Sponsor Reklamlar


Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu?

 Alevilik ve Aleviler /Ana Forum Katagorisinde ve  Alevi Araştırmaları Forumunda Bulunan  Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>...

Ağaç Şeklinde Aç2Beğeni
  • 2 gönderen Alevi

 
Seçenekler
Alt 19.09.10   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu?


Alevilik din mi, Mezhep mi, yoksa İslam'ın demokratik bir yorumu mu?

İlk önce, küfür, küçümseme ve aşağılamaya ilişkin kısa bir parantez açtıktan sonra konumuza gireceğim!...
Örneğin; çocukluk dönemlerimde içinde büyüdüğüm aile ve toplum çevresi insanları küçümseyen ve aşağılayan bir edayla itham ederlerdi (!) daha sonra bende aynı tavırlar içine girer tepeden bakarak küçümserdim ve yıllar sonra, bunun bir aşağılık duygusu olduğunu kavradığımda çok büyük utanç duyuyordum. Fakat, kendini EDEB'in merkezinde yetiştiğini iddia eden/edenler ne yazık ki, laf ustalığını kanıtlarcasına hâlâ -sanki büyük bir mezziyetmiş gibi- küçümseyici ve aşağılayıcı bir dil ile laf ustalığını pekiştirmektedir. İnsan'ı küçümseyen ve aşağılayan kişi, kim olursa olsun esasen kendini küçültüyor. Ve bilinmeli ki kendisi küçülmektedir. Ancak, içinde büyüdüğüm o köylü toplulukta şuan bu anlayış ile ilgili pek bir şey kalmadığınıda gözlemledim. Fakat küfür hâlâ yaygındır diyebilirim...küfürü sinirlenince bende yapmıyorum değil!...

Küfür, çoğunlukla sinir kat sayısını kontrol edemeyen, kendini yetersiz hissedince, başarısız olunca, birine öfkelenince, sözlü kavga aracı olarak, üzülünce ve hatta sevinince...ne yapacağına karar veremeyen insanların başvurduğu bir yöntemdir. Kimine göre acizliğin kanıtı, kimine göre rahatlama aracı, kimine göre ise araç olamayacak niteliğe sahip bir amaç olmuştur.
Bir de duyduğu küfürler karşısında küçük dili amuda kalkan türde insanlarımız vardır ki onlar da kendilerini şöyle ifade etmeyi seçmektedirler:
-Senin seviyen belli!
-Ben seninle muhatap bile olmam! diyerek hassasiyetlerini kanıtlama yolunu seçerler. Böyle insanların ise evde yalnız kaldıklarında küfür ederek, daha önce karşılık veremedikleri birikmiş küfürleri haykırarak rahatladıkları tahmin edilmektedir. Klavye tutan parmaklarınıza, hayal gücünüze kuvvet (!)

İnsan bir kere kötü olmaya görsün. Kötülüğü kurtarıcı bir eyleme dönüştürenler bu konuda o kadar yaratıcı ve parlak zekâlı olurlar ki; ortaya çıkan sonuç insanın kanını dondurur. Neden kimi zaman eş dost muhabbetini, "boş konuşma" der ve küçümseriz?

Tamam, o sırada kararlı, "oturaklı" ve açık olarak maksatlı değildir sözlerimiz. Bir işi kotarmıyor, hiçbir meseleyi çözmüyoruzdur.

Aşağılama veya küçümseme, bir insanın, bir durumu veya bir kimseyi, kendinden daha az sahip olduğu değerler için kendinden küçük görmektir. Bu kavram çoğu zaman kibir ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Bir kimseyi aşağılayan insanlar için çoğu zaman "kibirli" sıfatı kullanılmaktadır. Bunu kısaca izah ettikten sonra konumuza girebiliriz:

Bundan bir önceki, "Alevilik Kendi Başına Bir İnanç Mı?" başlıklı yazıma ilaveten bana e-mail ile sorulan ve zorunlu açıklamam gereken bir kaç hususu, yeterli olmasa cevaplamam gerekiyor...

Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, eşim bölgemizde tanınan bir dedenin torunudur. Cevaplamam gereken soru ise, bir çok kişinin aslında merak ettiği ve Sinemilli Aşiretinden, Sultansinemilli Ocağına mensup ve Aleviliğin "İslam'ın özü" iddiasını sürdürenlerden biri; "Eşin bir dede kızı. Sor kendisine: Büyük Tacim Dede'den, ya da Aligül Dede'den ya da hangi Amcalarından, Aleviliğin İslam'ın dışında bir inanç olduğunu duymuş?" bu soruyu okur okumaz hemen eşime dönerek, 'özüm' sizinkilere hiç sordunmu sen... Alevilik İslam'ın dışında mıdır? diye, oda bana "ben, Tacım amcama (Büyük Tacim Dede'nin oğlu Tacım Bakır) sordum. Dediki; "kızım gerçeği şudur aslında; Alevilik İslam'ın dışında kendi başına bir inanç'tır aslında! ama biz bazı nedenlerden dolayı ve korktuğumuz için şuan bunu açıkça dile getiremiyoruz!" dedi.
Korkuyla ilgili geçen okuduğum bir makaledeki bu satırlar bir Alevi Pir'îne ait; “Bilir misiniz en cesaretli insan cahil insandır. En Korkak insan bilgili, tecrübeli ve düşünceli insandır. Neden cahil dost yerine akıllı düşman hep tercih edilmiştir? Düşmandan ziyade cahil dosttan kaçınılmıştır.” bu gerçeği önemsememek elden değil...

Özellikle bilinir bizim bölgede Kızılbaş, Kürd, Kadın'ı, çeşitli dönemlerde cemiyetlerde ve savaşlarda öncülük ve önderlik yapmışlardır. Örneğin; her ne kadar dönemin Osmanlı sarayına destek amaçlı savaşa katılan Kara Fatma (Fote Reş) yiğitçe öncülük etmişse de, İnanç bazında Kızılkandil Ovasında, Gücük Ovasında Xace Elixıle, Zayne Elixıle, gibi Kızılbaş Kürd Kadını Sultansinemilli Ocağını hem maddi anlamda finanse etmişlerdir, hemde bu ocağın ileri gelenlerini halka kanaat önderliği yapmaları için, manevi destek sunarak büyük rolleri olmuştur.

Örneğin Sinemilli Aşireti Kantarma Ocağına mensup olanların hepsi böylede düşünüyor diyemeyiz elbette!...En önemliside bu ocaktan herkesin öyle düşünmediğini ve seçici olmamızın gerektiği kanısındayım...
Ancak! ne tahlisizliktir ki, bu ocağın mensuplarına karşı dönemin devrimci gençlik gruplarının içinde olanlar haksız ve yanlış tavırlar içinede girmişlerdir.

1960'lı yıllar aynı zamanda TC'nin kendini koruma, savunma ve güçlendirme yöntemlerinin araçlarının ve dayandığı dinamikler, 'Komünizimle Mücadele Dernekleri' gibi yapılanmalarla Türkiye Devrimci Gençlik Hareketlerinin özelde Kürt Alevilerin, genelde Alevilerin yaşadıkları coğrafyada acımasızca üzerine giderek Camilerde Kürdlüğün ve Aleviliğin anti-propagandasını derinleştirerek sistemini korumaya çalışmıştır. Tabi sol muhalefetin kaba materyalist yaklaşımları ve politik darlığı devletin bu oyununa katkı sundu. Sol kendini Kürd-Alevi dinamiği dışına taşıramadı. Yine kaba materyalist yaklaşımları ile devletin din üzerindeki oyunlarına katkı sundu. Alevilik, sosyalizm ve komünizm'in vermeye çalıştığı bilimsel mücadele ile aynı bilim kapısına çıktığı için de bu denli didişmeler yaşandı diyebiliriz. Yine Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak'ın tarihsel olayları aktarmasında şöyle der; "Özellikle 1967 yılında Elbistan’da yapılan bir Alevi kültür gecesine bazı karanlık güçler, o zamanki softa ve faşist unsurları örgütleyerek geceyi bastılar. Bazı yerlerde bazı sataşmalar oluyordu. Ama Elbistan’da hazırlıklı planlar yapıldı. Sinema salonu basıldı. İnsanlar öldü. Ve canlarını zor kurtardılar. Tutuklanan halk ozanları oldu." diyor. 12 Mart 1971 darbesini gerçekleştiren cunta, katliamlara yöneldi. 1972 yılında Elbistan'da Kürd-Alevilerin yoğun olduğu Bölgemizde Alevi halka yönelik ilk katliamı gerçekleştirildiğini tarih yazar. Birikim eksikliği ve belirgin bir devrim çizgisinin bulunamayışı, politik yüzeysellik gibi nedenler zindanlara atılanları en zayıf noktasında ezerek tasfiye etti. Ardı arkası kesilmeyen yersiz polemiklerle halk içinde sadece kafa karışıklığı ve şaibeli bir çok örgüt ortaya çıkmıştı. 1971 devrimci dalganın bastırılmasında devletlüzade İzzettin Doğan ve ona bağlı bir kesim Antep, Malatya, Maraş yöresinde bulunan müritleri ile işbirlikçi Aleviler ve Bektaşiler büyük roller oynadılar. Pir, Seyit, Dede olan bu kesimler içinde halk arasında devrimci gençlik hareketinin anti-propagandasını yapmadılar değil. Tıpkı günümüz hükümet ve devletin çalıştaylar düzenleyerek dağılmış bir çok parçalı üniter kafa yapısını toparlamaya çalıştığı gibi oyunlar sahnelenmiştir.

