Tekil Mesaj gösterimi
Alt 06.08.10   #2
seyidanli gazi
Avatar mevcut degil.
Yeni Üye
Üye
Üyelik tarihi: Apr 2010
Mesajlar: 2
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Seyit seyfi ocağı Tarihçesi.


Seyit Seyfi Ocağının Tarihçesi ;
Sayın Ali Körbıçak tarafından kaleme alınan, Palu'nun Seydili köyü sitesindeki Makalede belirtildiği gibi, bazı belgelerde Seyit sabri, bazı belgelerde ise Seyit Sabır olarak zikredilen, bizim de Seyit Seyfullah olarak bildiğimiz, Mazgirt'in Çarsancak ve Muhundu beldelerinde çok iyi bilinen Seyit Sabun'luların atası SEYİT SEYFİ; Ehli Beyt ve Ehli Beyt tararftarları meyanında, önce Emevilerin, ardından da Abbasi'lerin devr-i saltanatları sırasında yapılan baskı ve zulümlara dayanamayarak, saptayamadığımız bir tarihte İran Horasan'ına göç eden On İki İmam'lardan, 6 ncı İmam, İmam Cafer-i Sadık'ın oğlu, 7 nci İmam Musa-i Kazim'in evlatlarındandır.

Horasan'a göç eden bu Ehli Beyt ve Ehli Beyt taraftarlarına, orada yerleşik bulunan Türkmen boyları ile Kürt aşiretlerinin kucak açarak himaye ettikleri herkes tarafından bilinmektedir.

Kabul edilmelidir ki, bu göç kafilesinde, Ehli Beyt mensuplarının beraberinde Ehli Beyt'e yürekten bağlı Ashabı Kiram ve evlatları da bulunmakta idi.

Elbette bu süreçte, bulundukları ortamlara uymak zarureti vardı ve kız alıp, kız vermek suretiyle kimisi Türkleşti, kimisi de Kürtleşerek bir nevi asimile olmuşlardı.

Böylece;
a. "Evladı Resul " dediğimiz Seyitlerin, Türkmen boyları tarafından himaye edilip, onların arasına karışanları, Türk alevi Dedelerini oluşturdu.

b. Kürt aşiretlerinin arasına karışanlar ise, Kürt Alevi Dedelerini oluşturdu.

c. "Evladı Resul" yani Seyit olmayan Ehli beyt taraftarları ise, ayni sistemle Bir kısmı Türk Alevileri, diğer kısmı ise Kürt Alevileri oluşturarak
günümüze kadar geldiler.

d. Talip'ler de İki Türlüdür:
l. Seyit olan Talipler : Seyid-i Saadet Evladı Resul olsa da; Alevilikte Her Ocağın dolayısiyle her Canın; El Ele, El Hakk'a düsturu gereği olarak bir Ocağa bağlanması, bir Pir'e ikrar vermesi gerekir.

ll. Seyit olmayan Talipler : Ehli Beyt Taraftarı Ashabı kiram neslinden gelenler de keza bir ocağa bağlanması, bir Pire Talip olarak, ikrar vermesi, bağlanması zorunluluğu vardır.


e. arabistanı terkedip göç eden Ehli Beyt mensuplarının suriye ve Mısır tarafına giden kolu ise Fatimi ve diğer Alevi kolonilerini oluşturdu.

Horasan'a gelip yerleşen Ehli Beyt ve taraftarları, bir süre sonra Moğol Akın ve istilasından da rahatsız oldular. Bu yüzden, Miladi 1110 yılında, bu defa da Anadolu ve Balkanlara doğru göç etmek zorunda kaldılar.

Böylece, Kafilede bulunan Seyit Seyfi, bu günkü Elazığ İline bağlı Palu İlçe'sinin Seydili köyüne gelip yerleşir.

