunda kalmışlar. Alevilik tüm tarihi boyunca defalarca isim değiştirmiştir. Alevilik kadar farklı isimlere bürünen bir başka topluluk, bir başka inanış daha yoktur yeryüzünde. Bu onlara karşı sürdürülen saldırıların ve katliamların doğal sonucudur.

»Osmanlıdaki Alevi katliamlarının dışında tarihin başka dönemlerinde de Alevi katliamları var mıdır ve bu katliamların nedeni nedir?

Katliamların nedeni temelde farklılıklardır. Egemen düşünce kendisinden olmayana bir müddet tahammül etse de, daha sonra onu ortadan kaldırmaya yöneliyor. Güçlünün kendisinden olmayana tahammülsüzlüğüdür neden. Elbette Osmanlı katliamları ilk değildi bunun öncesi de vardı. Alevilere yönelik yapılan katliamların içinde Osmanlının yaptıkları Ortodoks ve Katolik Kiliselerinin yaptıklarına kıyaslandığında devede kulak kalacak kadar azdır.

»Alev ve Alevi sözcüklerinin Ortadoğu’daki aleve tapanlarla, Zerdüştlerle bir ilgisi var mı?

Hayır. Alevi sözcüğünün aleve tapanlarla,ışığa tapanlarla bir ilgisi yoktur. Alevi inanışında var oluşun kaynağı ışıktır, enerjidir. Var oluş güneşten yansıyan enerjinin vücut bulmasıyla ortaya çıkmıştır. Alevilik, yeryüzündeki yaradılışın esasının ışık vasıtasıyla olduğ unu kabul eden bir inanıştır. Işık vasıtadır. Alevilik ışığı yaradan gibi değil, yaratanın görünen yüzü olarak görür. Bu ikisi birbirine çok yakın gibi dursa da, birbirinden çok farklı şeylerdir.

»Alevi sözcüğünün kökeni nerelere kadar gidiyor?

Milattan önce 2000 yıllarında Anadolu’da Luviler yaşamı ş. Hititlerle beraber var olmuşlar, ancak biraz Hititlerin gölgesinde kalmışlar, biraz da kendileri böyle olmasını istemişler. Çok önemli bir uygarlık oldukları ve bu uygarlığın evrenin, yeryüzünün ve insanlığı n var oluşuna ilişkin çok önemli bilgilere sahip olduğu yeni yeni anlaşılmaya başlandı. Luvi sözcüğü Hitit dilinde “ışık insanı” demektir. Zaten günümüzde de birçok dilde “lu” kökü ışık anlamında kullanılır. İngilizce de light Almanca da licht, Latince de lüx gibi. Alev sözcüğü de ışığın kaynağındaki yansımaya verilen isimdir. Anadolu da sadece Luviler yok; Likyalılar da var. Likya ışık ülkesi demektir. Aleviler de Safavi savaşları sırasında kendilerine uygulanan büyük katliamlar öncesine kadar kendilerine ışık taifesi olarak adlandırdılar, ancak ışık taifesi katli vacip hale gelince mecburen isim ve kisve değiştirdiler. Ama isim ve kisve değiştirirken özlerine sadık kaldılar ve bir kelime oyununun arkasına sığınıp varlıklarını bir müddet daha gizlemeyi denediler. Alevi sözcüğü o zamandan itibaren kullanılmaya başlandı. Bazı araştırmacılar bunu daha yakın zamanlara taşıyorlar ama ben alevi sözcüğünü Kul Nimet’in nefeslerinde buldum, bana göre Alevi sözcüğü ilk kez 16. yüzyılın son çeyreğinde kullanıldı.

»Yani daha önce kendilerine “Işık insanları” diyorlardı.

Işık taifesi diyorlardı ve 16. yüzyıldan önceki Osmanlı arşivleri incelendiği zaman fermanlarda Alevi sözcüğüne rastlanmaz ağırlıklı kullanılan isim “ışık taifesi”dir. Bu konuda yapılmış araştırmalar ve ortaya çıkarılmış belgeler var.

»Bu, Aleviler’in kendilerine verdikleri isim. Peki dışarıdan onlara verilen isim nedir?

Aynı isim kullanılıyordu. Işık taifesi, Aleviler’in kendilerine verdikleri isimdir ama dışarıdan da aynı isimle anılıyorlardı. Bugün Alevi geçmişine baktığımızda Aşık-ı Sadık’lar veya diğer ozanlar geçmişte kendilerine Işık diyorlardı, onların ismi Işık’tı. Onlar da savunmasız bir şekilde Anadolu da köyden köye dolaşıp bu inanışın misyonerliğini yaparken ağır tehditler altında kaldılar. Işık sözcüğü o dönem Osmanlı da kullanılan Arap harfleri ile yazıldığı zaman yazılışı aşık ile aynıdır. Orada başka bir küçük oyun gizlidir.

»Bu da bir gizlenme, bir örtüydü sanırım.

Evet bir gizlenmeydi. Birde Siraçlar var. Onların geçmişteki ismi ışıklardı. Yine bu mezalime maruz kalmamak için isimlerini siraçlar olarak değiştirdiler. Siraç Arapça bir kelime o da ışık demek. Siraçlar bugün Anadolu’daki on iki büyük alevi topluluğundan bir tanesidir ve Anadolu coğrafyasında çok yaygındırlar.

»Alevilik Hz. Ali’yle örtünmüş, gizlenmiş diyorsunuz. Neden Ali?

Alevi sözcüğüyle Ali ismi arasında uzak bir ses benzerliği dışında bir ilişki yoktur. Bu ses benzerliğini kullanmışlardır. Işık insanı ışıktan gelen anlamında Alevi sözcüğüyle yer değiştirmiş. Alevi sözcüğünün kullanılması Ali ile olan ses benzerliğinin ardına saklanma kaygısındandır.

»Yani Hz. Ali’nin mazlum, mağdur kimliğiyle bağlantısı yok mu?

Var. Kerbela Olayı, Alevilikte sırdan uzak, sırra vakıf olmayan asıl büyük kitleyi mağdur olmuş insanların sempatisini kazanmak için çok iyi kurgulanmış, kullanılmıştır. Aleviler mağdurun yanında olmayı seviyorlar. Ali, Alevilik içinde çok etkili bir isimdir. Ancak Ali derken 7. yy’da yaşamış İslami şahsiyeti kastedilmez.

»Kimi kastediyorlar?

Kasedilen bir kişi değil bir kavramdır. Şimdi Genç Abdal’dan (Güvenç Abdal) iki dörtlük okuyayım.

Yoğ iken yerle gökler ezelden
Kudret kandilinde pünhan Alidir
Kün deyince bezm-i elestten evvel
Alemi var eden sultan Alidir.

Müminler sırrını ilden sakınır
Kendin bilmezlere sözün dokunur
Genci Abdal dört kitapta okunur
Evveli ahiri destan Alidir.

Şimdi dünya kurulmadan varolan ve alemi var eden bir varlığı hangi özneyle anarsak analım ister Ali ister Muhammet diyelim bu,7. yy’da yaşamış etiyle canıyla kanıyla varolmuş İslam’ın 4. halifesi olan Ali olması mümkün değildir.

Aşağı yukarı Alevi sırrına vakıf tüm Alevi Aşık-ı sadıklarının nefeslerinde bu durum böyledir. Bir dörtlük daha okuyayım:

Şah-ı Merdan cuşa geldi sırrı aşikar eyledi
“Yağmuru yağdıran benim” deyi Ömer’e söyledi
Ol dem şimşek yalabıdı Yedi Sema gürledi
Hem Sakidir, hem Baki’dir, Nur -Rahman’ım Ali!
Sefil Ali

Şimdi saki, Saki, Baki ve Nur-u Rahman, esirgeyen, bağışlayan ışığım Ali diyor aşık. Bu vasıfların, niteliklerin bir insanda toplanması ve bunun da 7. yy’da yaşayan Hz. Ali olması mümkün değildir. Aleviler bunu binlerce yıldır söylüyorlar, dinliyorlar. Bunu söyleyen birisinin kendisini Müslüman hissetmesi zaten mümkün değildir.

»Anadolu da on iki büyük Alevi aşiretinin olduğunu söylüyorsunuz, hep on iki rakamı çıkıyor karşımıza? Bu da bir gizlenme şekli mi, hepsi bir kod mu yani?

Evet hepsi bir kod. Alevilik’te edilen her sözün, her kelimenin altında mutlaka geniş anlamlar yüklüdür. Bu anlamlar da sadece bir tane değildir, herkes ufkunun elverdiği kadarı nı görür. Alevilik büyük bir deryadır, bir ummandır Alevilik. Kişi bu ummandan kabının yettiği kadarını alır. Aleviliği anlamak için insanın kendi kabının geniş olması gerekir. Kendi anlayışının, algılamasının, eğitimi ve görgüsünün geniş olması gerekir.

DEVAMI ALTTAKI MESAJDADIR
Sponsor Reklamlar

__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #2
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi


Alevilik insanlık tarihi kadar eskidir

»Kitabınızda yer verdiğiniz Alevi kültürünün sembolleri insanlık tarihinin binlerce yıllık geçmişinde sıkça rastlanan semboller. Nasıl bir ilişki var insanlık tarihindeki sembollerle Alevi sembolleri arasında? Örneğin 8 köşeli yıldız sembolü.

Sekiz köşeli yıldız bugün bir müze olarak kullanılan Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’nda dergâhın mührü olarak sergileniyor. Mühür bir nevi kimliktir, kimlik cüzdanı gibi bir şeydir. 8 köşeli yıldız geçmişte ‘Mu’ inanışında, mu ana kıtasına bağlı kolonilerde, mabetlerde kullanılan da bir semboldür. O inanışa bağlı dergâhlarda kullanılan bu mühür bugün Hacı Bektaşi Veli dergâhının mührü olarak hala kullanılmaktadır. Sadece dergâhın mührü olarak değil, bütün mezar taşlarının bir köşesinde bulunmaktadır. Hacı Bektaşi Veli Dergâhı zannedildiği gibi 1240 tarihindeki bir oluşumla ortaya çıkmı ş bir oluşum değildir. Bu dergâhın altında inanılmaz sayı da mumya bulunmaktadır. Bu mumyaların üzerinde bir karbon testi yapılacak olursa görülecektir ki bu mumyalar en az 3-5 bin yıllıktır. Dergâhta pirlerin, mürşitlerin, dedelerin babaların kitabeleri kayıptır. Bu dergâh Hacı Bektaşi Veli zamanında kurulmuş bir dergâh değildir. Hem 8 köşeli yıldızdan hem de mumyalardan bu dergâhın çok eski bir inanışın devamı olduğu bellidir. Bu iki kanıt bu dergâhın kadim bir inanışın taşıyıcısı olduğunu açıkça gösterir. Aleviliğin çok eski ve kadim bir geçmişi olduğunu bilmemiz Aleviliği anlamamız açısından oldukça önemlidir. Aleviliği İslamla başlatanlar derler ki; “Aleviliğ in bütün ibadeti Alevi Ayin-i Cem’inin içerisindedir. Alevi Ayin-i Cem’i ilk nerede görülmüşse Alevilik orada başlamıştı r.” Buna ek olarak Alevi Ayin-i Cem’inin 1400 yıl önce Hz. Ali’nin toprak damlı evinde, Arabistan Yarımadası’nda yapıldığını ve orada başladığını söylerler. Halbuki ben kitabımda çok açık olarak bundan 5500 yıl önce yazılmış bir Sümer tabletinde Alevi Ayin-i Cem’inin bugün Anadolu’nun herhangi bir Alevi köyünde yürütüldüğü biçimiyle, demiyle, çerağıyla, zakiriyle, 12 hizmetlisiyle Sümerlerde de yürütüldüğünü ortaya koydum. Tarihin kabul ettiği ilk yazılı belgedir Sümer tabletleri. Bu tabletlerden önce de vardı bu kadim inanış ama bilinen yazılı tarih bu kadar.

»Yani size göre insanlık kadar eski bir inanıştır o zaman Alevilik.

Evet öyledir ve bu benim görüşüm değil bilimsel bulgulardır. Ben sadece üstü örtülmüş bir takım gerçekleri gün yüzüne çıkarıyorum.

»Örtüyü kaldırıyorsunuz sizin deyiminizle.

Evet. Bakın bir nefes daha okuyayım;

Sorma ne hacet bizlere sofu
Ta evvel künyede ismimiz vardır
Dünya kurulmadan yüz bin yıl evvel
Şu yeşil kandilde cismimiz vardır.

Devrani’nin bir nefesi bu. Devrani diyor ki; dünya kurulmadan yüz bin yıl evvel başka bir kandilde, gezegende cisim olarak vardık. Bir başka biçim değil cisim olarak vardık. Bu nefesleri çoğaltabiliriz. Eğer Alevi Aşıkların söyledikleri inanmazsak biz bunlara Alevi aşığı olarak kabul etmeyiz, onların yolundan gitmeyiz. Ama kabul edersek söylediklerini de kabul edeceğiz. Sadece Yunus Emre’yi kabul etmekle olmuyor bu iş. Onun söylediklerini de kabul edeceksiniz. Pir Sultan’ı kabul etmekle olmuyor söylediklerini de kabul etmek gerekiyor. Kul Himmet’i , Genç Abdal’ı keza öyle. Bunları n hepsinin nefeslerinde Aleviliğin tarihi ve inanışın aslı çok net olarak yatıyor.

»Alevilerin Ayin-i Cem’inde bütün bunlar anlatılıyor diyorsunuz. Ne anlatılıyor Cem törenlerinde?

Alevi Âyin-i Cem‘i, evrensel bir gösteridir. Evrenin ve insanın yaratılışının mistik bir sunumudur, ruhani bir şölendir. Ritüellerin, söz, müzik ve dansla bezendiği, masalsı bir anlatımdır. Zengin sembollerle donanmış koreografinin içinde, engin sırlar ve kadim bilgiler gizlenmiştir. Alevi Âyin-i Cem‘i içinde dans, müzik ve söz, çarpıcı bir uyum içinde bir araya gelerek, varoluşun hikâyesine dönüşür. Alevi Âyin-i Cem‘i, varoluşun hikâyesini başlangıcından alarak, sırası içinde bu güne taşır. Alevi Âyin-i Cem‘i içinde sahnelenen her figürün, her sözün, her notanın, derin anlamları vardır.

»Aleviler yıllarca Hz. Ali’nin resimleriyle, kılıcı Zülfikar’ın kolyeleriyle yaşadılar. Kendilerini Müslüman olarak tanımladılar. Genelde Aleviliğin Şia’yla bir ilişkisi olduğu, Şia’nın bir kolu, bir farklı yorumu olduğ u düşünülürken siz onlara Müslüman değilsiniz diyorsunuz. Aleviler bütün bunları bilmiyorlar mıydı?

Ben kitabımı yazarken Aleviliğin doğru anlaşı lması için Alevilik üzerindeki Ali ipoteğinin kaldırılması gerekir diye başladım. Kabul etmek gerekir ki alışılmadık bir cümle bu. Alevilerle Aleviliğin kendi inanışları arasında kalın bir perde olduğunu ve o perde kaldırılmadıkça Aleviliğin aslının anlaşılamayacağını düşünüyorum. Kabul ediyorum sert ve radikal bir çıkış bu. Bu konu ile ilgili çeşitli konuşmalar yaptım, konferanslara katıldım ve yüzlerce mail aldım. Çok açık söylemeliyim ki bu iddiama ciddi bir karşı çıkış olmadı. Sadece Alevi esnafları bu düşünceme karşı çıktı. Zaten Alevilerle Alevi esnafları da birbirinden ayırmak lazım.

»Alevi esnafları derken kimleri kastediyorsunuz?

Aleviliği bir başka bünyenin içinde eritmek üzere kendini görevli kılmış insanların varlığını hepimiz biliyoruz. Yani Aleviliğin kendisini tarif yerine Aleviliği bir başka din ve inanışın içinde asimile etmeye programlı insanların -ki bunların sayısı çok az yazdıklarıma tepkisi var. Alevilerin de onlara tepkisi var. Diyorlar ki bunlara; “bunca zamandır bize doğruları söylemediniz.” Onlar bu kitaptan sonra geçmişte onlara inanmış kişilere hesap verme durumunda kalmışlardır.

»Yazdığınız kitap bir nevi turnusol kâğıdı mı oldu?

Evet. Geçmişte söylenmiş, yazılmış bir sürü şey var. Bunlara inanan geniş bir kesim de var. Şimdi bu insanlar bu kitabı eline aldı, okudu ve bana gelmeden önce muhtemelen onlara gittiler. Dediler ki; “Siz böyle böyle diyordunuz ama öyle değilmiş, ne diyorsunuz?” Artık onlardan hesap sorma zamanı başladı. Bu konuşulması gerekenlerden bir tanesi. İkinci bir konu Aleviler bunu biliyorlar mıydı? Alevi inanışıyla ilgili, Alevi inanışının aslıyla ilgili her şey Alevi nefeslerinde Alevi cemlerinde var. Alevilik binlerce yıldır nefeslerde yaşıyor. Ebetteki biliyorlar Aleviler gerçeği. Ama bu bir çeşit cümlelerle ifade edilmeyen, bilgiden ziyade bir sezgi olarak vardı. Aleviler kendilerinin Müslüman olmadıklarını, Müslümanlıktan farklı oldukları nı seziyorlardı demek biliyorlardı demekten daha doğru bir yaklaşım.

»Arada bir çelişki görüyorlardı; tarif edilmemiş olsa da öyle mi?

Genel algılama Aleviliğin İslamiyet’ten ayrı olduğu şeklinde değil de farklı olduğu yönündeydi. Aleviler camiye gitmiyorlar, namaz kılmıyorlar, oruç tutmuyorlar, hacca gitmiyorlar diye Müslüman olmadıklarını söylemek eksik bir anlatım olur. Asıl önemli olan Alevi inanışının temeldeki inanış kalıplarının İslamiyet’ten farklı olmasıdır.

Şöyle söyleyeyim Alevilerin inandığı Allah ile Müslümanların inandığı Allah aynı Allah değildir.

Müslümanlıkta yaratan ve yaratılan diye bir ayrım vardır. Yaratılışın dışındaki daha ulu bir varlık yaratılmışları yaratmıştır.

Alevilerde böyle bir inanış yoktur. Aleviler yaratılışın tamamını yaratanın kendisi olarak görürler. Yani yaratılmışın dışında bir ilahi varlığa inanmazlar.

Alevilik ve İslam daha Allah’ın tanımında, yaratanın tanımında birbiriyle uzlaşmaz, örtüşmez bir şekilde birbirlerinden ayrılırlar. Geleneksel tarzda izah etmek gerekirse, Allah’tan başka tanrı yoktur der Müslümanlar. Aleviler bunu Allah’tan başka varlık yoktur diye ifade ederler. İkisi birbirinden çok farklı şeylerdir.

Yaradılışı yaratan ve yaratılan olarak ikiye ayırmayı Aleviler doğru bulmazlar. Varlıkta ikilik yaratmaktır bunun anlamı Alevilikte hakir görünür.

Aleviler varlığın birliğine inanırlar. Varlığın birliği de Alevilerde çok bilinen bir tabirle “ene’l hak” diye tarif edilir. Ene’l hak sözcüğü 910 yılında Bağdat’ta işte çok ağır tarihin en ağır cinayetlerinden birine kurban giden Hallacı Mansur tarafından ifade edilmiştir. “Ben Allahım” demektir.

Ancak bunun derinliği de, yaratılmış her şeyin, yaratanın bir parçası olduğunu, bu parçaların bir araya gelmesiyle yaratanın ortaya çıktığının ifadesidir. Daha temel olarak Allah inancında ayrılırlar. Aynı Allah’a inanmayan insanlar aynı dinden olabilirler mi? Hıristiyanlıkta, Yahudilikte ve Müslümanlıkta aynı tanrıya inanılır ama bunlar ayrı dinlerdir. Alevilerle Müslümanlar aynı tanrıya bile inanmazlar.

»Yani Alevilik tüm tek tanrılı dinlerden de ayrılıyor, öyle mi?

Alevilik tüm semavi dinlerden ayrılır. Sadece Müslümanlıkta değil. Çünkü yaratılmışın dışında bir yaratanı n varlığına inanmıyorlar.

»Bugüne değin Müslümanlık içindeki dört hak mezhep dışında kaldığı tartışılıyordu. Şimdi siz bütün semavi dinlerin dışında mı olduğunu söylüyorsunuz?

Evet tamamen böyle. Başka bir şey daha söyleyeyim; Aleviler cennete de cehenneme de inanmazlar. Tüm semavi dinlerde öldükten sonra cennete ya da cehenneme gidileceğine inanılır. Alevilikte böyle bir inanç yoktur. Aleviler nurdan geldiklerini ve devriye çemberi tamamladıktan sonra aynı nura geri döneceklerine inanırlar. Bir çembere inanırlar, bu çemberin içinde önce “kadir-i mutlak” tan nura, nurdan dört kuvvete düştüklerine inanırlar. Bu dört kuvvet dört nesneyle temsil edilir (ateş, toprak, su ve hava) Bunlar bilimsel gerçeklerdir: Bugün herkes kabul ediyor ki bir gezegenin doğumundan bir çocuğun doğumuna kadar evrende her şeyin kontrol eden dört kuvvet vardır. Alevi nefeslerinde de bu vardır. Sıradan insanlar kolay anlasınlar diye ateş, toprak, su ve hava olarak adlandırılır.

Sonra bu nur dört kuvvetin kontrolünde önce cansız nesneye, sonra nebata sonra hayvana sonra insana ve ardından olgun insana yani İnsan-ı Kamil’e ulaştıktan sonra tekrar geldiği kaynağa döner. Alevilikte başka bir evrene, başka bir mekana veya öbür dünyaya, cennete ya da cehenneme gidiş yoktur. Sadece İnsan-ı Kamil oluncaya kadar dünyaya geliş gidişe inanılır.

»Yani reankarnasyona mı inanıyorlar?

Tam öyle değil ama; ona yakındır. Eğer bir insan İnsan-ı Kamil mertebesine ulaşmadan ölmüşse-ki ona ham ervah denir bu kişinin arkasından sonra Devr-i Asan olsun diye dua edilir. Bu duayla ona İnsan-ı Kamil olmakta kolaylık dilenir. Olgun insan ölmez hakka yürür. Olgun insanın ardından Hakk’a yürüdü denir.

Hakk aslında gerçektir. Alevilik kökü çok eskiye giden on binlerce yıl öncesine giden çok soylu ve kadim bir inanıştır ve kendisini sürekli sembollerle, simgelerle ifade etmiştir. Bunun nedeni Alevilik başka dinlerin hakim olduğu coğrafyalarda, iklimlerde yaşamasıdır. Yaşarken de saklanmıştır. Saklanırken de uzlaşmacı bir tavır takınarak yaşadığı coğrafyadaki inanışların öznelerini kullanmıştır.

»Alevi toplumunda kendisini Müslüman hisseden bir kesim var. Bu hissedişin nedeni 1400 yıllık İslam kültürünün yarattığı bir şey midir? Yoksa İslami alışkanlıklar ve ritüeller Alevi toplumunun içine mi işlemiştir?

Mevlana’nın güzel bir sözü var: ‘Olduğun gibi görün yoksa göründüğün gibi olursun.’ Aleviliğin uzun yıllar başka bir dinin içinde ya da başka bir dinin hükümdarlığında kendilerini açık ve serbest bir biçimde ifade edememeleri sonucunda kendisini Müslüman hisseden insanların varlığı doğrudur. Burada Aleviliğin tarifini doğru yapmak lazım. Alevilik semavi dinlerin dışında bir gizli inanıştır.

Diğer dinlerde olduğu gibi Müslüman ya da Hıristiyan ya da Musevi ana babadan doğan çocuk anne babanın dinine geçer. Alevilikte bu yoktur. Alevi olabilmek için belli bir olgunluğa geldikten sonra kendi özgür iradenle Aleviliği kabul etmen gerekir. Doğan çocuk Alevi sayılmaz. Belli bir yaşa gelip aklı erdikten sonra bir rehber eşliğinde ve bir müsaip edinerek yola girip yemin etmesinin ardından ancak alevi sayılır.

Bu Aleviliği diğer semavi dinlerden ayıran çok gelişmiş bir özelliğidir. Yola giren insanda yola girdikten sonra hemen Aleviliğin sırlarına vakıf olamaz. Aleviliğin sırrı dört kapının ardında gizlidir. Yani girersin birinci kapının onuncu basamağına yükselirsin ardından başka bir kapı gelir onu açarsın bir on basamak daha çıkarsın ve sonra bir kapı daha.

Dördüncü kapının onuncu basamağında Alevi sırrı insana verilir. Buna göre yoldaki adamı çevirip Aleviler Müslüman mıdır diye sormak ve onun verdiği cevabı muteber saymak mümkün değildir. Erkâna girmemiş, ikrar vermemiş insanın Aleviliği tarif etmesi mümkün değildir. 1960’lı yıllardan sonra köyden şehre göçler yaşandı Alevi köyleri boşaldı şehire gelen Alevilerin büyük kısmı Aleviliğin ilk kapılarındaki insanlardır. Alevilik konusundaki bilgileri sınırlıydı.

Onlardan doğan çocuklar da Aleviliği bilgileri sınırlı anne babalarından öğrendiler. Bu anne babalardan doğan çocukların kendilerin Müslüman olarak tanımlamaları Alevi yolunu bilmemelerinden kaynaklanır. Çünkü Alevi yolu, Alevi erkânı 1960’lardan itibaren dağılmıştır. Bugün Alevi erkânı kaybolmuştur. Aleviler gerçek bir Alevi bilgisinden mahrumdurlar.

»Aleviliği dördüncü kapının onuncu basamağındaki bir kişi doğru anlatabilir ve Aleviliğe vakıf olabilir diyorsunuz. Şu anda siz bize Aleviliği anlatıyorsunuz, peki sizin durumunuz ne?

Doğru Aleviliği anlatıyorum ancak Aleviliğin benim yazdığım kitapta da burada söylediklerim dışında bir çok sırrı, vasfı var. Ben hepsini anlatmıyorum. Ben sadece bilebildiğimi vakıf olabildiğimi anlatıyorum. Hatta daha çok Aleviliğin ne olduğunu değil ne olmadığını anlatıyorum. Bu arada da vakıf olduğumun da çok azını anlattığımı da söylemeliyim.

»Konuşmalarınızda Alevi sırrına vakıf olan ve olmayan ozanlar ayrımı var. Bu ozanlar nasıl ayrılıyor ?

Bu ayrım sadece ozanlar için değil tüm Aleviler için vardır. Aleviliğin kurumsal yapısı içinde dört kapı vardır; Şeriat Kapısı, Tarikat Kapısı, Marifet Kapısı ve Hakikat Kapısı ve bu kapıdaki insanlara şeriat ehli, tarikat ehli, marifet ehli ve hakikat ehli denir. Yani her ehil başka bir şey söyler.

Alevi nefeslerinden tarikat ehli başka bir anlam çıkarır, marifet ehli başka bir anlam çıkarır, hakikat ehli başka bir anlam çıkarır. Her söze en az dört anlam yüklenmiştir.

Onun için Aleviliği çok iyi tanımlamadan çok iyi bilmeden Alevilerin kendilerini Müslümanım ya da değilim diye tanımlamaları doğru değildir. Sokaktaki insana mikrofon uzatıp Müslüman mısın diye sormak ve Müslümanım cevabı almak Alevilerin Müslümanlığı konusunda bir şey ifade etmez. Çünkü o insan Alevilik üzerine bir fikir yürütmek için yetiştirilmemiştir. Ehil değildir.

Birgün Gazetesi 'inden alıntı
Sponsor Reklamlar

__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #3
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Cevap:ALEVİLİĞİNGİZLİTARİHİ-ErdoğanÇınar-DemirinÜstündeKarıncaİzi-Chiviyazıları(mjora


(Sayfa:20-21)
Alevi ibadetinin temel taşı, Alevi Cem Töreni'dir (Ayin-i Cem). Alevi A-yin-i Cem'i, evreni doğuran mucizeden (büyük patlama) bu yana, evrenin ve yaratılışın geçirdiği bütün evreleri, zengin söz, müzik, dans ve ritüellerle anlatan olağan dışı bir şölendir. Alevi A-yin-i Cem'i Aleviliğin başyapıtıdır. Bu başyapıt içinde, bir yandan evrenin sırları, semboller ve sır perdeleri içinde sahnelenirken, bir yandan da yaratılış ve insanın halk edilişi ortaya konur. A-yin-i Cem'in anlatımları bir bakıma Aleviliğin tanımını da oluştururlar. Bu yüzden A-yin-i Cem, Alevi tarihinin ve Alevi teolojisinin gerçek mecrasını oturtulmasında en önemli kaynaktır.
Şimdiye kadar araştırmacıların yaptıkları, çok geç zamanlarda ve Aleviliğin ağır ızdırap dönemlerinde (XV-XVııı. Yüzyıllar arası) yazılmış, özensiz bir üslupla ele alınmış kimi eserleri kaynak alarak Alevi tarihini oluşturmak olmuştur ki, bunun sonucunda kafalar çok karışmış ve özden uzaklaşılmıştır.
Asıl kaynak olan Alevi Sözlü Geleneği ve Alevi ibadeti temel alınarak, Alevi tarihi incelendiğinde görülecektir ki, gelenek içinde pek çok kez altı çizilerek vurgulandığı üzere,

ALEVİLİK VE İNSANLIK AYNI YAŞTADIRLAR. ALEVİLİK TARİHİ, İNSANLIĞIN TARİHİ İLE BİRLİKTE BAŞLAMIŞTIR.

Alevi deyişlerinin, nefeslerinin ve ritüellerinin adeta içine sinmiş bu son derece iddialı Alevi söylemini doğrulamak, ilk bakışta pek mümkün görünmese de araştırmalar sonunda anlaşıldı ki, Kadim Dünya' nın en eski yazılı belgeleri olan on iki bin yıllık Naakal ve Meksika Yazıtları, beş bin yıllık Sümer Kil Tabletleri, semavi dinlerin ilk kitabı 3300 yıllık Tevrat ve Hıristiyanlığın. kutsal kitabı İncil, Aleviliğin bu iddialı söylemini doğrulayan bilgiler ile doludur.
Bu araştırma ile ilk kez, Alevi Sözlü Geleneği, Aleviliğin arşivi olarak kabul edilmiş ve ilk defa Alevi tarihinin izleri, Alevi kaynaklarının dışında kadim belgelerde aranmıştır. Alevi tarihi ile ilgili yeni ve doğru bir açılıma ulaşılmış ve Alevi tarihinin doğru mecrasına oturtulması amaçlanmıştır. Bu, gelecekteki Alevi tarihi araştırmaları için kolaylık sağlayacaktır. Alevi tarihine getirilmeye çalışılan bu yeni perspektif ile, Alevi tarihi ve Alevi tarihinin başlangıcı ile ilgili şimdiye kadar yapılmış sonu gelmez kısır tartışmalara olumlu bir katkı sağlaması hedeflenmiştir.
Geçmişte Alevi inanışının İslam ile ilgili olmadığını söyleyen kimi araştırmacılar olmuştur. Ancak bu sezgilerini cesaret ve açık yüreklilikle ortaya koyanlar, bu söylemlerine bilimsel bir alt yapı oluşturamamışlardır. Bu araştırmacılara göre Alevilik, Şamanizm'den Budizm'e, Zerdüştlük' ten Mandeizm' e, Yahudilik' ten Hıristiyanlığa, bütün dinlerin bir sentezidir. Bir yaşam biçimi ve bir kültürdür.
Alevilik elbette İslam 'la ilintili olmadığı gibi İslam'ın cemaat dışı bir mezhebi de değildir. Ancak bunu öne sürenlerin dile getirdikleri gibi Alevilik, çeşitli dinlerin ve çeşitli kültürlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış, ne olduğu belirsiz bir sentez hiç değildir.
Alevilik, yeryüzündeki hemen, hemen bütün inanışları etkilemiş, semavi dinlere de başlangıç oluşturmuş, asıl kaynaktır. Yani "Serçeşmedir".
Bu araştırmada, çok katlı sır perdeleri altında özenle saki anmış Alevi inanışının ruhu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

ALEVİ SÖZCÜĞÜNÜN KELİME ANLAMI VE DEĞİŞİMİNDE YAŞANAN SÜREÇLER:

(Sayfa:31-32)
Bu sözcüğün(ALEVİ) kökeni, Anadolu'nun kadimdeki sessiz uygarlığı Luviler ve Luviler'in çağdaşı ve komşuları Hititlere kadar uzanır. MÖ 2000 yıllarından itibaren Anadolu'ya gelen Hititler, yazışmalarında ve kayıtlarında çivi yazısı kullanıyorlardı. Ancak Hititler' den günümüze kalan kimi tabletlerin üzerinde, çivi yazısından başka bir yazı kullanılmıştı. Resimli işaretler biçimindeki bu kutsal sembollere "Hiyeroglif' deniyordu. Hiyerogliflerin bir kısım Hitit Dili'nde yazılmış iken bir kısmı Anadolu'da Hititler Ie birlikte yaşamış ve derin izler bırakmış bir başka Anadolu halkının dilinde yazılmıştı. Hititler bu halka, Luviler diyorlardı. Luviler'in kim oldukları bilinmiyor. Anadolu'ya Asya'dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var. Ancak bir şey var ki Anadolu' da halen kullanılan birçok yer adının, onların dilinden geldiğini, Anadolu Türkçe'sinde Luvi dilinden kelimelerin halil kullanıldığını ve asıl önemlisi Hititler aracılığı ile onlardan kalan yazılı tabletlerde, Anadolu'nun ve insanlık geçmişinin sırlarının saklı olduğunu, Luviler'le ilgili geniş bir araştırma yapan Sefa Taşkın şöyle dile getiriyor "İö 2000 li yıllardan sonra Hititlerin bıraktığı yazılı ve resimli belgelerin bize tanıttığı Luviler adı verilen halkın, yalnız Anadolu'nun değil insanlığın derin geçmişi ile ilgili önemli gizler taşıdığı günümüzde yeni, yeni ayırt ediliyor.” “Luvi sözcüğü birçok dilde ışık ve ışık kaynağı anlamına gelen sözcüklerin kökünü oluşturmuştur. "Lukka, Hititçe' de ışıldamak karşılığı kullanılıyordu"ı Latince'de ışık lux, İngilizce'de light, İtalyanca'da lure, İspanyolca'da luz, Almanca'da licht tir. Fransızca' da Iumiere, Hititçe lukka sözcüğünün tam karşılığı olarak ışıldamak anlamını taşımaktadır. Bu kadim sözcük Türkçe'de a ön ekini alarak alev olarak kullanıla gelmiştir (Alev bilindiği gibi Türkçe'de ateşin kaynağında bulunan akkor halindeki ışık yalımına verilen isimdir. Işık alevin yansımasıdır.
Luviler, Hititlerin bu halka taktığı bir isimdi ve bu isim, bu halkın artık var olmayan dillerinde "Işık İnsanları" anlamına geliyordu.
Luviler için Sefa Taşkın tarafından ifade edildiği gibi, Alevilerin de " ... yalnız Anadolu 'nun değil insanlığın derin geçmişi ile ilgili, gizler taşıdığı" ve Alevi deyiminin aslında Işık İnsanı anlamına geldiği, ilerleyen sayfalarda kanıtları ile beraber ortaya konacaktır.
Alevilik üzerine pek çok kitap yazılmış, araştırma-inceleme yapılmıştır. Bu kitaplarda Alevi deyimi, Ali taraftarı, Ali'yi sevenler ve Ali'ye bağlı olmanın bir ifadesi olarak ele alınmış, deyimin Ali kaynaklı olmayabileceği, Ali' den türetiImemiş olabileceği bir ihtimal olarak dahi ele alınmamıştır.

(On Altıncı Yüzyıl’ın son çeyreğine kadar,Osmanlı Padişah fermanlarında ve yazışmalarında Aleviler,IŞIK TAİFESİ olarak anılmışlardır.Osmanlı-Safavi çatışmalarında Işık Taifesi
(Aleviler) Safaviler’ den yana oldular.Osmanlı’nın savaşı kazanmasıyla Işık Taifesine karşı sürek avı başlatıldı.)

(Sayfa:40)
Yapılan katliamlarla soyunun yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldılar ve kurtuluş olarak çeşitli kelime oyunlarının arkasına sığınarak kendilerini korumayı seçtiler. "Işık Taifesi" bugünkü Aleviler' e, On Yedinci Yüzyıl' dan önce verilen isimdi. Ellerinde bağlamaları ile köy köy dolaşarak, bu inanışın yayılmasını ve yerleşmesini sağlayan misyoner ozanlara da "Işık" deniyordu.
Bir kelime oyunu ve bir ses benzerliğinin ardına sığındılar. Aşk, aşık ve ışık sözcükleri, o dönemde Osmanlı Ülkesi 'nde kullanılan Arap Alfabesi ile neredeyse aynı harflerle yazılıyordu. Okunuşları da birbirlerinden pek farklı değildi. Misyoner ozanlar, kağıt üzerindeki ışık yazısını, aşık olarak okuyarak kendilerine "Aşık" dediler. Böylece ışıklara yönelik öfke ve şiddeti, kendi üzerlerinden savuşturdular.

(Yani “AŞIK” KELİMESİNDE GİZLENDİLER! Işıklar beraberinde kendilerine HORASAN ERENLERİ tanımlaması yaparak gizlenmeyi devam ettirdiler.Onuncu yüzyıldan başlayarak Anadolu’ya göç eden TÜRKMEN’ lerin anayurdu Orta Asya’ydı.HORASAN sözcüğünün anlamı Fars kökenli GÜNEŞİN YERİ anlamındadır.Bu insanlar Güneşin yerinden geldiklerini ve ışık olduklarını usta bir düzenleme ile üzeri örtülü de olsa ifade ediyorlardı.Asıl isimlerini ve sırlarını kelimelerin arkasına saklamışlardı.
BU GİZLENİŞ DİYALEKTİK ANLATIMDAN! BAŞKA NE OLABİLİRDİ.)

DEVAMI ALTTAKI MESAJDADIR
Sponsor Reklamlar

__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #4
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi


(Sayfa:41)
Nefeslerde şöyle denmektedir(sözlü gelenek)
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.

Gabari’nin bir nefesinde;
Aşıklarız,ışıklarız elhak gedalarız (Aşıklarız,ışıklarız doğrusu fakirleriz)
Şeydalarız felek-zedeler müptelalarız (Delileriz feleğin zulmüne uğramış tutkunlarız)

Belirtmek gerekir ki, On Altıncı Yüzyıl' dan önce söylenmiş Alevi nefeslerinde, Ali-Hasan-Hüseyin-Kerbela isimlerine pek rastlanmaz. On Dördüncü Yüzyıl'da yaşamış ünlü Alevi bilgesi ve ozanı Yunus Emre'nin Divanı, buna en güzel örnektir. Yunus Emre, Hz. Ali, Ehl-i Beyt, Kerbela sözcüklerini şiirlerine hiç almamıştır. Yunus Emre'nin nefeslerinde onun bir Işık İnsanı olduğu birçok yerde vurgulanmıştır.

Oruç,namaz gusulü,hac hiccaptır AŞIKLARA
AŞK ondan münehhez halis heves içinde
Ey AŞIKLAR,ey aşıklar IŞIK MEZHEBİ DİN’dir bana.

YUNUS EMRE

(OCAKLAR:Alevi örgütlenmesi ve yayılışı,ocaklar yolu iledir.ALEVİ sözcüğü ALEV-IŞIK-OCAK(ışıktan,alevden gelen) çevresi içinde GİZLENMEYE! DEVAM EDER.)

EVRENİN OLUŞUMU:

(Sayfa:47-4
Albert Einstein'in verilerinden yola çıkılarak. Alexander Freidmann ve Georges Lemaiter tarafından öne sürülen ve George Gamow tarafından 1946 yılında genişletilen, Evrenin Başlangıcı Kuramı'na göre evren, günümüzden 12 milyar yıl önce sıcaklığı ve yoğunluğu çok yüksek ışıltılı bir yapının aşırı yoğunlaşması sonucu patlaması ile ortaya çıkmıştır (Büyük Patlama). Bu yapı, yüksek yoğunluğu ve sıcaklığı ile maddeyi anında yok eden bir ışıktı.
Güneş sistemimiz yaklaşık 4.6 milyar yıl önce, büyük patlama ile ortaya çıkmış bir yıldızın dağılmasıyla ortaya çıkan, bulutsu bir enkazdan doğmuştur. Güneş, sürekli devinim halinde bulunan bu bulutsu enkazın Oltasında meydana gelmiştir.
Yeryüzünde yaşamın başlangıcı ve sebebi olan büyük enerji, güneşin iç bölümündeki nükleer füzyon tepkimelerinde, Hidrojenin yanarak Helyuma dönüşmesi ile ortaya çıkar. Bu enerji, görünür ışık ve kızılaltı ışık olarak uzaya yayılır.
Işıktan gelen anlamındaki Alevi sözcüğü, etimolojik köklerini, evrenin ve insanın kendi Yaradılışının ışığa dayalı geçmişinden alır. İnsan ışıktan gelmiştir, Alevidir.
Aleviliğin yedi büyük ozanından biri olan Şah Hatayi, yaşamın kaynağı olan enerjinin, bir yıldızdan bir yıldıza dolaştığını, sonunda güneşte toplandığını, burada yanarak açığa çıktığını ve yeryüzüne ulaşarak yaşamı başlattığını, bir dörtlüğünde şöyle anlatıyor;
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/alevilik/12915...ml#post1027131

Bir kandilden bir kandile atıldım (Bir güneşten bir güneşe atıldım)
Turab oldum yeryüzüne saçıldım (Toz oldum yeryüzüne saçıldım)
Bir zaman hak idim hak ile kaldım (Bir zaman Gerçek idim Gerçek'le birlikte kaldım)
Gönlüme od düştü yandım da geldim (İçime ateş düştü yandım da geldim)
Hatayi

(Sayfa:54-55)
YARADAN’IN TANIMI:
Aleviler, İslam'ın temeli olan, bir Yaradan ve yaratılanlar olduğu inancına katılmazlar. Alevi İnanışı'nda, Yaradan ve yaratılan birdir. Yaratılmışların bütünü, Yaradan'ın kendisidir. Vahdet-i Vücut (Varlığın Birliği) olarak ifade edilen bu Alevi inanışını, İslam kalıplarına sığdırmak mümkün değildir.

ÖLÜMDEN SONRASI:
İslam'ın bir diğer temel inanışı olan, öldükten sonra cennet ve cehennem inancı, Aleviliğin özünde yoktur. Alevilikte "Devriye"ye inanılır. Devriye inanışında kısaca, öldükten sonra çeşitli biçimlerde yeryüzünde tekrar vücut bulunacağına ve yeryüzüne bu geliş gidişIerin İnsan-ı Kamil (olgun insan) oluncaya kadar süreceğine ve olgunlaşan insanın bu aşamada geldiği kaynağa geri dönerek Yaradan ile bütünleşeceğine inanılır. "Devriye" İslam' ın asla kabul etmediği bir inanış kalıbıdır.

EVRENİN YARATILIŞI:
Alevilik inanışında yaratılış, kudretten kopan ve arşta asılı duran bir kandilden (Güneş) gelen ışığın yeryüzüne ulaşması ile başlamıştır. Alevi inanışının esası olan ışık aracılığı ile varoluş, İslam'ın anlatımları arasında yer almaz.

İNSANIN YARATILIŞI:
Alevilik ile İslam İnanışı arasındaki bir diğer önemli fark, insanın yaratılışındaki inanç farklılığıdır. İslam İnanışı'na göre Allah Adem'i topraktan yaratmış ve Adem'in kaburga kemiğinden de Havva'yı yaratmıştır. Alevilikte ilk insanın yaratılışı çok farklıdır; Alevi inanışında ilk insan Kırklar Meclisi'nde, Kırklar Meclisi'nin kararı ile Kırklardan Biri 'nin özünün, seçilmiş varlığa (Güruh-u Naci) katılması ile yaratılmıştır.
Evrenin yaratılışı, insanın yaratılışı, cennet-cehennem ve Tanrı' nın tanımlanması gibi en temel konularda İslam' dan çok farklı inanışlara sahip Aleviliğin, İslam'ın bir mezhebi gibi sunulamayacağı açıktır.
Aleviliği İslam'dan asıl ayıran, bu inanç farklılıklarıdır.
Eğer Alevilik İslam' dan en temel konularda bu kadar keskin çizgilerle ayrılmamış olsa idi, dört yüz yıl boyunca süren, Aleviliği İslam içine monte etme ve Aleviliğe aidiyet kazandırma çaba(lama)ları şimdiye kadar başarıya ulaşmış olurdu.
Aleviliğin kimlik, adres ve başlangıç sorunu yoktur, Aleviliğin kendi kimliği vardır, adresi kendi evidir.

(Sayfa:73-74)
Anadolu Tarihi bir bakıma, birbirlerine karşı hoşgörüsüz dinlerin savaşlarının tarihi gibidir.
Hititlilerin egemenlik sınırları içinde, gizli bir uygarlık yaratan Luviler' den bu yana Alevilik, Anadolu' da hakim unsurların inançları içine yerleşerek varlığını sürdürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştir.
Aleviler tarih boyunca çok ağır saldırılara maruz kaldılar. tehlikelerden korunmak için ustaca kelime oyunları kullandılar, ancak inanışlarından hiçbir zaman vazgeçmediler. Seçtikleri kelimelere biraz dikkatlice bakıldığında, tanımlama eksiği olmayan, ancak kendilerini koruyabilecek ses benzerlikleri içeren deyimler olduğu görülecektir.
Başlangıçta bu söz oyunları iyi işlev gördü. Kapalı bir toplum olarak yaşayan Aleviler, kendilerinin ışık insanları olduklarını biliyorlar, ancak dışarıdaki insanlara (yabancılara) biz Aleviyiz ve Hz. Ali'ye ve Ehli-Beyt'e bağlıyız diyorlardı. Böylece mümkün olabildiği kadar fundamental bağnazlıklardan korunuyorlardı.
Var olabilmek için gizli kalmak, Anadolu Aleviliğinin saklanışının diğer bir önemli sebebidir.
Yaradılışla başlayan maceranın sahne düzeni içinde, sembol motiflerle ve mistik bir müzik eşliğinde sahnelenmesi olan Alevi Ayin-i Cem'i, şimdiye kadar gizli kalmış Alevi inancının temel taşıdır.

BU İNANIŞ KALIPLARI İKİ ANA BAŞLIK ALTINDA TOPLANABİLİR; -YARADILIŞ -VARLIĞIN BİRLİĞİ (Vahdet-i Vücut)

(Sayfa:75-76)
ALEVİ NEFESLERİNDE YARATILIŞ ÜÇ AŞAMADA ELE ALINIR:

-EVRENİN ORTAYA ÇIKIŞI
-DEVRİYE -
İNSANIN HALK EDİLİŞİ

ALEVİ İNANIŞINA GÖRE YARATILIŞ:

Alevi inanışına göre evrenin ortaya çıkışı,kendinden başka her maddeyi anında yok edecek yoğunluk ve sıcaklıktaki ışığın patlaması ile olmuştur.Bu patlama sonrasında birkaç aşama geçirerek güneşte toplanan enerji,burada yanarak ışığa dönüşmüş ve yeryüzüne ulaşarak dünyada yaşamı başlatmıştır.
Yeryüzünde yaşam formları,evrim yolu ile çeşitlenmiş,önce cansız varlıklar(hareketsizler)ortaya çıkmış,sonra bitkiler,hayvanlar ve nihayet insansı varlıklar vücuda gelmiştir.Bu evrim süreci DEVRİYE olarak olarak adlandırılır.
İnsanın halk edilişi,Aleviliğin “Sırr-ı Hakikat“’ lerinden biridir.Saklanmış bir gerçektir.Bu ilahi bir sırdır ve Alevi yolu içinde,dört kapı,kırk makamdan geçerek aydınlanan ve bu sırrı taşımaya ehil hale gelenlere verilir.Sekahüm sırrı olarak adlandırılan bu inanışa göre,insan evrimleşmesini bir başka gezegende tamamladıktan sonra,kendisini öz ve suret olarak yeryüzündeki insansı varlığa genetik yolla transfer etmiş onun içine yerleşmiş ve yeryüzüne inmiştir.
Alevi inanışında insan varlığının iki evresi vardır
birinci evrede insan bedenleşmemiş bir enerjidir,ışıktır(nur-ı kadim)
ikinci evrede insan devriye yolu ile evrimleşerek vücut bulmuş ve cisim olarak ortaya çıkmıştır.
İnsanın bu iki evresi Alevi nefeslerinde ayrılmaz şekilde birbirinin içine girmiştir.
Alevi inanışının kalıpları,semavi dinlerin anlatımlarından,uzlaşmaz,örtüşmez bir biçimde ayrılır.Aleviler’e göre inandıkları şeyler,gerçeklerdir.ALEVİLİK GERÇEKLERİN BİR AMAÇ İÇİN YETİŞTİRİLMİŞ BİLGELER ARACILIĞI İLE GELECEK NESİLLERE AKTARILMASINI,KENDİSİNE MİSYON EDİNMİŞ BİR DİNDİR.

(SAYFA:77)
EVRENİN ORTAYA ÇIKIŞI:
Zamanın gerisinde en eski geçmişe gidildiğinde karşımıza ” big bang “ denilen büyük patlama çıkar.Evrenin başlangıcını oluşturan büyük patlama öncesi olağanüstü parıltılı sıcak ve yoğun bir ışık vardı.Evrende var olmuş her şeyin aslı ışıktır.Bu ışık herşeyin öncesinde,doğudan batıya,her yeri kaplamaktaydı.Sonra büyük patlama oldu.Büyük patlama öncesini Jaques Girardon şöyle tanımlıyor
“O çok şaşırtıcı bir andı,yoğunluğu o kadar yüksekti ki maddenin kendisi bile var olamıyordu.Işımadan başka bir şey yoktu.” Yani önce ışık vardı.
“ üstelik o kadar yoğun ve sıcaktı ki maddeyi anında yok ediyordu.”
ALEVİ İNANIŞINA GÖRE EVRENİN YARATILIŞI “Yüce bir Nur’dan fışkırma(büyük patlama-big bang) ile başlamıştır.Bu Nur’dan geliş her şeyin aslına rucu edeceğini bildiren ilahi yasanın hükmü gereği; Nur’a geri dönüş ile sonlanacaktır.

(sayfa:7
Bu patlamadan evren doğdu.İnsanlığın bilebildiği bu en eski geçmişten sonra ortaya çıkan bir yıldızın,daha sonra dağılması ile oluşan enkaz bulutundan,güneş ve dünyamız ortaya çıktı.Güneşte bulunan ve yanarak ışığa dönüşen,dünyadaki yaşamın başlangıcı ve sebebi olan enerji,büyük patlamadan önce asıl kaynakta bulunuyordu.Bu enerji büyük patlamadan sonra bir yıldızda toplandı.Bu yıldızın dağılması ile güneşe geldi ve burada yanarak ışığa dönüştü ve yeryüzüne ulaşarak yaşama dönüştü.
Evrenin ve dünyadaki var oluşun ve yaratılışın başlangıcından bu güne kadar olan tüm safahat,Alevi nefeslerinde şaşmaz bir bilimsel doğrulukla yer almıştır.

(sayfa:82-83-84-85-86)
DEVRİYE:
Alevi inanışında insan ruhunun asıl kaynağı olan gerçek varlıktan(Vücud-u Mutlak) ayrılıp,tekrar ona dönünceye kadar geçireceği evrelere “DEVRİYE” denir.
İnsan babanın beline ananın rahmine gelmeden evvel,önce cansızlar(hareketsizler),sonra bitkiler ve hayvanlar aleminden geçer.İnsan,cansızlar,bitkiler ve hayvanlar aleminden önce,dört kuvvetin içindedir.Bu dört kuvvet toprak,su,hava ve ateş ile temsil edilir.İnsanın dört kuvvetten önceki hali ise nurdur(ışıktır).Nur ise Vücud-u Mutlak’tan (Gerçek Varlık) kopmuştur.
İnsanın başlangıcının cansız varlıklar olduğu,buradan sırası ile bitki,hayvan ve insana,uzun bir evrim süreci içinde doğal seçilim kuralı ile ulaşıldığı,Charls Darwin tarafından Türlerin Kökeni adlı eserde ortaya konuldu.Gök bilimciler yeryüzünde yaşamın kaynağı olan güneşin 12 milyar yıl önce meydana gelen büyük patlama ile ana kaynaktan (gerçek varlık) kopan bir yıldızın enkazından doğduğu konusunda hem fikirdirler.

Yeryüzünde yaşamanın sebebi ve kaynağı güneşten gelen enerjidir.Ancak,EVRENİN DÖRT BÜYÜK KUVVETİ (TOPRAK,SU,HAVA VE ATEŞ) OLMASA,DÜNYADA YAŞAM YİNE OLMAZDI.Bu dört temel kuvvet bizi yeryüzünde tutar,maddede molekül kolezyonu sağlar,yıldızların merkezlerindeki termonükleer tepkimeleri ve evrenin genişlemesini yönetir.Evrenin kısa tarihi adlı eserinde Joseph Silk bu dört temel kuvvet için “ bir galaksinin doğumundan,bir bebeğin doğumuna kadar bilinen tüm olaylardan sorumludur” demektedir.
Alevi inanışına göre insan ruhunun geldiği asıl kaynağa dönüşü ancak insanın olgunlaşma sürecini tamamlaması ile olur. Önce cansız nesne, sonra bitki, hayvan ve insan bedenlerinde ortaya çıkan ruh, İnsan-ı Kamil (eksiksiz, olgun insan) konumuna ulaştığında geldiği kaynağa geri döner. Yaradan ile bütünleşir, onun içinde erir.
İnsan-ı Kamil'in, gerçek Yaradan olan Vücud-u Mutlak ile bütünleşmesi ile devriye tamamlanmış olur. Devriye iki yaydan oluşan bir dairedir. Bu dairenin gerçek varlıktan (Vücudu Mutlak) koparak yeryüzünde cansız varlığa gelene kadar bölümünü kapsayan evrelere, inen yay (kavs-ı nuzul) denir. Cansız nesneden bitkiye, hayvana, insana ve insandan kamil insana ve kamil insandan Yaradan'a dönüşü kapsayan evrelere de çıkan yay (kavs-ı uru c) denir.
Alevilik'te devriye inancının bir parçası olarak "ruhun ölmezliği"ne ve "ruh göçü"ne inanılır. Bu inanışa göre ölümlü olan bedendir, ruhlar ölmez. Bu inanış Alevilik'te "can ölmez ten ölür" cümlesi ile ifade edilir.
Bedenin ölümü ile, ruh bedenden ayrılarak başka bedenler ve görünümler altında yeniden ortaya çıkar. Ruh yaşamın kendisidir ve bir enerjidir. Hiçbir zaman yok olmayacak asıl kaynağına geri dönünceye kadar değişik görünümlerde hep var olacaktır.
Ancak İnsan-ı Kamil olan insan ruhu gerçek varlığa, asıl kaynağa (Vücud-u Mutlak) yani Yaradan'a kavuşur, onunla bütünleşir. Alevi deyimi ile "Hakk ile Hakk olur". Hak ile hak olmak "gerçek ile gerçek olmak" demektir.

Alevilik'te İnsanı-ı Kamil mertebesine ulaşmış kişiye "eren" denir. Eren deyimi, olgunlaşma sürecini tamamlamış, İnsan-ı Kamil olmuş Alevi mürşitlerini, pirlerini tanımlayan bir sıfattır. Bu mertebeye ulaşmış kişilerin isimleri bu sıfat ile süslenir (Baba Erenler, Horasan Erenleri, Urum Erenleri gibi).
Erenler ölmezler "Hak'ka yürürler". Bu yüzden Alevi pirleri, mürşitleri, uluları için öldü denmez "Hak'ka yürüdü" tabiri kullanılır.

Henüz olgunlaşmamış İnsan-ı Kamil mertebesine ulaşmamış kimseler için "ham ervah" tabiri kullanılır. Henüz olgunlaşmamış "ham ervah "ların arkasından "devri asan olsun" (devri kolay olsun) diye dua edilir. Bu dua ile olgunlaşıp, Yaradan'la bütünleşmesi için "ham ervah"a kolaylık dilenir.

Alevi Sözlü Geleneği içinde "devriye"yi konu alan sayısız manzum eser vardır. Bunlar "devriye" olarak adlandırılır. Gufrani'nin devriyesi bunlara bir örnektir;

Katre idim ummanlara karıştım,
Kaç bulandım, kaç duruldum kim bilir?
Devre edip alemleri dolaştım,
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir?
Bulut olup ağdığımı bilirim,
Boran ile yağdığımı bilirim,
Alt(ı) anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir?
Kaç kez gani oldum, kaç kere fakir,
Kaç kez altın oldum, kaç kere bakır,
Bilmem ki kaç katip ismimi okur?
Kaç defterde kaç dürüldüm kim bilir?

(Sayfa:87-8
İNSANIN HALK EDİLİŞİ:
Evrim Teorisi'nin babası Charles Darwin büyük teorisini 1853 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni (Origin Of Species) adlı kitap ile ortaya koydu. Darwin evrimleşme kuramı ile, adına doğal seçilim dediği, genetik olarak güçlü bireylerin hayatta kalarak çoğalmaları ve güçsüzlerin varlıklarını sürdüremeyip ortadan kalkması sonucu, daha gelişmiş kuşaklara ulaşıldığını savunuyordu.
Darwin, cansız varlıkların tek hücreli canlılara, tek hücreli canlılardan çok hücreli organizmalara doğru, yavaş ve emin adımlarla hareket eden ve insanoğluna kadar gelen evrim sürecini, kanıtları ile beraber ortaya koyduğundan bu yana insanlar, Tevrat, İncil ve Kuran'da anlatılan yaratılış hikayelerine olan inançlarından adım, adım uzaklaşmaya başladılar.
Türlerin doğal seçilim yolu ile çeşitlendiğini, bu yolla cansız varlıklardan tek hücreli canlılara, tek hücreli canlılardan çok hücreli karmaşık organizmalara geçerek sonunda insanın Ortaya çıktığını savunan Darwin' in Evrim Kuramı, semavi dinlerin teologlarında tam anlamıyla şok etkisi yaptı. Bütün dinler bin yıllardan bu yana varoluşun yaratılış ile olduğunu söyleye gelmişlerdi.
Darwin 'in Evrim Kuramı sonu gelmez bir tartışma başlattı. İnsanlar, yaratılışçılar ve evrimciler diye iki kampa ayrıldılar. İnsanlar arasındaki bu kamplaşma artarak devam ediyor.
Kutsal Kitapların, yaradılış hikayeleri inandırıcılığını korumasa da, bilim adamları tarafından birkaç farklı tezle ortaya konan insanın evrimleşme süreci, tartışmalı konumunu muhafaza etmektedir.
İnsan evrimini nasıl tamamlamıştır? "Kültürel gelişimin tümüne yönelik usul usul ilerleyen birikimsel bir süreçle mi, yoksa kültürü yaratıp yönlendirmeye doğuştan ayarlanmış insan beyninin, biyolojik sığasında bir tür köklü değişiklikle mi yüz yüzeyiz? ,,16 Cambridge Üniversitesi Arkeloğu Paul Mellars tarafından sorulan bu can alıcı soruya, bilim adamları doyurucu olamayan farklı cevaplar veriyorlar.

(Sayfa:90-91)
Aleviler evrim yolu ile türlerin değişimine inanırlar,ancak Alevi inanışına göre devir süreci içinde insansı varlıktan insana geçişte,evrim sürecine dünya dışı varlıklar tarafından genetik müdehalede bulunulmuştur.Bu kanıtlanması son derecede zor bir söylemdir.

(sayfa:109-110)
ALEVİ İNANIŞI’NDA VARLIĞIN BİRLİĞİ Varlığın Birliği anlayışı esas olarak, Yaradan (Halik) ve yaratılan (Mahluk) arasında ikiliği reddeden, Yaradan ve yaratılanın tek bir varlık ve tek bir gerçek olduğunu, yaratılanın Yaradan'dan ayrı
bir gerçeklik olmadığını kabul eden ve bu yanı ile Yaradan ve yaratılanı ayrı kabul eden (ikilik yaratan) İslam'dan ayrı bir inanıştır. Varlığın Birliği, Alevi felsefesinin ve inancının özünü teşkil eder. İslam'da var olan Allah'tan başka Tanrı yoktur (La İlahe İllallah) söylemi, Varlığın Birliği anlayışı içinde, Allah'tan başka varlık yoktur (La Mevcude İllallah) cümlesi ile ifade edilir.

Alevi inanışına göre varoluşu yaratan ve yaratılan olarak bölmek, ikilik yaratmaktır. Yaratan ve yaratılan birdir, tektir. Bu tek olan Yaradan'dır. Ancak yaratılmış olan her şey insan da dahil, bu tek olan Yaradan'ın dışında değil onun içindedir. Yaradan ve yaratılan aynıdır. Yaradan' dan başka varlık yoktur. Yaratılmış olanın tamamı Yaradan'ın kendisidir. Alevi inanışına göre "en büyük en küçükte gizlidir." Bu yüzden insan, Yaradan'ın kendisidir. Varlığın Birliği İnanışı, Alevi deyişlerinde kısaca "Ene-l Hakk" olarak ifade edilir. "Ene-l Hakk", "ben Allahım" demektir. Bu deyim ünlü sufi Hallac-ı Mansur tarafından 911 yılında Bağdat'ta söylenmiştir. "Ene-l Hakk" dediği için öldürülen Mansur, dinler tarihinin en gaddar ve en acımasız cinayetlerinden birine kurban gitmiştir. Ölmeden önce sayısız işkenceler yapılan, bin sopa vurulan, sonra kolları ve bacakları kesilen, sonra asılan, ölümünden sonra da başı gövdesinden ayrılarak teşhir edilen ve gövdesi yakılan Mansur, Anadolu Aleviliği için de efsaneleşmiştir. Varlığın Birliği İnanışı, Alevi edebiyatı içinde Mansur'un ifade ettiği, "En e-I Hakk" deyimi ile sıkça tekrarlanmıştır.

Niyaz ehlindeniz zannetme zahid
Meşhur-u cihandır nazımız bizim
Sözümüz mutlaka canana ait
Ene-l Hakk çağırır sazımız bizim
Derviş Ruhuilah
Işık oduna yananlann
Tüm vücudu nur olur
OL ad oda benzemez
Hiç belirmez zebanisi
Andaki mest olanlann
Olur Ene-l Hakk sözleri
Hallac-ı Mansur gibidir
En kemine divanesi

Yunus Emre

Varlığın Birliği İnanışı'na göre Yaradan, mutlak varlıktır.
Evrendeki bütün varlıklar Yaradan'ın yansımasıdır. Varlığın Birliği Yaradan ile yaratılışı birleştiren, yaradılış içinde denge sağlayan ilahi bir haldir. Yaratılışın dengede durmasının sebebidir.

(Sayfa:111-112-113)

DEVAMI ALTTAKI MESAJDADIR
Sponsor Reklamlar

__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #5
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi


AYİN-İ CEM VE KIRKLAR MECLİSİ
Resmi tarihin kabul ettiği en eski yazılı belgeler olan Sümer Tabletleri bizleri Alevi ibadetinin temel taşı olan Ayin-i Cem'in köklerine ulaştıran, kadim ve kabul edilmiş kaynaklardır. Beş bin yıldan daha eski zamandan günümüze ulaşmış bir Sümer Silindir Tableti'nde Ayin-i Cem'in hazırlık bölümleri ve on iki hizmetli, bugün Alevi-Bektaşi tekkelerinde ve köylerinde yürütülen Ayin-i Cemler' ine şaşkınlık verecek derecede benzer biçimde anlatılmıştır. Ancak Alevi geleneği Ayin-i Cem'i, bu kayıtlı ve yazılı beş bin yıllık geçmişten çok daha eskilere götürmektedir. Alevi inanışına göre ilk Ayin-i Cem, İnsanın yaratıldığı Kırklar Meclisi'nde yürütülmüştür. Aleviler' in yeryüzünde yürütüldüğü Ayin-i Cemler İnsanın yaratılması sırasında arşta toplanan Kırklar Meclisi tarafından yürütülen Cemin yeryüzündeki tekrarlarıdır.

Bazen hallar, sultanlar Ayin-i Cem'e "eşiğe yüz sürerek" girdiler. çoğu kez bu kutsal gösteri, kolluk kuvvetlerinin yoğun takiplerinden kaçırılarak, metruk köy evlerin de. korku içinde, gizlice ortaya konuldu.
Alevi Ayin-i Cem'i Sırr-ı Hakikati gizlemek, korumak ve sonraki kuşaklara aktarmak için seçilmiş en eziyetli yoldu. Aleviler on binlerce yıldır bu eziyetli yolun içinde ağır bir zulüm yükü altında, büyük bedeller ödediler ama Alevi Ayin-i Cem'ini canlı tutmaktan, yaşatmaktan vazgeçmediler.

dünyanın sırları yalnızca Alevi Ayin-i Cem'inde veya Alevi nefeslerinde saklı değildir. Eski dünyada yaşamış birçok topluluk bu sırları korumak için farklı yöntemler geliştirmişlerdir. Naakaller sırlarını kil tabletler Üzerine sembollerle yazmışlardı. Kadimde Meksika’ da ,sırlar taşlar üzerine oyulmuştu.Eski dünyada, Mısır'da Hermes okulundan yetişen bilgeler İskenderiye'de sırlarla donanmış büyük bir kütüphane oluşturmuşlar, Kumran'da Esenniler sırlarını kağıtlara dökerek, ağızları mumla kapatılmış küpler içinde toprağa gömmüşlerdi. Alamut Kalesi'nde Hasan Sabbah , sırların saklandığı belgeleri, kuş uçmaz yükseklikte, koruma altına almıştı.

Ancak, hiçbir topluluk sırrı saklamada ve bugüne aktarmada Aleviler kadar başarı sağlayamamışlardır. Aleviler sırlarını Naakal Tabletleri'nde olduğu gibi kil tabletler üzerine yazmış olsalardı veya Meksika Tabletleri'ndeki gibi taşa kazımış olsalardı bu sırlar belki de yıkılmış bir mabedin kalıntıları içinde yok olup gidecekti. Aleviler bu sırları kağıda döküp kitaplaştırsalardı, muhtemelen İskenderiye Kütüphanesi veya Alamut Kalesi Kitaplığı'nda binlerce kitabın uğradığı sondan
kurtulamayacaktı. Veya Kumran Tomarları gibi ıssız bir mağarada bulunmayı bekleyecekti. Aleviler zor olanı seçtiler ve zulüm yükünü on binlerce yıldan bu yana hiç can telaşına düşmeden metanetle taşıyarak, sırlarını bu güne getirdiler.
Alevi inanışının bütününde olduğu gibi Alevi Ayin-i Cem'inde de yoğun bir Safavi-Şii istilası vardır.

Alevi özneleri İslam özneleri ile yer değiştirmiştir. Alevi ibadeti içindeki Şii söylemi Aleviler tarafından gizlenmek amacı ile bilinçli olarak ortaya atılmış, Alevi ibadetinin içindeki Alevi adlar yine bu gizlenmenin gereği olarak Aleviler tarafından bilinçli olarak İslam özneleri ile değiştirilmiştir. Müslüman bağnazlığının, soykırımından kurtulmak için Aleviler tarafından ortaya atılan söylemler, Aleviliği istila ederek, zaman içinde Aleviliğe İslam'ın cemaat dışı (sapkın) bir mezhebi görüntüsü vermiştir.

(Sayfa:135-136)
İnsanlığın yaşadığı en büyük felaketi olan. Tufan ve Tufan sonrası, Ayin-i Cem içinde sembollerle anlatılan önemli olaylardan biridir.

Günümüzden on iki-on üç hin yıl önce yaşanan bu felaket, sadece yeryüzünün belli bir bölümünü suların basması ile olmadı. Yer kabuğunun altında sıkışan gazların oluşturduğu volkanlardan fışkıran sülfiir bulutları gökyüzünü kapladılar, bir yandan da bu volkanların oluşturduğu patlamalar ve depremlerin oluşturduğu tsunamiler yeryüzünde su baskınlarına sebep oldu. Gökyüzünü kaplayan sülfür bulutları uzun süre dünyayı karanlıkta bıraktı. Güneşin ve ışığın gerekliliği o karanlık dönemlerde daha iyi anlaşıldı. İnsanın yaratılışından sonra yeryüzünün yaşadığı bu en büyük felaket yakın zamana kadar Ayin-i Cem içinde sembollerle yaşatıldı.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/showthread.php?p=1027131
Aleviler geçmişte yürüttükleri Ayin-i Cemler' de, Ayin-i Cem'in sonuna doğru ışıkları (çerağları) kısa bir süre için söndürüp sonra tekrar yakıyorlardı. Hariciler tarafından çeşitli ipe sapa gelmez iftiralarla(MUM SÖNDÜ) horlanan bu ritüel asılsız ve sonu gelmez iftiralar yüzünden Ayin-i Cem' den çıkartıldı. Işıkların kısa süreli söndürülmesi, dünyanın o felaket döneminde karanlıkta kalmasının bir anlatımıydı. Işık ile karanlığın çekişmesini ve ışığın galip gelerek insanlığı ve yeryüzündeki yaşamı tekrar aydınlatmasını ifade bakımından önemli idi.

Not: Kitaptan yazıldığı şekliyle alıntılar yapılmıştır.Kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim.Alevilik kavramına farklı bir bakış açısı sunmaktadır.Aleviliğin sırlarını gizlemenin bir anlamı yoktur artık güneş balçıkla sıvanmayacağına göre gerçekler su yüzüne çıkmalıdır.

ALEVİLİĞİN GİZLİ TARİHİ
Demirin Üstünde Karınca İzi
Chiviyazıları (mjora)
Sponsor Reklamlar

__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #6
mechul
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2010
Nereden: mmmmm
Mesajlar: 235
Rep Puani : 30
Standart Cevap: Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi


Erdogan Cınar'ın 3 kitabını okudun ilk kitabı cok dikkat cekiciydi fakat sonraları takip ettigim kadarıyla degişik yazmaya başladı, bence Alevilige zarar veren yazarlardandır,

Aleviligi İslama körü körüne sokanlardan bir farkı yoktur, o da bir baska alanda bu saldırıları yapıyor.



Alıntı:
‘Alevi adı Hz. Ali’den gelmez’

»Siz Alevi camiasında oldukça ilgi gören kitabınızda Alevi kelimesinin Hz. Ali’den gelmediğini söylüyorsunuz. Peki nedir bu sözcüğün kökeni ve bugüne kadar yaygın kabul gören bu anlayış hatalı mıydı?

Yaygın bir inanışın aksine bana göre Alevi sözcüğü Ali sözünden türetilmiş bir söz değildir. Çünkü Türkçe dilbilgisi kurallarına göre Ali sözcüğünden Ali’yi seven, Ali’nin yolundan giden anlamında bir kelime türetmek gerekirse, Alici veya Alili olması gerekiyor. Hiçbir zaman Alevi olmazdı. i eki Türkçe de sonuna geldiği kelimeye aidiyet kazandırır. İnsan-insani, tarih-tarihi, mimar-mimari gibi. Alevi sözcüğü alev kelimesinin sonuna –i eki gelmesi ile oluşturulmuş, aleve ait, ışığa ait, alevden gelen, ışıktan gelen anlamında bir kelimedir. Zaten 16. yüzyıla gelinceye kadar Alevilik içinde asıl zümreyi oluşturanlara verilen isim ışıklar veya ışık taifesi idi.

Bu iddası defalarca cürütülmesine ragmen hala diretmesi kendini küçük düşürmektedir.

Musa - Musevi
İsa - İsevi
Ali - Alevi

Bu kadar basit ! örnekler cogaltılır.


alili veya alici diye tanımlanmaya gerek yok yok nasıl Musa taraftarı Musevi İsa taraftarı İsevi diye tanımlanıyorsa Ali taraftarıda Alevi diye tanımlanır. anadoluya uygun olan tanımlama budur.
Sponsor Reklamlar

AmaethoN bunu beğendi.
mechul isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 20.10.10   #7
Muhabbetci
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Sep 2010
Nereden: Almanya/Krefeld
Mesajlar: 68
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Aleviliğin Gizli tarihi yazarı, Erdoğan Çınar'la söyleşi


Erdogan Cinar diyor ki " Alevi" olmamasi gerek, cünkü " Beyt" arapcada evdir.
Demek ki Alevi arapca degildir.

Oysa ben bunu baska yerlerdede yazdim

Hadi Alevi kelimesini türkcelestirip, bu Arap kelimesi degil diye bunu ört bas ettin.
EMEVI kelimesi ne olacak?
Arap oglu arap, ehlibeytin düsmani, aleviligin düsmani olanlar, tutupta arabistanin göbeginde türkce kelimemi kullanmislar?

Kendilerine " EMEVI " demisler?
Niye Beyt dememisler?

" AL- AWWI" dersek ne olur? Arapcaya daha cok benzermi? Hemde bal gibi benzer.
Bu kelimeyi görmemislermi?

Ayrica sene 900 yillarinda, yani Resülullahtan 250 sene sonra " Alevi bin Muhammed" adinda biri var, Seyyid.. Arap oglu arap.

Yahu nerden baslayip nerden bitireyim bilmiyorum ki, Erdogan Cinarin yazilarini zaten cürüttüler, tutupta bunu daha asip arka cikmak beyhude bir cabadir.


Sponsor Reklamlar

__________________
Gör zahidi kim sahib-i irşad olayım der,
Dün mektebe geldi, bugün üstad olayım der !

Ruhi-i Bağdadi

Soncemre ile "OKU"mak!
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Erdoğan Çınar'ın Alevilik hakkında ki yalan ve iftira dolu kitaplarını okumayın..! Kerbelanın_Şahı Alevi Kitaplari 7 18.02.13 01:02
Erdoğan Çınar ve Çelişkileri Dede-baba Alevi Araştırmaları 14 06.03.10 08:31
Aleviliğin oluşum tarihi hasan Alevi Nedir ? Alevi Tarihi... 0 27.01.10 13:22
Aleviliğin Oluşum Tarihi hasan Alevi Nedir ? Alevi Tarihi... 0 05.12.09 19:22
Aleviliğin Yazılmayan Tarihi Alevi Alevi Araştırmaları 0 07.09.09 00:08




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2