Yine Mehmet Bayrak hocanın elinde bulunan ve bir tarikat mensubunun yazdığını açıkladığı 1973 yılında Maraş’ta çıkan bir kitapçık da “Hakiki Aleviler Müslümandır.” denildiği bu kitapçıkta açıkça -3K- Kızılbaş, Kürt ve Komünist kimliği ile doğrudan insanlar hedef alınıyor. 1973’de yayımlanan bu kitapçık içeriğinde Şii'lik, ve İslam'ın bir tarikatı, mezhebi gibi bir Aleviliği kabul eden ve hazırlayan kuşkusuz tek başına bir tarikat kişisi değildir! Bu kitapçığı hazırlayanlar, 'İslam'ın özü'yüz ve "gerçek müslüman biziz" diyen takkiyeci ve hurafe anlayışını sürdürenler birlikte hazırlamışlardır. Bu kitapçıkta doğrudan Maraş katliamı'nın alt yapısı hazırlanıyor ve Elbistan’ın faturası da onlara çıkarıldı. Maraş katliamında kurtulanlardan biride eşim ve ailesidir. Türk seçim sisteminde SHP-HEP döneminde sadece bir defa oy kullandım...onuda o dönem Maraş katliamında YSE müdürü iken, insanları YSE araçlarıyla katliamdan kurtardı diye (asıl sanıkları bırakıp) sanık olarak zindana konulan ve köyün yüzde doksanın oyunu büyük bir kavga sonucu da olsa, Fevzi Onaç kazandıranlardan biriyim.

1980'den sonra gelişen Kürd Özgürlük Hareketine doğrudan bağların olduğunu ve Kürdistan Aleviler Birliği, Kürdistan Alevi Federasyonu, (FEK) en son Demokratik Alevi Federasyonu gibi kurumlar ismiyle kurulsada, dar bir çerçeveye kıstırılan Aleviliğin pek bir gelişme sağladığını söyleyemiyiz...otuz yıllık Kürd Özgürlük Mücadele sürecinde gelinen aşamada devlet her ne kadar musamahkar, Alevisever geçiniyorsa, para ve olanak aktarıyorsa başta Kürt Alevileri olmak üzere, -Türk Alevileri de dahil- Kürd Özgürlük Mücadelesi ile bütünleşmemesi için ve bu yüzden Aleviler nefes alabilmişlerdir denilsede, bana göre devlet, birinci derecede bu musamahkar ve Aleviseverlik yaklaşımının en büyük kazanımı ve nedeni takkiyeci ve hurafe Aleviliğinin hızla gelişmesinin bir sonucudur. Bununla devlet Alevileri sistemin yedeği yapmayı garantilemeyi kısmende başarmıştır.

Ve bazı Alevi ocakzadelerin geçmişte kendilerinin dedeleri, babaları yani büyüklerinin; "Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, Aleviler (olmayan) laikliğin temel taşı olamazdı." gibi benzeri değerlendirmeleri ise, şimdi ardılları da, “eğer
PKK ve Apo olmasaydı, bugün ne kürdün böyle bir mücadele geçmişi olurdu, ne de dünyanın kürtten bu denli haberi olurdu” bu türden açıklamaları; PKK ve Apo öncesi Kürdler yoktu. Kürd isyanlarıda olmadı. Kısacası bu türden tespitler ve tezler Kürdleri inkâr etmekle eşanlamlı tutmak değilde nedir! Kürdlerin bu denli dünya kamuoyu tarafından bilinmesinin en büyük avantajı günümüz teknoloji'nin sayesinden olduğunu görmezlikten gelemeyiz sanırım!...

Ancak geçmişte de kimi kesimler Aleviliği "ilkel sosyalizm" vb. çok çeşitli tarifatlar yaparak ilan ettiği gibi, "ben özgürlük sosyoloji önderi'yim! ve 25.12.2009 tarihli görüşme notunda yaptığı değerlendirmede, "Alevilik İslam'ın demokratik yorumudur." diyen Öcalan da tıpkı takkiyeci ve hurafelerin pinelemeye çalıştığı yamalı bohça gibi, Alevilik, 'kordon bağıyla İslam'ın göbeğine bağlıdır' yorumundan öteye gidememektedir. A. Öcalan da aynı koruya katılmıştır. Umarım bu talihsiz değerlendirmesi genelde Türk solunun yaptığı gibi, Alevileri kendi saflarına çekmek adına, yaptığı taktiksel bir değerlendirmedir diye düşünüyorum. Biliniyor dinler,inançlar, ne liberal, ne sosyalist, ne demokrat gibi sıfatlar yüklenerek açıklanmaz! bu tür kavramlarla vakıflar, dernekler, federasyonlar, kurum, kuruluşlar sıfatlandırılır.

Bazıları -özellikle şimdiki gençliği kastederek- ısrarla özün temizliğinde sözederken, küresel emperyalizmin el atmadığı bir yer bırakmış mı acaba? kirletmediği bir öz kalmış mı? ki, kimin temiz kiminin kirli olduğuna karar veriyorsunuz!!!

Eline Diline Beline Sahib ol! bunların basit açıklamaları olduğu ima edilmedi! Bilakis, ilkesel olarak basit açıklama karşılıklarının olduğunu vurguladım...Kaldı ki, söylenenlere göre bu ilkeleri Budizm'den aldığını iddia edenlerde var!
Metafizik, Yunanca kökenli "meta" ve "doğa bilimi" anlamına gelen "fizik'ten gelir. Gelişmeleri, olayları "fizik ötesi" güçlerle açıklar. Metafizik yöntem; olguları birbirinden kopararak ele alır. Metafizik yöntemi kullananlar salt tanrı inancı taşıyanlar değildir. Gerçek bilgiye ulaşmak için maddi dayanaklara ihtiyaç duymayan tüm kesimlerin yöntemi metafiziktir.
Kimi insan metafizik karakteri ağır basar, kimi insan'ın ise, bilimsel yöntem (diyalektik materyalizm) karaktersel yönü ile olguları değerlendirmeye tabi tutar...özellikle dinsel ve inançsal olguları metafizik düşüncesiyle kendinize yonttuğunuz zaman içinde çıkılmaz hale getirirsiniz. Ancak toplumsal olguları, hukuk, felsefe, din ve bilimciliğin metafizikle yüklü alanlar olduğunu elbette inkâr etmiyoruz. Dinsel alanda metafizikçi yaklaşımlar kendini yücelterek Hakikat gibi gerçekliği olmayan insanları aldatma söz ve açıklamalarından ibaret saymışlardır. Metafizikçi "Herşey tanrıdan gelir" der, fakat bunu maddi verilerle kanıtlama ihtiyacı duymaz. Metafizik yönteme göre; değişim de yoktur. Doğa nasıl yaratıldıysa öyle giden bir durağanlık içindedir.

Dolayısıyla, düşünce ve ruhun maddi dünya ile bağını inkâr ederek olgulara yaklaşmaktadırlar...
Metafizik düşünceyle, İslam'ın kuyruk sokumunda at sineği olmaya Alevileri zorlayan takkiyeci ve hurafe ardılların sürdüreceği yol, fiziki varlıklarının maddi dünyada ömür tüketme süresi kadardır. Bunu, Yol'u sürdürmüş olan günümüz bir kısım ocakların gidişatına baktığımızda görebilmek pek zor olmasa gerek!

Diğer bir husus derler ki; Hz.Muhammed Mustafa ümmetinin yetmişiki güruha bölüneceğini, ancak bunlardan sadece bir tanesinin kurtuluşa erişeceğini söylediğini iddia ederler. Bu söylem bana tıpkı Hz Davut peygamberin kendisininde mensubu olduğu Yahudilerden başka üstün ırk yoktur söyleminin fotokopisi gibi geldi! Dünya insanlığı dönüşümlü bir emek-sermaye paylaşımı mücadelesi vermektedir. Kimin veya hangisinin kurtuluşa sonsuza dek erişeceği dayanağı ne olabilir ki!

Ama öbür taraftan da yine Hak Ozanların Hz. Muhammed’in miraca çıkışını içeren deyişleri ve kendini Hz. Muhammed, Ali ve İmam Cafer’in bendesi olmakla övündüğü nice ilan eden nefeslerinin var olduğu elbette biliniyor!, onları görmezden gelmiyorum ve gelindiğini de sanmıyorum...

Ancak...!
Ozanlar, üç kapıda da şiir ve nefesler, deyişler söylemektedirler. Sırrı Hakikat Kapısı'ndan geçmeyen ozan, gerçeği bilmeyen ozan neyi söyleyebilir? Muhammed, Ali, Caferi sadık vb. bendesi olan nefesleri Sırrı Hakikat Kapısı'na kadar "Din ve diyanet'i söyleyebilir ancak!... Sırrı Hakikat Kapısından önce Yol'a girenlerin bildikleri 'yalan'dan ibarettir. Daha doğrusu Pirler, Mürşitler, Dedeler yalan söylemezler ama doğruyu da söylemezler deniliyor. Her şey son kapıda ayan beyan olduğunu ve bu süreci en iyi Yunus'un Tapduk Emre ile ilişkisi ve Yol'a girişi geniş kesimlerce bilinmektedir. Yunus'un üç kapıda söyledikleri doğru değildir. Sırrı Hakikat Kapısı'ndan geçtikten sonraki şiir ve deyişleri doğruyu anlatmaktadır. Bunu kendi de itiraf etmiş ve "Yola baktım utandım. Her işim yanlış benim..." der. Aleviliğin Sırrı Hakikat Kapısı'nda geçen Hak Ozanları, Anadolu halkları arasında söyledikleri deyişlere sadece bir iki kelimelik 'Sırr' katıyorlardı...

Örneğin; Pir Sultan'daki şu şiiri birlikte çözelim;

"Ay Ali'dir gün Muhammed
Üç yüz altmış altı sünnet
Balıklar da suya hasret
Çarh dönerler göl içinde."

Buradaki Ali'yi Muhammet'i atalım. Geriye ne kalacak;

"Üç yüz altmış altı sünnet
Çarh dönerler göl içinde..."

Ne demek istiyor? Maya süte karıştı. Süt mayalandı. Aradan 40 gün geçti. 41. gün üç yüz altmış altı uzuv tamamlandı. ana rahminde Kırklar semha başlayıp Bir'i selamladılar. Yani ilk insanın oluşumunu! Göl, ana rahmi içindeki, kese içindeki sudur! Pir Sultan sır saklıyor, hem de Ali ile Muhammet'in örtüsü altında.

Kaldı ki, Bilinebilen yedi Pir Sultan dan söz edilir. Kendini Muhammedin ve Ali'nin bendisi olmakla övünen ve Hak ozanların adıyla yaşayanların çoğunlukta olduğu aşikar...