Bu bilgiyi destekler mahiyette olduğundan; Sayın Ali körbıçak'ın, Sayın Hayrullah Çetinkaya'nın ulaşamadığım makalesine cevaben yazdığı makalesinden aşağıdaki bölümleri birlikte görelim:
"Köyümüzün ilk ismi, yörede yaşayan Zazaların söylevi ile SEYYİDAN (Kelime anlamı Hz. Ali soyundan gelen 2 kişi anlamındadır.) olan adı sonradan SEYDİLİ olarak köy halkı tarafından değiştirilmiştir. Köy sakinleri, köyleri için eski dönemde de SEYYİDAN ismini kullanmamışlardır.
Köyümüzü kuranlar Bağdat'tan Anadolu fatihi Süleyman Şahın emri ile Anadolu'ya gelip önce Tarsus'a, daha sonra;
- Silifke Seydili,
- Afşin seydili,
- Kastamonu Seydiler,
- Yahyalı Seydili
- Palu Seydili olarak beşe bölünmüşlerdir."

sayın Ali Körbıçak makalesine şöyle devam eder:
"Bir gün Zaza yazarsınız, bir gün Alevi yazarsın kim bilir başka bir günde daha başka şeyler yazarsınız. köyümüzle ilgili bilgi almak istiyorsan beni ara köyümüzü sana tanıtayım. (Buraya Ceb telefonu ve İsmini yazmış.)"

Makaleye devam ediyor:
"Ayrıca köyümüzün ilk ismi de SEYİTHAN değil söylevlerde geçen isim SEYYİDAN'dır. Ana tarafından Hz.Ali soyundan olan SEYİT SEYFİ tarafından Yavuz Sultan Selim emri ile kurulmuş bir köydür."

Keza Sayın Ali KÖRBIÇAK'ın; aynı makalenin altında çerçeve içinde belirttiği bilgi notu da, Seyit Seyfi Ocağının Seydili'de olduğunu kanıtlar mahiyetindedir.
"KÖYÜMÜZDE OCAĞI BULUNAN BAZI VESİKALARDA SEYİT SEYFİ, BAZI VESİKALARDA SEYİT SABRİ, BAZI VESKALARDA SEYİT SABIR OLARAK GEÇEN AYRICA ÜNLÜ ŞAİR VE BİR ÇOK TÜRKÜNÜN SÖZ SAHİBİ OLAN NUTKİ DE KÖYÜMÜZDE YAŞAMIŞ OLAN ÜNLÜLERDENDİR."

Sayın Ali Körbıçak'ın makalesinde açıklanan bilgilerin tümü, hazırlamaya çalıştığım Seyit Seyfi Ocağının tarihçesini destekler mahiyettedir.
Ancak aşağıdaki düzeltmeyi yapmam gerekir:
1. Ceddimiz Seyit Seyfi'nin soyu Ana tarafından Hz.ali'ye değil Hz. Muhammed'e dayanır.
2. Seyit Seyfi Miladi 1110 yılında Palu-Seydili'sine geldiğinde köy mevcuttu. kendisinden sonra ardılları miladi 1780 tarine kadar toplan 670 yıl bu köyde yaşamışlar.

Seydili'ye yerleşip bir dergah kuran Seyit Seyfi, iyi bir üne ve itibar gören biri olmalı ki, devrin yönetim erki tarafından civar on iki köy dergahına vakıf olarak tahsis edilir.

Zaman ilerler, bu arada Dergahın itikatlı taliplerinden biri Mısır'a (Bazılarına göre ise Haleb'e gittiği rivayet edilse de bu bize mantıklı gelmemektedir. Çünkü tüm Rivayetler, Sabunun Gemi ile geldiği şeklindedir. Suriye veya Haleb olsaydı sabun'un karadan gelmesi daha kolay olurdu.) gitmek için Pir'inden destur ve dua almak üzere Dergaha gelir. Pir destur verip, himmet eyler. Talip çalışır, çabalar emeğini israf etmeyerek bir sabun imalathanesi kurar.

Pir'ini de unutmayarak, her yıl gemi ile Dergaha bir miktar sabun gönderir. Gelen bu sabun, Dergahın ve dergahta çalışanların temizliğine yettiği gibi bir kısmı da artar. Dergaha gelen ziyaretçi ve taliplere verilmeye başlanır. Bu uygulama yıllarca devam ettiğinden, Dergah artık sabunla özdeşleşir. Bir zaman sonra Seyit Seyfi'nin "Seyfi'si" unutulur, dergah sadece "Seyit Sabun" veya "Seyit Sabun Ocağı" olarak belleklerde yerini alır.
Alevi Kültüründe "Ocak" kutsal bir ögedir. Gerekirse bu konu ayrıca irdelenebilir.

