Sponsor Reklamlar



 
Seçenekler
Alt 16.10.10   #1
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


Bulundugum forumdaki sayin üyelerden Hüseyin KORER'in 21.10.2010 tarihinde Nürnberg Alevi Kültür Merkez'inde yapacagi konusmanin metnidir. Sevgili Hüseyin KORER'e tesekkürlerimizle.


MITOLOJIDE ALEVILIGIN IZLERI

Aleviligin mitolojideki izlerinden bahsederken, bu cümle zaten basli basina bazi tezleri barindiriyor. Bunlar sirayla aleviligin tarihi bir süzgecten gectigi ve gecmis dönem arastirildiginda izlerinin görüldügünü ima ediyor. Mitoloji kavrami Yunancada mitos ve logos kelimlerinden türetilmistir. Mitos tarih, logos ise konusma anlamindadir.

Aleviligin ne oldugu sorusu son yillarda yüzlerce arastirmaya konu olmus ve anlami konusunda degisik cevaplar verilmis olsa dahi, cogunluk islam dininin degisik, (heteredoks) yorumlanisi olarak kabul etmistir. Anadolu´da yaygin olmasinin etkisiyle „Anadolu Aleviligi“ seklinde bir kavram gelistirilmis olup, bu cografyaya özgün algilanis sekline vurgu yapilmistir. Buradan hareketle, Anadolu´da yüzyillardir yasayan Türklerin cikis noktasi ve medeniyetleri arastirilmis ve neticesinde aleviligin aslinda orta asya kökenli olan Türk boylarinin islami özümsemesi oldugu ileri sürülmüstür. „Alevilik = Orta asya + Türkler + göc / Islam“ denklemi olarak kabul edilirse, o halde tarihdeki izi sürmek icin cerceve cizilmis sayilir.
Bu tez, üzerinde detayli durmayi gerektirmektedir. Ortaya sürülen örnekler yadsinmayacak derecede güncelligini korumaktadir. Cumhuriyetin ikinci yarisindan itibaren aleviligi Türk geleneklerine baglamanin arkasinda ulusalci, milliyetci akimlarin etkisinin de göz ardi edilmemesi gerekir. Özellikle son yillarda sünni akimin hakimiyetine karsi Türklerin öz benligi seklinde alevilige yeniden sarilma ihtiyacida yok degildir.
Bu bakis acisi, Anadoluya gelen Türk boylarinin sanki bombos bir araziyle karsilastiklari ve burada kendilerinden önce hic bir medeniyetin yasamadigi, Anadoluya, inancinda, medeniyetinde bu göc sonrasi geldigini satir aralarinda ima ediyor. Kisacasi, islam ile tanisan Türklerin, islamin emevi-sünni ortodoks uygulamalarini, getirdikleri gelenek ve görenekleriyle harmanladiklarini ve sonucun alevilik oldugu belirtilmekte. Öyleyse aleviligin tarihi 1200 ile 1100 yil öncesine dayaniyor. Türklerin göc yollarinda karsilastiklari akimlardan etkilendigine kisaca deginilmekte ve yüzyillar süren göcün asil hedefinin Anadolu oldugu gibi bir kani hakim sürmekte. Görecegimiz gibi, bu yorumlama yetersiz kalmakta ve cogu durumlarda inandirici olmamaktadir.

Sorular bu sekilde yöneltilirse, alinacak cevaplarda kendiliginden ortaya cikmaktadir. Aleviligin kökenlerinin arastirilmasinda, bu inanis sisteminin etrafina sarilan örtüler teker teker kaldirildiginda, ortaya, icine Iran ve Anadoluyuda alacak genis bir orta dogu cografyasinda binlerce yil süren degisik kadim medeniyetlerden süzülerek gelen inanc ve davranis manzumesiyle karsilasilacaktir. Alevilik kendisini hic bir zaman bir din olarak tanimlamamis, ögretisinin temelini sentezledigi medeniyetlerin yasamsal ve dinsel felsefelerinden olusturmustur. Alevilik anlatilirken, onun anlayisindan, ögretisinden, adab ve erkanindan, kisacasi felsefesinden bahsedilir. Bu anlamda alevi birisi kendini o ögretinin uygulayicisi, o yolun takipcisi olarak görür. Benim dinim Aleviliktir demez. Sade ve basit bir sekilde „aleviyim“ der.

Gectigimiz yüzyillarda henüz alevilik kavrami ortaya atilmamisken, Bektasi veya Kizilbas adi altinda anilan topluluklarin günlük yasamlari, ki buna gelenek, görenek, ibadet tarzi dahildir, hakkinda fazla belgesel bilgilere sahip degiliz. Insanlarin ocaklardan beklentileri, ermis, ulu olarak saydiklari kisilerin mezarinin bulundugu ve ziyaret olarak adlandirilan mekanlarda kurban kesme, niyaz eyleme ve ibadet etme ihtiyaclarinin arkasinda ne oldugunu detaylariyla bilmiyoruz. Ancak bu tür genis capli arastirmalar neticesinde ve bunlarin yüzyilimiza yansiyan seklinin karsilastirilmasiyla olusacak olan tablo bize aleviligin insanlar arasindaki uygulanis tarzini gözler önüne serebilir.
Aleviligin tarihdeki izlerini sürebilmenin bir metoduda, o felsefi ögreti ögelerinin bireyler ve topluluklar tarafindan nasil algilandigina bakmaktan geciyor. Burada karsimiza cikan en büyük sorun, yazili kaynaklarin yoksunlugu veya az miktarda olmasidir. Alevilik bir arkeolojik kazi gibidir. Cikan mozaikler sürec icerisinde yogun bir cabayla birlestirilip, tablonun parcalari belirlenmelidir. Elimizde bulunan en degerli veriler, halk söylemleri, bilginler ve ozanlardan aktarilan deyisleridir. Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Nesimi gibi ulu sahsiyetler hakkinda kanimca yetersiz görebilecegimiz bir kabullenis var. Bu kisileri saz calip türkü söyleyenler olarak tanimlamaya calismak, onlarin söylemlerine haksizlik olur. Anadolu ulu erenleri, halki eglendirmek icin müzik yapan, daha dogrusu saz calan kisiler degil, ögretilerini siirsel olarak aktaran, belkide bu alanda müziksel anlatimida secen filozoflardi.
Insanlarin günlük yasam mücadeleleri ve tabiatla olan iliskilerinden kaynaklanan
tecrübe birikintilerinin temelinde fiziksel varliklarini sürdürebilmek
icin gelistirdikleri teknik gelismeler yatmaktadir. Dogal kosullarin
cogu kez asilmasinin güc ve hatta olanaksiz oldugu ortamlarda insanlar
karsilastiklari gücsüzlügün nedenini insan üstü güclere sahip olan
odaklardan kaynaklandigini düsünmüslerdir.

Rüzgari estiren bir güc, sulari yöneten bir erk, enerji olmaliydi. Cünkü insanlar ne rüzgara nede suya hükmedebiliyorlar. Tüm bu
güclerin, sembolize ettikleri dogasal olaylarin siddetine göre
aralarinda hiyerarsik bir yapi vardi. Ulasilmasi zor, mesafe
olarakta en uzakta olan günes en büyük güclerden iken, onu ay ve bereket gücü,
baska bir deyimle tanrisi izlemekteydi. Yerlesime gecilip birlikte
yasamaktan dogan sosyolojik yapilarda doga üstü tanrilarininda varligi
dikkat cekmektedir. Güzellik, yer alti, korku tanrilari gibi. .
Hititler kendilerini bin tanrili halk olarak tanimlamislardir.

Antik cagda insanlar tanrilarini kendi emsalleri gibi düsünmüslerdir. Bulunan kanitlarda tanrilar insan seklinde cizilmis ve heykelleri yapilmistir. Onlarda yiyip-icen, evlenen, cocuklari olan ve hatta ölebilen gücler olarak düsünülmüstür. Tüm bireylerin tanidigi büyük tanrilarin yanisira, her evinde bireysel bir tanrisi vardir. Bu ev tanrisi bir nevi ulu tanrilar ile o mekanda yasayanlar arasinda araci görevi görüyordu. Bugün birden fazla ziyaretleri olan alevi köyleri vardir. Komsunun biri bir ziyarete gidip kurban keserken, digeri baska bir ziyarete gidebilmektedir. Bu ziyaretler araci olarak kullanilip, ibadete vesile olurlar. Tek tek evlerin tanrisi, yerini sürec icerisinde kabile ve mahalli tanrilara birakmislardir; ve bu tanrilar günümüzün ziyaretleri, yatirlaridir. Bu bir agac, tas ve dag olabilecegi gibi, sayginlik, hürmetkarlik kazanan bir sahsiyetin yatirida olabilir.