Peki siz, Ehli-Beyt ailesinden veya On İki İmamlar'dan birisine ait Alevi deyiş'i okuduklarına dair bir örnek gösterebilir misiniz? tabiki hayır! veremezler...Fakat Hak Ozanların onlara atfen söyledikleri deyişleri, onlara aitmiş gibi kendinden emin iddiaları sürdürmekten vazgeçmezler! Ben daha öncede bir yazımda belirttiğim gibi, yazdıklarım genelde diğer 'üstat'ların yazılarına vesile olması için başlık niteliğinde ve inançsal, toplumsal olguları sorgulama modunda yazıyorum. Alevilikle ilgili vesile olduğum bir kaç yazıda bu sıralar yazıldı. Ama ben bu konularla ilgili söyleşi yapmayıda düşünmedim değil! ancak bazı şahsiyetler Aleviliği İslam'ın kuyruğunda at sineği olmaya zorlayan takkiyeci ve hurafe düşüncesinde ısrar etmeye devam edince açıkçası gerek görmedim...

Yine bu paragrafı tekrarlama gereği duyuyorum; Aleviliğe, Allah, Muhammed, Ali, On İki İmam ve Hünkar Hacim Bektaş Veli'lerin eklenmesi on üç asırlık bir tarihi mazisi var...Alevi inancını Allah, Muhammed, Ali ve On İki İmam yani Ehli-Beyt'ten ibaret gören ve güdenler, İslam'ın fotokopciliğini yapmaktan metafizik masalları anlatmaktan öteye gidemezler!!!

Yine kendini Arapların soyuna çıkaran ve "İslam'ın Özü'yüz" diyenler kadın haklarını savunanları eleştirirken; o temiz dedikleri Muhammed Mustafaları dokuz yaşındaki kızı (Hz. Ayşe) haremine alıp diğer zevcelerine üstün tutarak baskı unsuru olarak kullandığını bilmiyorlar mı acaba? Kadın haklarını savunmak başka, kadına şiddet uygulamak başka şeylerdir. Kaldı ki en benim diyen özgürlük lideri dahil, kadın özgürlüğünü veremeyeceği gibi, kadınlar kendileri ancak haklarını ve özgürlüğünü kendilerinin vereceği mücadele sonucu elde edebileceklerdir.

Diğer bir husus deniliyor ki; Alevileri rahat bırakın!...iyi de güzel kardeşim Alevilerden faşist partilere, şövenist partilere, ılımlı İslam partilerine ve kurum, kuruluşlarına giren Alevilerden bir sürü kişi bulunmaktadır! peki Alevileri rahat bırakmamışlar mı.!!!
Kaldı ki, şunuda söylemiyorlar değil; Selçuklulular, Osmanlı ve TC devlet yönetimleri, Alevi dergah-ocaklarını kendine bağlamak adına Soy-Seceresi verildiği söylenir. Bu devletlerin muhaliflerini ortadan kaldırma oyunlarından biri olduğunu sanarak Alevi dergahlarının ileri gelenlerinin ortadan kaldırılmasını önlemek ve yaşayabilmeleri için, bir takım çingeneyi, dergahların ileri geleni diye bu yönetimlere tanıtarak, Soy-Secereler verildiğinden sözedilir.

Dolayısıyla, kolumuz kırıldı, kimyasalla canımız yakıldı, işkence ve baskılar gördük, umudumuzu bağladıklarımız tarafından fütürsüce iftiralarla suçlandık! ama hiç bir zamanda kimseye kendimizi dayatmadık! Kimseyi bu yaşadıklarımızdan ötürü suçlamadık! Bu yönlü hiç bir kaygım ve tasam yokturda...Ancak! özellikle bölge insanı ve diğer kesimlerden bana özür borçlu olanlar vardır. Bana özürünü telafi ettikleri oranda ancak bende özeleştirimi verebilirim!

'Alevilik kendi başına bir inanç'tır, diyenler belki bugün yalnızdırlar. Fakat, bu yalnız olanların yavaş yavaş çoğalmalarına dönüştüğünü görmekteyim...

Alevilere dönük çok sert eleştirilerin yapılması gereklidir. Alevilerin eleştiriye çok ihtiyaçları var. Doğum-Doğuş olayını bilen Alevilerin neden kendilerini ifade edemediklerini, kem küm ettiklerini sorgulamak gerekiyor. Alevilik söylendiği gibi İslam'ın özü değildir. Alevilik insanlık yoludur, bilim yoludur. Alevilerin semavi dinlerle ve mezheplerle bir ilgileri yoktur. Çağdaş bir insan, çağdaş bir topluluk iki yüzlü olmamalıdır. Kendisini normal kavramlarla ifade etmelidir. Korkmamalıdır.

Sonuç olarak; ağaç özgürce serpilip gelişerek, dalları ve yaprakları yeşerip meyve çiçeğine durur. Dolu vurur, ağacın yaprakları kelleşir ve meyve çiçekleri dökülür. Ağacın dalları kesilirse ne gölgesi olur nede meyvesi! Bu ağaca bal armudu aşı'sı yaparsınız bal armudu olur. Elma aşı'sı yaparsınız, elma olur. Şeftali aşı'sı yaparsınız, şeftali olur. Alıç aşı'sı yaparsanız, alıç olur vb...yani çeşitli güçlerce dönem dönem Alevilik asimile edilir. Fakat ağacı kökünden kesmeye çalışsanız bile yine toprak altındaki damarlarından tekrar yeşermeye başlar. İşte Alevilik'te böyle özgürce kendi başına yeniden yeniden kendini var etmeye çalışacaktır. Yani insanlığı ne kadar yok etmeye çalışırlarsa çalışsınlar, insanlık bu dünya da varoldukça Alevi inancı da var olmaya devam edecektir. Alevilik akan su gibi yatağını bulana dek, yol önderleri kanaat önderliği yapanlara ve ocaklara yine destek sunacağız ve 'Alevilik kendi başına bir inanç'tır. diyenlerin mesajını buradan vermeye çalıştığımı belirtmek istedim...

Aşk İle!...

Hoşkelam...

İsmail Güner

www.nurhakdagi.net

Bu Konu özel Mesaj ile Bana Gönderilmistir.........
Sponsor Reklamlar

hasan ve yunus.gibi bunu beğendiler.
Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti

Seçenekler


Bookmarks
    Bu içeriği paylaş --> Facebook Bu içeriği paylaş --> del.icio.us Bu içeriği paylaş --> Myspace Bu içeriği paylaş --> Google Bu içeriği paylaş --> Twitter Bu içeriği paylaş --> MSN Bu içeriği paylaş --> Digg Bu içeriği paylaş --> Yahoo Bu içeriği paylaş --> Linkedin
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Önceki veya sonraki konu...
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Alevilik ve İslam huudiyelim Sorularla Alevi'lik 3 26.07.12 17:52
İslam dışı Alevilik yayılıyor mu? kral çıplak Alevilik ve Aleviler /Ana Forum 3 23.04.11 00:04
İslam Mezhep Kabul Etmez Alevi Pir Yolu Haber Merkezi 0 15.02.11 04:38
34. Alevîlik Bir Mezhep veya Tarikat Olarak Algılanabilir mi Alevi Sorularla Alevi'lik 5 13.10.10 18:31
Alevilik İslamiyet içindeki bir mezhep midir? hasan Alevi Araştırmaları 0 02.12.09 19:54




Satılık pomeranian Pomeranian Boo

Sitemiz tüm dünyaya açık, hiçbir ayrım yapmaksızın faaliyettedir. Sitemize katılmak için alevi olmanız şart değildir kapımız herkese açıktır ve herkes fikir ve düşüncelerini özgürce konuşabilir. Ayrıca tüm üyeler her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. Her türlü sorumluluk yazan kullanıcıların kendisine aittir. Uygunsuz davranış vb. hareketler bazen site ekibinin gözünden kaçabilir. Bu yüzden uygunsuz davranış görülmesi durumunda, şikayetlerinizi iletişim bölümünden bildirirseniz, gerekli işlemler yapılacaktır. Bu site, telif hakları Copyright ©2000 - 2011, Jelsoft Enterprises Ltd'e ait olan vBulletin® scripti ile tasarlandı ve kodlandı. Ayrıca sitemiz extra Php ve Ajax -jQ- ile güçlendirildi. Arama motoru optimizasyonu ise, vBSEO kullanılarak yapılmıştır.

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 PL2