Her ocak ve Dergahta olduğu gibi, seyit Sabun dergahının da bir beratı (Seceresi) vardır. Ancak dergahın başındaki zat artık yaşlanmıştır. Bu yüzden, emanete hiyanetlik yapmayacak kadar iyi komşuluk bağları dolayısiyle güvendikleri, zekirat Beyi ile beratın tasdik edilmek üzere Osmanlı Sarayına gönderilmesine karar verilir.
Hasat zamanı, dergah görevlilerinin, elleri boş dönmeleri üzerine, Dergah vakıflarının Zekirat Beyi tarafından kendi beratına eklendiğini öğrenirler. Ancak iş işten geçer.

Bu yetmezmiş gibi, bir süre önce bölgeye gelip yerleşen Nakşibendi şeyhi, şeyh Ali Sebdi (Şeyh Sait'in Dedesi ve Eski Elazığ Milletvekili rahmetli Ali Rıza Septioğlu'nun Büyük dedesi) ve yandaşları da baskı ve tacizlerini arttırdıklarından, esasen dergah da kendisini finanse edemeyecek duruma düştüğünden bir kere daha tebdili mekan etmeye karar verirler.

Miladi 1780 yılında, bu defa Alevi nüfusunun ve bilhassa dergah taliplerinin yoğun olduğu, esasen daha güvenli olduğuna inandıkları Dersim'e göç etmeye karar verirler.

Böylece; miladi 1110 yılından, miladi 1780 yılına kadar 670 yıl yaşadıkları, Murat suyu kıyısındaki sulak ve bitek, üstelik beyaza yakın sarı renkli turşuluk biberleri ile ünlü seydili Köyünden ayrılırlar.

bu günkü kovancılar ilçesine bağlı Çiftlik köyü Nişangah tepesine geldiklerinde, önlerinde Peri çayı boyunca uzanan Çarsancak ovasını görünce, kafilenin ulusu, yolda eline geçen gilgil sapını cirit niyetine hava fırlatır ve takip edilmesini buyurur.

Peri Çayını uygun bir geçit yerinden geçip, yukarı doğru çıktıklarında, Ciridin Büyük bir kayanın altına saplanmış olduğunu görürler.İşte yeni yerleşim yeri olarak seçtikleri bu yer, Şimdiki Seyidan (Elmalık) köyüdür. Anılan kaya halen aynı yerde tek başına durmakta ve Sıtmaya yakalananlar, taşın üzerine çıkıp, Halen bizim evde bulunan tunçtan yapılmış, üzerinde eski yazı ve mühürler bulunan antika tas ile su dökündüklerinde, hastalıktan kurtulacaklarına inanılıyor. Şahsen benim de başıma geldi ve Şifa bulmuştum.

Şu an itibarı ile Dergah ve müştemilatından eser yoktur. Ancak hangi Ceddimize ait olduğu saptanamayan, yöredeki Sünnilerin bile Ziyaret kabul edip, Şifa niyetine toprak götürdükler bir kabir bulunmaktadır. Kabir civarında mevcut yazılı bir taşın üzerindeki eski türkçe yazıdan "EHLİ BEYT" ifadesi bariz şekilde 0kunduğunu ve bu taşın fotoğrafının Türabi Yalçınkaya tarafından çekildiğini öğrendim.

Türabi Yalçınkaya; annemin babası Dedem Seyit Cafer'in oğlu, seyit Ahmet'in Torunudur. Dedem Seyit Cafer, Seyidan'daki Seyit Sabun ocağının o zamanki ulusu olduğundan, Ocağımıza ait kutsal emanetler onun uhdesinde imiş. Dolayısiyle bu kutsal emanetler şu anda Türabi'nin evinde bulunmaktadır. Türabi Yalçınkaya, köprüdeki evine taşınınca, eski evine bir süre Baba Mansur ocağından Nesimi Kaya Annesi ile taşınmış. Anlattığına göre her cuma gecesi emanetlerin bulunduğu muhafazasının bulunduğu yerde mum yakar hizmetini yaparmış. Köprüye götürmüşler, ertesi gün tekrar eski yerine gelmiş. Ancak bir kurban kesildikten sonra yeni yerinde kalmış.