Tanri tanimi yönettigi doga olayi ile dogrudan ilgili olmasina ragmen,
tasviri ve tassavuruna arkeolojik kazilarda elde edilen bulgularda
rastliyoruz. Insanlar, tanrilarini bildikleri tanidiklari insan
seklinde düsünmüs ve onlari bu sekilde yaratmistir. Mabetlerdeki
röliyefler, heykeller ve resimlerdeki tanrilar hep insan seklinde
görünmektedir. Putperestlik kavramida, insanlarin bu resimler, heykeller önünde durup ibadet etmelerini kücültme, o insanlari hakir görme amaciyla kullanilmis ve gelistirilmistir. Insanlar bir heykele veya yatira tapmiyorlar, o fiziksel yapinin arkasindaki güce saygilarini ifade ediyorlar. Bir heykelin, yatirin önünde ibadet etmekle, varligindan süphe duyulmayan bir ilahi kudrete inanip yalvarmanin özünde ibadet istemi var ve temel prensiplerinde farklilik yoktur.

Bereketin ve güzelligin iktidari tanricalarda (disil) iken, gök ve rüzgar iktidari (eril) tanrilardadir. En büyük tanrilardan olan günes tanrisi ataerkil olmayan toplumlarda tanrica olarakda ortaya cikabiliyor. Zaman icinde tüm erkin tek bir tanrida birlestirilmesine gecilip, bu „mega gücün“ resimsel hayali yasaklanmistir. Semavi dinlerin hic birisi kendi tanrilarini resimsel olarak göstermemektedirler. O yüzlerce tanrinin islevi artik tek bir tanri tarafindan görülmekte. Ufak, büyük tanri ve tanricalar kaybolmus gibi gözüksede, ziyaretlerde varliklarini halen sürdürmektedirler.

„Allahin Aslani“ Kavrami

Insanlarin doga ve yarattiklari tanrisal gücler ve bu gücler arasinda
kendi menfaatleri dogrultusunda kurmaya calistiklari denge, günlük
fiziksel aktivitelerinin yanisira soyut düsünsel yapilarinida belirlemistir.
Bilincin binlerce yildir ince ince islenen insan – doga – tanri
(dogasal gücün yöneticisi, yöneticileri) ücgenindeki
tecrübeleri, bir genetik yapi plani seklinde davranislar üzerinde
icgüdüsel karar mekanizmasi gibi sürekliligini sergilemektedir.
Yüzyilimizda günlük yasam ritmini tetikleyen bir dizi davranisin
temelinde gecmisin izlerini bulmak mümkündür. Dinsel kavramlarla
belirleyici olan ve „gercekligin“ parcasi gibi kavranan tespitlerin
kökünde daha ziyade gecmis kültürlerin edindigi ve miras biraktigi
tecrübeler, bilgi birikimleri yatmaktadir.

Alevi inancinda genis halk kitlelerinin sürekli tekrarladiklari bir
cok deyimlerde de gecmisin bu izlerine rastlamak mümkündür. Hz. Ali,
genelinde „Allahin Aslani“ olarak anilir. Günümüz Anadolusunda bu
durum halen gecerliligini korurken, bir cok yörelerde aslanin olmamasi
ve görsel medyatik sunumlardan dahi uzak olanlarin halen „aslan“
kavramiyla Hz. Ali´yi tassavur etmeleri ilginc oldugu kadariyla
düsündürücüdür. Neden baska bir tabii yaratik degilde aslan burada
kullanilmistir?

Akla ilk gelen cevap aslanin cevik ve yirtici oldugudur. Fakat ayni
ceviklikte ve kivraklikta, yirticiligi göreceli olsada daha güclü
hayvanlar vardir. Aslanin bu özellikleri, „Allahin Aslani“ özdestirmesi
konusunda eksik kalmaktadir. Diger bir cevap arayisi ise bizleri
Aleviligin mistiksel can damarlarindan Kirklar Cemine götürmektedir.
Anlatiya göre miraca cikan peygamberin tanri ile bulusmasi öncesi
önüne cikan kirmizi kusakli bir aslanin müsadesini almasi gerekir.
Degisik versiyonlari olan mirac anlatimlarinin bir tanesinde
peygamberin, yolu serbest birakmasi icin aslana yüzügünü hediye ettigi
ve daha sonra kendi yüzügünü Hz.Ali´nin parmaginda gördügü belirtilir.

Miractaki aslan vurgusunun kökeninde Sümer, Akkad ve Hitit dini
anlayisinin hakim oldugunu saniyorum. Yazilikaya´daki bulgularda
tanrilarin bulusmasi resimsel olarak sembolize ediliyor. Burada
hiyerarsinin üstünde bulunan günes tanrisi Arinna´nin bulusmada bir
aslan üzerinde durdugu görülür. Bu uygarliklarda aslan, günes
tanrisinin koruyucusu ve ayni zamanda tasiyicisidir. Tanriya bu kadar
yakin olanin, onun sirlarinida tasidigi aciktir. Konuya yaklasim bu
acidan ele alindiginda, Hz. Ali´nin “Allahin Aslani” ünvaninin
rastgele bir secim olmadigi, binlerce yillik uygarliklarin insanlarin
bellegine kazidiklari yasamsal duruslarinin sonucu oldugu ön plana
cikmaktadir. Hz.Ali´nin dogum günü 21 Marttir. Mart ayinda aslan yildiz grubunun dogudan daha güclenerek gökyüzünde berrak hale geldigi görülür. Günes aslan burcunun oldugu kümenin ekliptik yörüngesinden dogar. Aslan burcu yildizlarinin görünmesi, baharin, yani bereketin müjdeleyicisidir.

Erzincan Alevilerinden duydugum iki misra,
“Ay Muhammed
Gün Ali´dir”
seklindeydi. Buradada “gün” altinda günes vurgulaniyor ve Hz. Ali
günes ile bagdastirilmakta.

Aslan sembolü daha sonra Haci Bektasi Veli´nin resimsel tanitiminda da
karsimiza cikiyor. Pirin kucagina aldigi aslan ve ceylanin cogu yerde
yorumlanmasinda yirtici ve masum iki hayvanin dahi bariscil bir
sekilde yasayabilecekleri ön plana cikartiliyor.. Bu yorum güncel ve
gecerli olsada, güzellik tanricasi Artemis´in sembolü olan ceylan ve
yukarida bahsettigimiz özellikleriyle aslanin pirin elleri altinda
olmasi bu resime degisik bir ayrinti kazandirmakta. Pirin resmindeki
manaya ileride dönecegiz.

Yahudi inanisindada mesihi aslan temsil eder ve sinagoglarda gösterilen tek temsili resimdir.

Aslan kavrami Gilgamis destaninda da karsimiza cikiyor. Gilgamis can dostu Engidu´nun ölümüne üzülürken “Bir aslana benzer sekilde sesini yükseltti, bir disi aslan gibi bagiriyordu” diye yazilir. Gilgamis, Sümer sehri Uruk´un kraliydi. Ücte ikisi tanri ve ücte biri insandi. Engidu´nun ölümünü kabul etmeyen Gilgamis, ölümü tanimaya ve onu yenmeye gider. Stepleri asarken üstünü aslan tüyleriyle örter. Ayrintilarina burada girmiyecegim Gilgamis´in seyahatinin hedefi yasami yeniden hazirlayan uzaktaki tanri Utnapistim´dir. Sümer mitolojosinde, tanrilarin insanlari ve yaratiklari gelecek tufandan kurtarmasi icin bir gemi yapmakla görevlendirdikleri Utnapistim günümüzde Nuh Peygamber olarak anilan kisidir. Yeryüzünde yasami kurtaran Utnapistim, Gilgamis´in israrlarina dayanamayip ona ölümsüzlük bitkisini nereden bulacagini söyler. Denizlerin altinda yetisen gül dikenleri gibi dikenli bir bitkiyi yedigi takdirde ölümsüzlesecegini söyler.
.

Gilgamis denize dalarak bu bitkiyi bulur ve yeryüzüne cikartir. Amaci onu sehrine götürmektir. Rehberi Ur-Schanabi ile birlikte yola koyulurlar. Mola verdikleri yerde cukurda biriken serin suda yikanmak ister. Bu sirada bitkinin kokusunu alan yilan sürünerek gelip bu ölümsüzlük bitkisini yer. Anadolu Sahmaran öyküsünün bir versiyonunda, Camsab adinda bir delikanli terk edilmis bir su kuyusuna düser ve böylece kimsenin bilmedigi Sahmaranin mekanina girmis olur. Yilanlarin sifa dagiticisi olduklari ve eczacilarin sembolü haline gelmesinin arkasindaki tarihi veriler bu mitte gizlidir. Her seye derman, kimsenin ulasamadigi bel alti yilan, bel üstü insan olan Sahmaranda kaynagini buradan almaktadir. Sahmarinin her biri yilan basi olan 12 tane ayagi vardir. Kainatin ve insanligin tüm bilgilerini saklayan, dertlere derman olan sahmaran alevi ögretisine sah-I merdan olarak yansimis ve sah-I merdan olarakta Hz.Ali anilmaktadir. Pir Sultan Abdal´in bu konudaki deyisi dikkat cekicidir:

softalar çoğaldı haddini aştı
od düştü sineme yüreğim pişti
şimdi gayret şah-ı merdan'a düştü
beklerim yolların gel efendim gel


Alevi felsefesinin önemli alanlarinin gücünü gecmis uygarliklarin
mirasinda aramanin faydali olacagi kesindir. Hitit Krali
II.Mursili´nin (m.ö 1320 – 1270) yazdirdigi kil tabletlerde söyle
der: „Babam tanri oldugunda (öldügünde) agabeyim Arnuwanda tahta
gecti. Fakat o da hastalandi. Düsman ülkeler hastaligini ögrenince,
dahada düsmanlasmaya basladilar. Fakat kardesim Arnuwanda´da tanri
olduktan sonra….” Akkat kalintilarindanda ölen krallar hakkinda
“Tanriya yürüdü” seklinde ifadelere rastlaniyor. Burada ruh
yerine nefesden bahsedilmekte ve nefesin yok olmadigi, sadece
bütünlestigi kabul edilir. Nefes, bütünden ayrilip yeniden parca
haline gelebilmekte. Gufrani ín su dörtlügü bunu iyi tanimlamakta

Dünyayı dolaştım hep kara batak
Görmedim bir karar bilmedim durak
Üstümü kaç örtü bu kara toprak
Kaç serildim kaç dirildim kimbilir

Ayni meyanda Pir Sultan´a kulak verelim:

Ben Musayım sen Firavun,
Ikrarsız Şeytan-i Lain.
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür, dirilir.



Buradada Alevilerin yasamini yitirenler hakkinda “Hakka yürüdü”
tespitinin kökenini görmekteyiz. Ölen her kisi icin „hakka yürüme“ durumu, antik medeniyetlerde krallar icin kullanilirdi. Neden krallar icin? Cünkü kral, hüküm sürdügü sehirde tanrinin temsilcisiydi. Alevilik burada bir devrim yaparak, hakla birlesmeyi krallarin elinden alarak her insana vermistir. Tanri insanin icine, insan tanrinin icine girmis, tüm kozmosla bir bütünlük olusturmustur. Ölen kisinin tanri olmasi, o kisinin
hem geldigi bütünle yeniden birlesmesi hemde o gücün tüm
yetenekleriyle donanmasi anlamina gelmektedir. Bu yaklasim sadece alevilige özgü olan bir anlayis degil, kadim uygarliklarin bize biraktigi mirastir. Ayni degerlendirmeye Spinoza ve Goethe´de de rastlaniyor. Goethe 1813 yilinda söyle der:

„Ben, zaten binlerce kez buradaydim ve ümit ediyorumki daha binlerce kez tekrar gelecegim“

Ayni sekilde Sitki Baba´nin söylediklerinide dinleyelim:

Ondört bin yıl gezdim pervanelikte (uzayda)
Sıtkı ismim buldum divanelikte , (dünyada)
İçtim şarabını mestanelikte (baygın seri-hoş içen)
Kırkların ceminde dara düş oldum


Bu baglamda iki merkezi kavram ön plana cikmaktadir: "vahdeti vücud" ve
"vahdedi mevcut". Alevilikte her iki kavramda
önemli bir yer kaplamakta ve hatta yorumlanis tarzina göre tüm
inanisin temelini olusturdugu iddiasini hafife almamak gerekmektedir.
Vahdeti Vücut yani varlik birligi, yaratanin tek oldugu ve mutlak bir
otoriteye sahip oldugu anlamina gelir. Bu yorumdan hareketle Hallaci
Mansur´un Enel-Hak söylemi, insanin yaratanla olan birligine isaret
etmektedir. Mademki ben O´nun bir eseri isem o halde ben O‘yum, onun
bir parcasiyim, bir nevi ben hakkim (tanriyim, húdayim). Bu mistik
felsefi yaklasim Mansur´un kendini tanri ilan ettigi seklinde
yorumlanmis ve iskence edilerek, derisi yüzülerek asilmasina neden
olmustur. Enel Hak ben tanriyim derken, tanri benim, O benim anlamina
gelmemektedir. Enel Hak demek icin ögretiye göre mistizmin bir cok
cilesinden, basamaklarindan yürümek gerekiyor

Enel Hak ögretisine göre tanri insanlar üzerinde tecelli eder.
"Aynaya baktim Ali yi gördüm" derken, tanrinin Ali´nin vasitasiyla
kendini gösterdigi ima edilir. Halbuki islam fikihina göre bu mümkün
degildir. Tanri sadece buyruklarini secitigi aracilar, peygamberler
vasitasiyla insanlara teblig eder. Buradada aleviligin islamla önemli
temel yaklasimlarda birlikteligi söylenemez.

Vahdeti mevcut anlami ise tanrinin kainatin, doganin, insanlarin
kisacasi var olan her seyin birligidir. Var olmanin bu meyanda ne bir
baslangici nede bir sonu vardir. Bir adim daha ileri gidilirse, ne
yaratan nede yaratilan vardir. Var olan her sey bir bütündür ve
algiladigimiz sadece bu bütünün parcasi veya parcalaridir. Enel Hak
tanimlanmasi vahdeti mevcuta daha yakin durmaktadir. Yaratan ve
yaratilanin olamamasi ise islami anlayisa tamamen zit bir görüstür.
Örnek olarak Edip Harabi ín su dörtlügünü gösterebiliriz.

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz ani var edip ilan eyledik
Hakk a hiç bir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
hiç bir kıyafeti resmi yok idi
Sekil verip tıpkı insan eyledik

Vahdeti mevcut daha cok panteizm yaklasimina denk düsmekte ve
yorumlanisi materyalist bir yöntemi gerektirmektedir. Kimi kesimlere göre
aleviligin özünde olan bu algilama, alevi gencligini sol görüslerin
yelpazesine yöneltmis ve sol akimlar alevi yurttaslar arasinda daha
popüler olmustur.

El – Bel - Dil

Aleviligin yol yordami olan bir söylemi, “eline, beline, diline sahip olmak” üzerinde durmaninda faydali olacagini düsünüyorum. Bu düsünce nereden geliyor? Kaynagi nelerdir?

Millattan Önce iki bininci yillardan itibaren bugünkü Iran´da ortaya cikan Zerdüstlükte bu ögelerin varligini görüyoruz. Zerdüstlügün üc önemli temel ilkesi bulunmaktadir:
Iyi Düsünme
Iyi Konusma
Iyi Davranislar

Bu ilkeler Maniheizmde devam etmistir. Taraftarlarini Secilenler (alevilikdeki pir, dede, rehberlere benzetebiliriz) ve Dinleyiciler (talip, mürit seklinde görülebilir) olarak siniflandiran maniheizm, secilenlere üc prensibi, mühürü farz kilmistir:

1) Agzin mühürlenmesi
2) Elin mühürlenmesi
3) Cinsel dürtülerin (belin) mühürlenmesi.

Mühürlere ilk etapta secilenlerin uymasi ve dinleyicilerin ise en azindan Pazar günleri uymalari zorunludur. Mühür, bozulmamasi ve tahribat yapilmamasi gereken durumlarda kullanilir ve bir nevi tasdiknamedir. Cem ibadetlerinin mühürlenmesi olayida ayni zamanda bu gizliligin disariya alenen yayilmamasi ve secilen ile dinleyiciler, yani pir, dede ile yola girenler arasinda yapilan ibadet anlamini tasir.

Maniheizm millattan sonra ücüncü yüzyilda Sasanilerde ortaya cikmis ve genis bir cografyaya yayilmistir. 762 yilinda Bögü Han tarafindan Uygur Türklerinin resmi dini olarak secilmistir.

DEVAMI ASAGIDAKI MESAJDADIR
Sponsor Reklamlar

hasan, Merdan ve "-dost-" bunu beğendiler.
__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.10.10   #2
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


Kirvelik

Islami anlayista oldugu gibi alevilik ögretisindede ön plana cikan baska bir kavram kirveliktir. Sünnet olan erkek cocuklarinin yetismesinden sorumlu olarak cocugun ailesi güvendigi aileyle kutsal bir bag kurar. Erkek cocugun egitiminden ve yola girisinde artik ayni sekilde kirve aileside tüm sorumlulugu tasimaktadir. Degisik uygulamalari söz konusudur. Adana´da alevi arap aileleri cocuklarini yedi yil süreyle kirve ailesinin yanina verirler. Cocuk kendi öz anne ve babasi disinda kirvelik baglanan ailedeki kari-kocayida anne ve baba olarak görür, o ailenin cocuklarinida kardes sayar. Kirve aileler arasinda evlilik yasaktir.

Kirvelik olayina hristiyanlik dininde de rastliyoruz. Kutsal suda yikanan, yani vaftiz edilen cocugun bir vaftiz babasi, ailesi olur. Vaftiz edilen cocuk artik ömür boyu hristiyanliga baglanmistir. Burada dikkat cekici nokta, hem sünnet hemde vaftiz eylemiyle birlikte cocuklarin o dine dahil edilmeleridir. Inanislar arasindaki iliskiler buradada günümüze kadar gelen gelenegiyle ortaya cikiyor.

Yol düskünlügü

Exkommunikation – afaroz etme: Alevilikde yol düskünlügü. Afaroz etme hristiyan ve musevi dinlerinde cogunlukla uygulanan bir metotdur. Islamda ise seyrek durumlarda „tekfir“ adi altinda insanlar kafir ilan edilmislerdir. Hristiyanlikta aforoz edilmek icin belirli suclarin islenmis olmasi gerekiyor. Bunlar örnegin, ayrilikcilik, papaya karsi güc kullanma veya kürtaj olabilir. Cogu kez bu suclar islendiginde aforoz etme kendiliginden ortaya cikar, fakat genelde afaroz edilme yetkili bir rahip tarafindan ilan edilir, ki cemaat bunu duysun.
Vaftiz edilen bir hristiyan hic bir zaman kiliseden atilamayacagi icin, aforoz edilenler kilise ve cemaat haklarindan yoksun birakilir. Islenen suc bagislanana kadar aforoz olma durumu gecerlidir; düskün olan birisinin yeniden yola kabulünde oldugu gibi.
Afaroz ve engizisyonu karistirmamak gerekiyor. 13. yüzyilda aforoz edilenlere karsi Inquisation yani Engizisyon uygulanmistir. Engizisyon kilise tarafindan cezalandirilanlarin yakilarak ölüme mahkum edilmeleridir. Kilise karsiti olan heretik ve/veya sihirbaz, cadi olarak nitelendirilenler engizisyonla cezalandirilmislardir.
Alevilikte uygulanan yol düskünlügü kurumunun hristiyanliktaki afaroz etme sistemiyle parelellikleri inkar edilemez. Pir-dede tarafindan yol düskünü ilan edilen alevi hakkinda tüm yöre bilgi sahibidir. Islenen sucun özelligine göre, yerlesik mekanin terk edilmesi dahi uygulanir. Aynen hristiyanlikta oldugu gibi, düskün ilan edilen kisi, cezasini cektikten sonra tekrar ayin-i ceme kabul edilir.
Tüm bu örneklerin isigi altinda genel bir degerlendirme yapacak olursak, alevilik islama ne kadar yakin ise, diger dinlere ve inanc sistemlerinede o kadar yakindir diyebiliriz.

Inanna-Temmuz kültü. Domuz ve tavsan eti yenilmemesi
Sunu görüyoruzki, alevilik inancinda alisageldigimiz bir dizi kurallar zinciri herhangi birisinin kendiliginden düsünüp yaydigi degil, kadim medeniyetler süzgecinden gecmis kabullenmelerdir. Bunlardan biriside domuz ve tavsan etinin yasak olmasi ile ilgilidir. Her ne kadar domuz eti aleviler arasinda acik bir sekilde yasaklanmasada yasak aliskanligina uyulmaktadir. Domuzun yasak olmasi hem yahudi hemde islam hükümleri icinde yer almaktadir. Domuz eti Kuran-i Kerim´de Bakara suresinin 173. Maide suresinin 3. ve 60., En´am suresinin 145. ve Nahl suresinin 115. ayetinde haram kilinmistir. Bakara suresinin 173. ayetinde söyle denir:
“Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir“
Dogasi itibariyla cok yavrulayan ve etli bir yaratik olan domuzun neden haram kilindigini, islam fikihi, domuz etinin sicakta cabuk bozuldugu, icinde trisin adi verilen bagirsak kurdu bulundugundan insan sagligina zararli olmasina baglar. Bunlar bilimsel acidan o günkü kosullar göz önüne alindiginda dogru bilgilerdir. Fakat sicakta balik, tavuk eti ve diger bir dizi besin maddelerininde bozuldugu dikkate alinirsa, bu yasagin sadece hijyenik nedenlere ve özellikle domuz etine baglanmasi yetersizdir. Ayetin batini yorumu, haram kilinanlarin istismar edilmedigi ve zaruret ölcüsü asilmadan yenilmesinin günah olmadigi ayni ayetin icinde yer almaktadir.

Domuz etinin yasaklanmasinin kökünde günümüze aktarilan Sümer ve Akat mitolijisi vardir. Sümerlerde bitki tanrisi, bazende evcil hayvanlarin tanrisi olarak ortaya cikan tanri Temmuz vardir. Temmuz cobandir. Hz. Isa´da kendisini insanlarin cobani olarak tanimlamisti. Temmuz´un güzellik, sevgi, sefkat ve ask tanricasi Inanna ile olan kutsal evliligi mitolojide önemli bir yer tutar. Mart ayinda gerceklesen bu evlilik ile yer yüzüne bahar gelir, etraf yesillenir ve bereket, bolluk dönemi baslar. Her yil ülkenin krali Temmuz´u temsilen ve tapinagin bas rahibesi, Inanna´yi temsilen bu dügün merasimi kutlanir. Nevruz dedigimiz gelenek budur. Ayrica Hz. Ali´ninde Mart ayinda dünyaya gelmesi, bolluk ve bereket habercisi olmasiyla baska bir önem kazanir. Temmuz gidince, otlar, yapraklar sararir, insanlar kitligin basladigi bir döneme girerler…. Bugday, arpa ve cavdar gibi tahillar Temmuz sayesinde yetisir. Bu bitkilerden yapilan ekmek kutsaldir, cünkü Temmuz´un etidir. Bu nedenle Anadolu´da yere bir parca ekmek düstügünde insanlar o parcayi kaldirir, temizler ve öpüp baslarina koyarlar.
Temmuz, yer alti dünyasi tanrisi Negral tarafindan sonbaharda öldürülür. Bir dahaki Nevruza kadar Temmuz, Ölüler Diyarindadir. Domuz, Negral´in (günümüzün azrailinin) dünyadaki temsilidir. Bu yüzden domuzdan nefret edilir. Cünkü domuz, Temmuz´u öldürmüstür. Kaba güc, kuvvet kullananlara dahi halk dilinde „domuz gibi“ yakistirmasi yapilir, kirsal yerlesimlerde tarlalari tahrip etmesi nedeniyle yaban domuzlari öldürülür. Domuz etinin yasaklanmasinin nedeni bu mitolojide yatmaktadir.
Hz. Ali´nin Hz. Fatma ile olan evliliginin Temmuz ve Inanna´nin kutsal evliligiyle baglantisi vardir. Bu evlilik alevilerin kutsal evliligidir. Alevi nikah töreninde okunan dualarda birisi söyledir:


Ya Hakk , Ya Muhammed Ya Şahı Merdan Ali sizlerin huzurunda bu iki Canımız Ahdı Nikah etmişler onların Nikahlarını Şahı Merdan Ali El Murteza ile Fatumetul Zehranın Nikah Ahidleri gibi Ebedi ve Kabul eyle , Dergahı İzzetine kayıd eyle Ya İllahil Allemin. Aralarindaki sevgi Hz. Ali ile Hz. Fatma arasindaki sevgi olsun.

Hz. Fatma dünyaya gelir ve Hz. Ali ile evliligide vahiy olunur. Evlilik öncesi hazirliklarda Hz.Ali zirhini satarak dügün harcamalarini karsilar. Sölen düzenlenir ve misafirler agirlanir. Rivayete göre, hepsinden tatlı olan an, her ikisinin de utangaç bir halde yere bakarak, gelin ve damat için bezenmiş olan odaya gitmeleriydi. Hz. Peygamber içeriye girerek bir kap su alarak kızının başına ve bedenine serpiştirdi, zira su, hayat kaynağıdır ve her ikisi içinde dua eder. Yine bildirilene göre Hz. Fatma evlilige bir miktar ceyizi ile gider. Bu ceyizler gömlek, kadife kumas, basörtüsü, divan, iki yatak, dört yastik, perde, hasir, el degirmeni, su ve süt kaseleri, cesitli testiler, iki gümüs bileklik ve diger bakir bir kabtan olusur.
Hz. Fatma´nin cennette tanri ile bulusmasini peygamber efendimiz su hadisinde dile getirmistir:
“Fatıma cennete girdiğinde Allah ona şöyle buyuracaktır: Ey Fatıma! Sana bağışta bulunmam ve seni hoşnut etmem için dilediğin şeyi benden iste.
Fatıma şöyle arz edecektir: Allah’ım! Sen benim ümidimsin, ümidimden daha yücesin! Senden isteğim benim ve ailemin dostlarını cehennem ateşinde cezalandırmamandır.
Allahu Taala bu söz üzerine ona şöyle buyuracaktır; Ey Fatıma! İzzet ve celalime ant olsun ki, yer ve gökler yaratılmadan iki bin yıl önce, senin ve ailenin dostlarını cehennem ateşiyle cezalandırmayacağıma dair kendime yemin etmişim.”

Sümer mitolojisinde Inanna´nin evlilik seramonisi hakkinda aktarilanlara göre, Inanna ceyizlerini serer, Temmuz kapi araligindan bakar, fakat iceri giremez. Cünkü, Inanna henüz hamama gitmemis, yikanmamistir. Genc kizlarin ceyiz hazirlamalari, bunlarin evlilik öncesi sergilenmesi ve gelinlerin hamama gitmeleri her gelin kizin bir ceyiz sandiginin bulunmasi gelenegi halen günümüzde mevcuttur. Bu sandik ömür boyu saklanir. Inanna´nin babasi su, deniz tanrisi Enki ile olan görüsmesinide biliyoruz. Bu görüsmede Inanna babasindan tüm insanligin gizlerinin yazildigi tabletleri kendisine vermesini ister. Amaci bunlari sehri Uruk´a getirip, halkina armagan etmekti. Yukaridaki hadistede Hz. Fatma´nin tanridan istedigi armagan, kendisini, ailesini ve dostlarini cehennem atesinden korumasidir. Hz. Fatma aleviler tarafindan „Fatma Anamiz“ olarak büyük sayginlikla anilir ve kendisinden her daim sefkat beklenir. Fatma Anamiz yani Hanimefendimiz yabanci bir kavram degildir. Babil Krali Marduk´un esi Belti´nin adida “Hanimefendimiz” idi, aynen Hz.Isa´nin annesi Hz.Meryem´de oldugu gibi. Hristiyanlar Hz. Meryem icin Lady Madonna, “bizim hanimefendimiz” derler. Belti Marduk ile evlenmesine ragmen hep bakiredir, Isa´nin Meryem tarafindan bakire olarak dünyaya getirilmesi gibi. Unutmayalim, Hz. Fatima´ya ayni zamanda “Betul” denirdi. Betul, Belti gibi bakire anlamindadir.
Hz. Fatma´nin diger bir ismide Zühre´dir. Zühre havanin kararmasiyla ortaya cikan parlak bir yildizdir. Coban yildizida denir. Rivayete göre, peygamber efendimizin mirac dönüsünden sonra ilk cocugu olarak . Hz. Fatma tanrinin nurunu cemalinde tasir. Inanna´da degisik dönemlerde cesitli tanrilarla birlikte anilmis, kah aksam yildizi, kah sabah yildizi olarak görülmüstür. Bazen ay tanrisi Nanna´in bazen su, deniz tanrisi Enki´nin kizidir. Tanrica Inanna Akadlarda Istar, Fenikelilerde Astarde, Anadoluda Kibele, Yunanlarda Afrodit, Araplarda Al-Lat ve Alevilikte Fatma Ana olarak karsimiza cikar. Al-Lat Araplarin üc büyük tanrisindan biriydi ve Mekke´nin koruyucusudur. Sembolü tastir. Diger bir adi ise Kaab´tir. Kabe ismini buradan alir. Mekkeliler adina Hacerül Esved denilen siyah tasi, Al-Lat´in simgesi oldugundan ötürü öper, sefaat bekler, önünde saygiyla dururdular. Aynen simdi oldugu gibi… Palmira´da 62-63 yillarinda yapildigi tahmin edilen bir tapinakta Al-Lat´in aslanin yaninda oturmus halde bir figürü bulunmustur. Al-Lat´a atfen Suriye´de erkek cocuklara Abdallat, yani Al-Lat´in kölesi anlamina gelen isim verilirdi. Alevi pirlerinin „abdal“ sifatini tasimalarinin Al-Lat kültürüyle iliskisi olabilir. Emin degilim.
Inanna´in asil yeri gökyüzünde Venüstür. Venüsün bir timsalide ceylandir. Hünkarin kucagina aldigi ceylan gibi… Simdi ise tüm alevilerin evinde asili bulunan Haci Bektas-i Veli´nin resmindeki gizeme gelmek istiyorum. Benim tezim sudur:
Pirin kucagina alip sarildigi aslan ve ceylan aslinda Hz. Ali ve Fatma Anadir. Bu acidan aleviligin mitolojik baglantisini kurarsak, Hz. Fatma tanrica Inanna ve Hz.Ali tanri Temmuz´dur.

Neden Hz. Fatma ile Inanna ve Hz. Ali ile Temmuz karsilastirmasini yapiyoruz? Cünkü aralarinda büyük anlamsal benzerlikler var. Bu, inanislarin önder, ulu saydigi ilhalar ve/veya sahsiyetler arasinda tüm alanlarda örtüsme saglanacagi anlamina gelmez. Örnegin: Temmuz´da, cehennemin kötü mizacli koruyuculari galla´lar tarafindan öldürülür. Temmuz Ölüler Diyarina giden Inanna´nin tekrar yeryüzüne gelmesi icin O`nun yerine Ölüler Diyarina gider. Inanna kalkmis O`nun yerine Temmuz gitmistir, gönderilmistir. Halen insanlarimiz cok sevdikleri birisi öldügü zaman, örnegin anneler yavrulari icin onun yerine kendilerinin ölmek istediklerini söylerler, sanki kendisi ölürse, ölen kisi yeniden canlanacakmis gibi.

Temmuz´un ölümü üzerine agitlar yakilmistir. Insanlar onun yeniden dirilip geri dönmesini beklerler. Sümer medeniyetinde bu dirilis, yani reankarnasyon gerceklesir. Temmuz´un kizkardesi Gestinanna, Ölüler Diyarina gider ve Temmuz yeniden yeryüzüne cikar. Bir dönem Temmuz, bir dönemde Gestinanna Ölüler Diyarindadir. Bu devri alem sürer gider. Hz. Ali´nin ölümüde, taraftarlari arasinda büyük bir aciya sebebiyet vermistir. Hz. Ali´nin öldürülmesi ile ilgili degisik efsaneler vardir. Bir anlatima göre, Hz. Ali´nin naasi yüzü kapali birisi tarafindan bir deveye yüklenir. Hz. Hüseyin´in yalvarislarina dayanamayan bu kisi yüzündeki örtüyü kaldirarak kendisini gösterir. Naasta, deveyi cekende ayni kisidir. Bu kisi Hz. Ali´nin kendisidir. Bu cileli yasam üzerine yayilan efsaneler Temmuz´un ölümü ve cileleri gibi cok cesitlidir. Hz. Ali´nin oglu Hz. Hüseyin´in Kerbela´da öldürülmeside Aleviler tarafindan aynen Sümerlerin tanrilari Temmuz icin döktükleri göz yasi benzeri gibi, hüzünle ve matemle anilir. Oruclar tutulur, agitlar yakilir ve anisina cemler baglanir. Katillere lanetler yagdirilir.

Önemli bir benzerlige daha dikkati cekmek gerekiyor. Aleviler Hz. Ali´nin soyundan gelen 12 imamlarin sonuncusu Mehdi´nin yeniden yeryüzüne gelmek icin sir olduguna inanirlar. Buradada hristiyanlarin Hz. Isa´nin yeniden gökten yere inisine olan inanclariyla Mehdi´in gelisi arasinda parallelik vardir. Yanlis anlasimlari önlemek icin: Hz. Fatma´nin Inanna ve Hz. Ali ´nin Temmuz ile iliskilendirilmesi sadece bir benzetmedir, daha dogrusu binlerce yillik yerlesik inanislarin kendisini degisen kosullarda yeniden aktüellestirmesidir.

Her ne kadar artik fazla itibar edilmesede, alevilerin etini yemedigi ve kümes hayvani olarak tutmadiklari diger bir hayvan ise tavsandir. Tavsan konusunda da yaygin olan yorum, tavsanin kuyrugunun domuza, kulaklarinin esege, yüzünün kediye benzedigi ve etinin siyah olmasi nedeniyle yenilmesinin yasak oldugudur. Domuzda oldugu gibi tavsaninda yasaklanmasinda bu anlayis fazla tutarli degildir. Baska nedenleri ne olabilir, sorusunda ne yazikki su anda tatmin edici detayli bir bilgi elimizde yok. Fakat su aciklama denemesini bir kaynak olarak görebiliriz.

Orion yildizi gökyüzünün en parlak yildizidir. Akadlarda bu Orion yildizi "gökyüzünün isigi" olarak görülürken, eski Misirda tanri Osiris´in gökyüzüne yansimasidir. Eski medeniyetler gökyüzünü bir bahce gibi düsünmüslerdir. Cicek ve meyve agaclariyla dolu bir bahcedir bu.

Yasak olmasi gökyüzü bilimiyla ilgilidir. Samanyolu gökyüzünde bir nehire benzetilmistir. Orion bu dehlizin kenarindadir ve yanlarinda köpekleri Kanis Major ve Kanis Minor ile gider. Önlerindede bir tavsan gitmektedir. Tavsan bu sistemi, isigi rahatsiz eden ve bahceyi tahrip eden bir yildiz gurubu olarak görülmektedir. Alevilerde tavsanin sevilmemesinin nedeni kanimca burada yatmaktadir, ki yahudilerdede bu durum vardir.

Kisaca anlatilanlarin cercevesinde, kanimca aleviligin kökleri bir cinar agaci gibi yerin, yani tarihin cok daha derinliklerine kadar inmistir. Yüzyillardir her türlü hakarete maaruz kalmasina ragmen,dallari budansa dahi varligini sürdürmesini bu köklü kadim uygarliklari özümsemesine borcludur. Alevilik ve aleviler, göründügü kadariyla bir misir kocani gibi özlerinin etrafini sürekli yapraklarla donatip zirhli bir cember olusturmuslar. Yillardir sagina soluna yama yapilarak tanimlanmaya calisilan aleviligin temellerini artik bas üstü degil, ayaklarinin üstüne oturtmanin zamani gelmistir.

Hüseyin KORER
Sponsor Reklamlar

Merdan ve mercan bunu beğendiler.
__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.10.10   #3
AmaethoN
AmaethoN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2010
Nereden: elazığ
Mesajlar: 203
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


bu yazıyı yazan eleman konudan konuya daldan dala atlamış kendini haklı cıkarabilmek için laf ebeliğinden başka hiç bi halt etmeyen dangalak bi yazar.

bu yazıyı yazan alevilik ve şiiliği fazlasıyla karıştıran biri
bu yazıyı yazan kişi alevilği hitit ve mezopotamya nın diğer farklı medeniyetleriyle kıyaslamaya calışan biri
yahu ey güzel zırvalayan anormalimsi zekalı insan
asyadan gelipte islamla harmanlasan şamanist inanç ister istemez değişime uğrar kesim kesim çünki farklıbi kültürün dini inancı değişim herzaman olur ve iyice kendi özünden uzaklaşıp farklı topraklara yönelince o yeni geldiği topraklarda yaşıyanlarıda etkilemektedir o etkiledikleri ırk ve inancın etkisini alır ve kendi etkisinide verir
mitolojiymiş utanmasalar zeus-thor-amon ra-son mohikan gibi zırvalıklarlada aleviliği katledeceksiniz

asklan yürekli richarda aslan ünvanı niye verildi cesur diye hz alinin de ünvanı aslan ingilizlerin bircok logosnda aslan figürü var 500 yıl sonra dünya var olursa sizin gibi zihniyeti sacma kişiler richardıda alevi yapar )) pir bile ilan edersiniz

konuyu yazan elemanadır lafım
paylaşmı yapanada teşekkür etmek isterdim ama etmiyeceğim cünki okumada paylastığı belli neden derseniz
bi konuyu paylaşıyorsan uzun bi konuysa ve tartışmaya acıksa önce bi kendi yorumunu yap düşünceni belirt nyie paylaştın doğru bulduğun içinmi doğru bulduysan nereleri doğrubuldun
simfi forumda bide sana 3-5 kişi teşekkür eder hiç yazını dahi okuma gereği duymazlar. gerekceyse cok uzun ne uğraşcam



ya bi iki sruda ben sorayım orada bicok karakteri birbiryle kıyaslamışlar bende kıyaslama yapayım bu kıyaslamalardan ne tür bi cevap cıkacak merak ediyrum

1- hz isa ve 12 havarisi var hz muhammed ve 12 imam var peygamberler tarihine baktığımzda 12 rakamı herzaman cıkıyor bu 12 destekcinin bi anlamımı var yoksa hepsi birbirinden araklanma hikayelermi....
2-herkül zeusun oğlu bunu yunanlar ilan ediyor hzisa tanrının oğlu bunuda yunanlar ilan ediyor .
3-kabe yıkılırken birtek put kırılmıyor oda hilal ay şeklinde bir mısır putu ve camilerin üzerinde hilal ay var bu yeni başlangıcımı temsil ediyor yoksa o putumu
4-mikail -michel , gabriel-cebrail, biri arapca öbürü ibranice kuranda mikail gecer ama ibranice michel yoksa kuran tevrattanmı araklama hani kuran arapca yazılmıştı... arapca ve ibraniceden araklanmamıdır
alevik mitolojisiymiş breh breh breh siz önce kendi islam dininizi sorgulayın gerceklik payı ne...
5-kuran muhammedden sonra kitap haline geldi muhammed zamanında içki önce helal sonra haramdı oysaki alevilkte içki helaldir demekki kuran değişkendi muhammed zamanında öldükden sonra ise sabitleşti tuhaf değilmi
6- mitolojide alevilğin izleriymiş başlığa bak allah allah ninja kaplumbağalar öpsün sizleri...
alevilik tabiki islamdan sonraki ismidir ve islamın yaşadığı toprakların kültüründen yaşanması doğaldır yaşanmaması anormallik olur zaten afrikadada göğüsleri acık siyahi kadınlar var bunlarda diyebilirmi sizce islamda göğüsler acık islamn mitolojisidir gibi
yahu sizin şu karaçarşaf islamda şarttır gibi yazılarınız oldu bu ne yav.
canım sıkıldı bakalm yazdıklarımı okuyan olacakmı aman boşver okumasınlar sadece düşncelerm bunlar
bi başka forumdda aleviliği yine mezopotamya inancı olara göstermiş ulan salaklar eğer öyleyse şah ismail nereliydi hangi ırktan gelirdi hangi inanctan gelirdi ve nerede yaşamktaydı
ahmed yesevi nereden geldi nereye giderdi nerede yaşardı
biz değilmiyiz aleviler horasandan gelmedir horasanın mezopotamyayla ne alakası var aklı kıt yazı yazan dangalak.

arkadasm paylasım yapmışsın ama ben beğenmedim.

şimdi bi kongolu cıkıpta alevilik benimde kültürümde var inancımda var derse alevilik ordanmı doğmuş olur ordanmı etkilenmş olur.
mısıra kadar bağlanmış el insaf ya
bana söyleyin hangi alevi piri mısıra gitmiş yahu alevilik nedir sizin yazınıza göre felsefe oluyor.
alevilik ali yolunda gidenmi yoksa alevilik şaman inancından gelen ve islamla özdeşleşen bir inanc şeklimi
daha bunun cevabını vermeden lav ebeliği yapıyosunuz
daldan dala atlıyp konuyu yazıyolar ama ne yazdıklarını bilmiyolar haklı yazılarda var ama alevilik adı altında yazlırsa hadi leyn derim coğu yazıya
Sponsor Reklamlar

Merdan ve mechul bunu beğendiler.

Konu AmaethoN tarafından (16.10.10 Saat 20:49 ) değiştirilmiştir.
AmaethoN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 16.10.10   #4
mechul
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2010
Nereden: mmmmm
Mesajlar: 235
Rep Puani : 30
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


Alevilikle ilgili asimilasyonlar tek yönden devam etmiyor.

Kimi şii propagandası yaparak Aleviliği şii'leştiriyo
Kimi Hristiyanlaştırıyo
Kimi Ateistleştiriyo.


Aleviligi 40 tanrılı bir inanc yapınca ne olacak anlayamıyorum,
aleviligi pagan kökenli inanc yapınca ne olacak
Aleviligi hrıstıyanlıga baglayınca ne olacak !!!


Her nedense bu ucube fikirler hep Avrupa'da ki Alevi Deneklerinden çıkıyor hal böyle oluncada akla hemen ''Avrupanın parmagı var mı sorusunu getiriyor''


Neymiş efendim Alevi terminalojisinde ,inanç ritüllerinde varolan bazı seyler hristiyanlıkta da varmışmış,
Neymiş efendim hacı bektaş tıpkı zeus'u andırıyomuş odin'i andırıyomuş
..
vs vs



Tamam şu bir gerçek Alevilik İslam ile özdeşleştirilemez, bunu kabul ediyoruz kabulden ziyade bunu hissediyoruz, fakat islamla harmanlaştıgını da görüyoruz, Orta Asya ve Andoluda ki eski inanclarla eski kültürlerle etkileştiginide görüyoruz, ve kendine has bir inanc bir kültür bir yaşayış şekli oluşturdugu konusunda agır bir fikir var.



Neden şu unutuluyor anlamış degilim..

Misal inancın sıvı vardır, bu hemen hemen her inanısta vardır, kimi kutsal su der, kimi zem zem der kimi dem der,
Oruc hemen hemen her inanısta vardır,
sayılar rakamlar kutsal hayvanlar, ugurlu onurlu sayılan, ugursuz sayılan varlıklar.

bunların hepsi hemen hemen her inanısta olan ve hatta büyük benzerlikler içeren konulardır, siz şimdi bunları örnek vererek bir inancı diger inancın içine sokamazsınız !!!

Alevilikte ki düşknlügü afarozla bir görmez asimilasyonun daniskasıdırrrr.
düşkün ilan edilmeyi o kurumu engizizasyon mahkemeleriyle bir tutmak cok ama cok büyük hatadır hakarettir..

burda ki amaç ne !


müslümanlıkta varolan bircok inanıs müslümanlıktan önce de vardı misal oruc, bu müslümanlıgı ondan önceki inanışa tabi tutmak anlamını taşımaz ki.


Aleviligi şiileştirenlerden kaçıyorz bu kez hristiyanlaştırana yakalanıyoz ondan kaçıyoz 40 tanrılı bilmem ne inancına sokuyolar, onlar bırakıyo ateistler etrafımızı sarıyo, nedir bu anlamış deglim.


Biz Aleviyiz orta asya ve anadolu kökenli bir inancız ötemizde berimizde kökenimizde sagımızda solumuzda bu, daha bizi ordan oraya yok mu ınancına yok ma ınancına, yok paganlara yok hittlere yok emevilere abbasilere yok bilmem kimlere baglamanın ne manası var.


ayrıca yazar Hz.Ali 'ye Allahın Arslanı denilmesinden yola çıkarak aslan sözünü kendince araştırıp eski bir inanısa kadar götürmüş ve ordan alevilige baglantı kurmuş,
iyide hz.ali'ye bu lakabı aleviler degil hz.peygamber döneminde sahabeler vermiştir, o dönemde verilen bir lakap ve kullanılan ve bugunde kullanılan bir lakaptır arabıstan da ve dgier musluman ülkelerde hz.ali allahın arslanı olarak bilinir, yani bu ASLAN sözünü Aleviler bulup kullanmış degiller,

hz.ali yanı sıra hz.hamza içinde aslan sözü kullanılır o devrin sahabeleri tarafından

nasıl ordan hareketle aleviligi eski inanca baglarlar anlamış degilim
Sponsor Reklamlar

AmaethoN bunu beğendi.

Konu mechul tarafından (16.10.10 Saat 21:51 ) değiştirilmiştir.
mechul isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #5
mercan
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 2
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


Buraya bir yazi asilmis. Yazida aleviligi kücük düsürücü hic bir ibare yok. Yazan kisi arastirmis ve kendi düsüncelerini aciklamis. Örnekler veriyor. Yazida Zeus adi gecmemesine ragmen, mechul ve AmaethoN arkadaslar, Zeus´dan bahsediyorlar. Bazi geleneklerin kaynaginin ne olacagi konusundayazi fikir yürütüyor. Begenir veya begenmessiniz. En azindan emege saygili olmalissiniz. Nedir bu dangalak, anormal zekali seklinde yakistirmalar? Alevilikte tartsima kültürü bu mu?

Düpedüz alevi fasitligi yapiyorsunuz. Yazar bir dizi tez ileri sürmüs ve bunu bir toplantida dile getirmis. Her konuyu detayli islmememis olsada konuyo hakim oldugu belli. Ben yaziyi büyük heyecanla okudum.

Sokak jargonuyla cevap vereceginize ve kendinizi cok üstün bilgi yetenegiyle donatildiginizi zan edeceginize, o halde siz daha detayli ve mantikli aciklayin:
Allahin Aslani ne demek?
Kirvelik nedir?
Yol düsknülügü nedir?
Domuz ve tavsan eti neden yasaktir?

Sanal alemde silahsörlük yapmaniz cok rahat geliyor.
Sponsor Reklamlar

Alevi, Merdan ve profet bunu beğendiler.
mercan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #6
profet
Avatar mevcut degil.
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 264
Rep Puani : 11
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


Bakiniz yaziyi sokak diliyle ve alevilige hic bir sekilde yakismayan ifadelerle elestiren arkadaslara sesleniyorum, öncelikle okudugunuzan hic bir sey anlamadiginizi görüyorum, bu olabilir ama kullandiginiz dil alevilige yakismaz, neydi düstur;
-eline
-diline
-beline sahip ol

Simdi bakiniz bu yazinin özü aleviligin binlerce yillik bir kültür süzgecinden gecerek ve insanligin tüm olumlu noktalarini bu ibrikte damitarak Ali-Haci Bektas-i Veli baglaminda kendini buldugunu ve sadece dinsel kavram ve emirlerle aciklanamayacagini cok daha derin oldugunu anlatmakta. Bunami karsisiniz nedir sorun?

Düskünlük-Aforoz karsilastirmasini yakisiksiz terimlerle yapan arkadasa gelince, aforoz'un engizisyonla ne ilgisi var, el insaf biraz tarih bilgisi! Okuyun biraz önce!

Birisi kalkip sizin aklinizdan bile gecirmediginiz konularada arastirma yapiyor amacida aleviligi yüceltmek sunni ortadokslugun islam disi sapkinliktir iddiasina siz ne diyorsunuz bu ögreti sizden cok daha önce vardir diyebilmek, ama bu cabanin karsisinda sizin yazdiklariniza bakin!
Söyleyecek laf bulamiyorum aslinda buluyorum Cihan yani Kibrisli bilir dilimin ne kadar sivri oldugunu ama ben sizin gibi alevi olmamama ragmen düstura sahip cikiyorum;
-diline sahip ol

Hersey bir yana sizin emegedemi sayginiz yok?
Sponsor Reklamlar

Merdan bunu beğendi.
__________________
www.yaprakfirtinasi.com
profet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #7
mercan
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2010
Nereden: Almanya
Mesajlar: 2
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


"Tamam şu bir gerçek Alevilik İslam ile özdeşleştirilemez, bunu kabul ediyoruz kabulden ziyade bunu hissediyoruz, fakat islamla harmanlaştıgını da görüyoruz, Orta Asya ve Andoluda ki eski inanclarla eski kültürlerle etkileştiginide görüyoruz, ve kendine has bir inanc bir kültür bir yaşayış şekli oluşturdugu konusunda agır bir fikir var."

Bu, mechul katilimcidan alintidir. Mechul, Alevilik islamla özdestirilemez diyor ve Orta Asya ve Anadoluda ki eski kültürlerle (yani islamdan önceki herhalde olacak) etkilestigini görüyor. Simdi birisi ve birileri cikmis o eski kültürlerin hangilerinin izleri alevelikte var diyor. Hadi Orta Asya´yi iyi kötü herkes anlatiyor. Sayin mechul, zahmet edipte bize aciklayin, Anadoluda ki o eski kültürlerin hangi unsurlari alevilige yansimis. Islami kendiside gecmis uygarliklardan etkilenemez mi?

Mademki siz bunu biliyorsunuz, lütufta bulunun bizde ögrenelim. Yazar diyorki: "Afaroz ve engizisyonu karistirmamak gerekiyor". Mechul´un cevabi "Alevilikte ki düşknlügü afarozla bir görmez asimilasyonun daniskasıdırrrr.
düşkün ilan edilmeyi o kurumu engizizasyon mahkemeleriyle bir tutmak cok ama cok büyük hatadır hakarettir.." Pir askina pes dogrusu. Yazar karistirmayin diyor, siz hala karistirmaya devam ediyorsunuz. Bana kalirsa siz yaziyi hic ama hic anlamamissiniz. Ben üc defa okudum ve her defasinda "vay be" demekten kendimi alamadim.

Nihayetinde birileri cikiyor, alevilik hakkinda degisik acilardan düsünüyor ve bu yüce anlayisin tarihine inmeye calisiyor. Yaziyi hic anlamadiginiz ve iskembe-i kübradan salladiginiz bakin nasil belli oluyor. Yazar diyorki:
"Aleviligin ne oldugu sorusu son yillarda yüzlerce arastirmaya konu olmus ve anlami konusunda degisik cevaplar verilmis olsa dahi, cogunluk islam dininin degisik, (heteredoks) yorumlanisi olarak kabul etmistir. Anadolu´da yaygin olmasinin etkisiyle „Anadolu Aleviligi“ seklinde bir kavram gelistirilmis olup, bu cografyaya özgün algilanis sekline vurgu yapilmistir. Buradan hareketle, Anadolu´da yüzyillardir yasayan Türklerin cikis noktasi ve medeniyetleri arastirilmis ve neticesinde aleviligin aslinda orta asya kökenli olan Türk boylarinin islami özümsemesi oldugu ileri sürülmüstür. „Alevilik = Orta asya + Türkler + göc / Islam“ denklemi olarak kabul edilirse, o halde tarihdeki izi sürmek icin cerceve cizilmis sayilir.
Bu tez, üzerinde detayli durmayi gerektirmektedir. Ortaya sürülen örnekler yadsinmayacak derecede güncelligini korumaktadir. Cumhuriyetin ikinci yarisindan itibaren aleviligi Türk geleneklerine baglamanin arkasinda ulusalci, milliyetci akimlarin etkisinin de göz ardi edilmemesi gerekir."

Yahu adam diyorki, bu Orta Asya tezinin üzerinde detayli durmak gerekiyor, örnekleri yabana atmayalim. Ha kendisi bu Orta Asya üzerinde fazla durmamis. Konusuda o degil. Zaten orta doguyu Iran´ida kapsayacak genis bir cografya olarak ele alalim diyor. Daha ne desin!

Simdiye kadar ezildik, büzüldük, saklandikta ne oldu? Cikip dogru dürüst cümle aleme kendimizi tanitik mi? Bazilari cikip olaya alismadigimiz acidan yaklasiyor, hemen kendi icimizde onlari "kaka" yapiyoruz. Knedilerine geri zekali diyoruz. Yahu anlamadinizsa gidin adama sorularinizi medeni sekilde sorun. Size göre yanlis düsünüyorsa, karsi örneklerinizle ikna edin. Barbarligin ne alemi var!

O elestirdiginiz Avrupadaki aleviler bakin okullarda alevi din dersini devlet kanaliyla verdirmeye basladilar. Onlar tartisiyor, konusuyor. Anadoluda aleviler halen pisirikliklarini üstlerinden atmadan Avrupadakiler örgütlendiler. Her sehirde derneklerini kuruyorlar, kültürlerini yasayorlar. Siz birde cikmis bu adamlari neredeyse hristiyanlikla sucluyorlar. Biraz ayip olacak ama: Fetullah Gülen dahi sizi okursa, helal olsun birbirlerini ne güzel yiyorlar diye düsünürdü.
Sponsor Reklamlar

Merdan ve profet bunu beğendiler.
mercan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #8
AmaethoN
AmaethoN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıdemli Üye
Üye
Üyelik tarihi: Jun 2010
Nereden: elazığ
Mesajlar: 203
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


-işinize geleni kabul ediyorsunuz işinize gelmeyeni kabul etmiyorsunuz
-saygı emeğe gösterilecektir elbet ama emek de saygıyı haketmelidir öyle atıp tutmalar emek değil zırvalıktır
-bende yazılarımla birsürü tez sundum aleviliği farklı kültürlerde arıyan yobaz zihinler acaba bilirlermi hristiyan ingilizler neden aslanı sever aslan hristiyanlıkta hz isayı temsil etmektedir hz alinin de ünvanı aslandır peki buna bakarsak hristiyan ingilitere kültüründen etkilenmişmi demektir hz aliye verilen aslan ünvanı
yahu ne acayip insanlarsnız


Alıntı:
O elestirdiginiz Avrupadaki aleviler bakin okullarda alevi din dersini devlet kanaliyla verdirmeye basladilar. Onlar tartisiyor, konusuyor. Anadoluda aleviler halen pisirikliklarini üstlerinden atmadan Avrupadakiler örgütlendiler. Her sehirde derneklerini kuruyorlar, kültürlerini yasayorlar. Siz birde cikmis bu adamlari neredeyse hristiyanlikla sucluyorlar. Biraz ayip olacak ama: Fetullah Gülen dahi sizi okursa, helal olsun birbirlerini ne güzel yiyorlar diye düsünürdü.

biz hakkımızı aradığımız için yukarıdaki yazıyı eleştirdik gözüm. anadoluda aleviler halen psırıklıklarından susmuyor koskoca osmanlıya kafa tuttuk 3-5 çakalamı yem edeceğiz kendimizi bizim en büyük yanılgımız asimiledir ciğerim doğuda şafileşir insanımız baskılar sonucu batıda sunnileşir alevimiz baskılar sonucu sonrada 2-3 yazar çıkar aleviliği iyice cığrından cıkartır mezopotamyada mezopotamya bide garip olan mısıra bağlanılmış yazılar
utanmasalar aleviler horasandan değil mısır piramitinden geldi diyecekler. ayıp hemde cok ayıp
fetullah gülenli yorum yapmışsınız

Alıntı:
Hacı Bektas Kirsehir'e geldigi zaman 24 yaslarında bulunuyordu. Bu zaman Karaman beyi Mehmet Bey hukumdardı. Turkluk için içi yanan Karaman Beyi Mehmet Bey “Bundan sonra divanda, dergahda, mescitte, meydanda Turkçeden baska dil kullanılmayacaktır’’ emrini halka bildirmisti. Hacı Bektas bu ruha gönul bagladı, tarikatını Turk töresine göre kurdu. Bundan sonra ayinler Turkçe yapıldı. Turkuler nefesler hep öz Turkçe yazıldı, sazlarla terennum edildi.

kendi inancını farklı kültürlerin temelinden arıyanlara kapak olsun bu söz

KİM BU HACI BEKDAŞ EY DÜŞKÜNLER
Alıntı:
tarikatını Turk töresine göre kurdu



sonra gidin mısır piramitlerinde aleviliği arayın
Sponsor Reklamlar

mechul bunu beğendi.
AmaethoN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #9
mechul
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2010
Nereden: mmmmm
Mesajlar: 235
Rep Puani : 30
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


profet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bakiniz yaziyi sokak diliyle ve alevilige hic bir sekilde yakismayan ifadelerle elestiren arkadaslara sesleniyorum,

-eline
-diline
-beline sahip ol

Yazımın neresinde elime dilime belime sahip olamadıgım bir cümle kurmuşum lütfen önüme sunar mısınız.. !!!!!
iftira atmak mı dile sahip olmak profet efendi !!!

Yazar bir düşünce belirtmiş bende kendimce eleştirdim, ne kendisini küçük düşürücü nede asagılayıcı bir kelime yazmadım, ama asmilasyoncu bir yazı buldum, bu mu8 suc ?


Alıntı:
Düskünlük-Aforoz karsilastirmasini yakisiksiz terimlerle yapan arkadasa gelince, aforoz'un engizisyonla ne ilgisi var, el insaf biraz tarih bilgisi! Okuyun biraz önce!

Profet paylaştıgın yazıyı okumamışsın şimdide bizi okuyun diyerek bilgisizlikle sucluyorsun,

kardeşim paylaşırken okumamıssın kopyala yapıştır foruma eklemişsin bari bi göz gezdir niye eleştirmişler diye.

paylaştıgın yazıda düşkünlükle aforoz etme benzerlik tasıdıgı yazıyor ben k.çımdan uydurmadın,
bana OKU diyecegine sen OKU SENNN



Alıntı:
Yol düskünlügü

Exkommunikation – afaroz etme: Alevilikde yol düskünlügü. Afaroz etme hristiyan ve musevi dinlerinde cogunlukla uygulanan bir metotdur. Islamda ise seyrek durumlarda „tekfir“ adi altinda insanlar kafir ilan edilmislerdir. Hristiyanlikta aforoz edilmek icin belirli suclarin islenmis olmasi gerekiyor. Bunlar örnegin, ayrilikcilik, papaya karsi güc kullanma veya kürtaj olabilir. Cogu kez bu suclar islendiginde aforoz etme kendiliginden ortaya cikar, fakat genelde afaroz edilme yetkili bir rahip tarafindan ilan edilir, ki cemaat bunu duysun.

Alevilikte uygulanan yol düskünlügü kurumunun hristiyanliktaki afaroz etme sistemiyle parelellikleri inkar edilemez

utandın mı şimdi yazdıklarından profet efendi !!!

gözünün içine sokarcasına büyüttüm yazıyı okuda utan diye.
Sponsor Reklamlar

Merdan ve AmaethoN bunu beğendiler.
mechul isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti
Alt 17.10.10   #10
mechul
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2010
Nereden: mmmmm
Mesajlar: 235
Rep Puani : 30
Standart Cevap: Mıtolojıde alevılıgın ızlerı


mercan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Sokak jargonuyla cevap vereceginize ve kendinizi cok üstün bilgi yetenegiyle donatildiginizi zan edeceginize, o halde siz daha detayli ve mantikli aciklayin:
Allahin Aslani ne demek?
Kirvelik nedir?
Yol düsknülügü nedir?
Domuz ve tavsan eti neden yasaktir?

Sanal alemde silahsörlük yapmaniz cok rahat geliyor.

YAZIMIN NERESİNDE SOKAK JARGONLUGU YAPMIŞIM !!!!


Aleviligi körü körüne islamın içine sokanlarla Aleviligi 40 tanrılı dinlere hrıstıyanlıga bilmem bir baska dine sokanların bir farkı yoktur.


Yazdım, bi daha yazıyorum Hz.Ali'ye ASLAN lakabını Aleviler degil o devrin sahabeleri vermiştir, savascı cesaretli vs olmasından dolayı, hz.ali'ye suan yanlızca aleviler degil dunyanın her yerınde kı muslumanlar allahın arslanı der,

burdan hareketle aslan sözünü alevilere ordanda bilmem ne dinine baglamak bilgisizliktir.


50 tane örnek verdim her inancta varolan kutsal hayvanlar kutsal sayılar kutsal esyalar vardır, alevilikteki kutsalların daha önceden veya daha sonradan baska ınanclarda olması ALEVİLİGİ O DİNE SOKMAZZZZ.



Bunlar ne yapıyor, Nerde Alevi termınalojısınde bır kutsal sayı hayvan veya bı ıbadet figürü var, hemen acıyor hitit inancını, yok eski pagan ınancını, hrıstıyanlıgı sumer tanrılarını arastırıp yada arastırdıgını zannedıp haaaa onlardada su varmış bizde de var eee o zaman biz onlardan geldik..

bu mu mantık !!!



oruc yahudilerde de var o zaman muslumanlık yahudılıktır .. oldu mu aynı mantık.


kutsal su,
zem zem
dem.

o zaman alevlik islam hrıstıyanlık aynıdır.

bu mantıgınız.



sacmalamayın..
Sponsor Reklamlar

AmaethoN bunu beğendi.
mechul isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 5 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 5 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
“tÜrk kÜltÜrÜnde Şamanİzmİn İzlerİ” profet Dini Konular 0 31.05.11 01:14




Totobo Totobo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2