Yaptığımız hesaba göre, Seyit Seyfi'nin ardılları olan Seyitli köyündeki Seyit Sabunlu Küçükgiller, 670 yıl seydili de, 230 yıldan beri de seyidan ve Balan'da mesken tuttuklarına göre 670+230=900 yıldan beri Anadolu topraklarında yaşamaktadırlar. Hazırladığım soy kütüğünün incelenmesinde de 932 ila 942 rakamlarını buluyoruz.
Bu hesaba göre Seyit Seyfi'nin evlatları olan Seyit Sabunluları 230 yıldan beri Seyidan ve Balan da yaşamaktadırlar dememiz gerekiyordu. Ancak yoğun göçler nedeniyle bu gün itibari ile Türkiye'nin ve Dünyanın bir çok yerine dağılmış bulunmaktadır.

Kimi kaynaklara göre bir kısım Seyit Sabunluların Pertek'te yaşadıkları doğru olabilir. Ocak Merkezinin ise, Palu'nun Tatar köyünde olduğu gösterilse de bu bilgi yanlıştır. Şu andaki Ocak merkezi, Dersimin Mazgirt İlçesi Akpazar beldesinin Elmalık (Seyidan) koyüdür. Ocağıda Küçükgiller ailesi temsil etmekte olup, Ocağa ait kutsal emanetler Türabi Yalçınkaya'nın muhafazasında bulunmaktadır. Ancak Ocak beratı Amcamız Seyit Hazır'ın evlatlarında olup, Seyit Hazır, Tatar köyünde ikamet ettiği sırada, ele geçirmek isteyen, bazı akrabalarımız tarafından, orada görüldüğü için böyle bir bilgi kirliliği yaratılmış olabilir.

Ne var ki; Amcamız Alibaba'nın, 1933 doğumlu küçük oğlu Musa Küçük, 1981 yılından beri Seyit Seyfi Cem Evi adı altında, İstanbul-Esenyalı da bir ibadethane açmışsada, benim ulaşıp konuştuğum Seyit Sabunlu akrabalarımızın, kendilerinden habersız, Ocak ulularından icazetsız olarak ocak merkezinin atalarımızın kabirlerinin bulunduğu topraklardan, her türlü rantiyenin mübah görüldüğü, küresel bir kültür, ekonomi, Eğitim, Sağlık ve bilim başkenti olan istanbul'a, (muhtemelen bir rant gailesi ile) taşınmasının, genelde dersim'e, özelde ise her türlü imkan ve olanaktan yoksun, en ufak bir hizmet ve himmete muhtaç seyidan ve çevresine ne gibi yararlar sağladığını anlayamadıklarından pek de kabul etmiyorlar.

İyi bir gelire kavuşan Seyit Seyfi Cem Evi ve dolayısiyle başında bulunan Musa Küçük, yılda bir kere bile olsa, Babasının ve Dedesinin kabirlerinin bulunduğu bu ata yurdunu hatırlayıp, Yılda bir defa bile olsa, vekaleten bir kurban kestirmeyi aklına getirebiliyormu? (Zira İstanbul ve diğer büyük Kent'lerdeki Cem Evlerinde, her Cuma günü, kesilen kurban etleri ile pişien yemekler verilmekte olduğuna şahit oluyoruz.) sanmıyorum. Musa Küçük'ün böyle bir düşüncesi olsaydı, yıllarca kutsal bilinip, itikat edilen bu Ejdat adını İstanbul'lara taşımazdı diye düşünüyorum.

İşte bu yüzden,toplumsal bir hak gasbı sayılan bu usulsuz mekan değişikliğinin, Ocak mensubu Seyit Sabunlularca kolay kolay kabul edileceğe
benzemiyor.

Bu bilgilerin ve buraya koymaya çalışacağım soy kütüğünün ileride oluşacak bilgilerle güncelleştirilerek Tüm Akrabalarıma ve ilgilenen canlara faydalı olması dileklerimle.
Sponsor Reklamlar


Konu seyidanli gazi tarafından (30.11.10 Saat 14:02 ) değiştirilmiştir. Sebep: edindiğim bazı bilgileri eklemek gerekti.
seyidanli gazi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti