Tekil Mesaj gösterimi
Alt 11.09.09   #3
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Alevilik ve Bektaşilik Nedir ?


TÜRKLER'İN İSLAMLAŞMASI burada kaldım.

Bitmektükenmek bilmeyen göçebe Türkmen akını Selçuklu Devletince Anadolu’yayani Bizans sınırına yönlendiriliyordu. Bu sınır bölgeleri, başka birdeyişle “Uçlar”, iç bölgelerden farklı sosyal özelliklere sahipbulunmaktaydı. Uçların bu farklı toplumsal yapısı, onun özel durumundankaynaklanmaktaydı. Uç halkı, iç bölgelerde daha barışçı ve istikrarlıbir düzene sahip halkın aksine, sürekli savaş hayatı yaşardı. ÖzellikleHorasan ve Türkistan’dan uç bölgelerine birçok savaşçı gelirdi.Uçlardaki bu savaşçı dervişler (ya da alperenler, gaziler) dahaMalazgirt Savaşı’ndan (1071) çok önce Anadolu’nun Sivas, Kayseri veKonya gibi büyük şehirlerine saldırılar düzenlemekteydiler. Uçbölgeleri karşı taraftan gelecek olası akınlara yönelik de hazırlıklıolmak zorundaydılar. Uçlarda nüfusun çoğunluğunu göçebe Türkmenleroluşturmaktaydı. Bu göçebe Türkmenler daha önce de belirttiğimiz gibi,Alevi-batıni eğilimli heterodoks Türkmen babalarının nüfuzualtındaydılar. O dönemde Bizans İmparatorluğu’nun içerisinde bulunduğuzayıf durum nedeniyle bu uçlar sürekli batıya, Anadolu’nun içkısımlarına doğru kaydı. XI.yüzyıl sonrası gelişmelerine bakarak, bu uçsavaşçıları ve birlikte ilerleyen göçebe Türkmen aşiretlerini, AnadoluSelçuklu Devleti’nin, daha sonra beyliklerin ve bu beyliklerden Osmanlıİmparatorluğu’nun doğuşunda birinci derecede rol sahibi olarak görmekdoğru olacaktır.

XI.yy.la birlikte başlayan göçlerin hanginedenlerle ve nasıl gerçekleştiğine daha önce değinmiştik. Anadolu’yailk büyük göç dalgası Malazgirt Savaşı sonrası, ikinci ve daha büyükbir göç dalgası ise Moğol İstilası sonrasında gerçekleşmişti. Bu göçhareketinin önünde ise savaşçı dervişler bulunmaktaydı. Uçlar konusundadaha önce değindiğimiz bu savaşçı dervişler P.Wittek’in “Gazi hareketi”olarak nitelendirdiği bir hareketin mensupları olarak, Anadolu SelçukluDevleti, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Devleti’nin de kuruluşunda çokönemli işlevler gördüler. Anadolu’nun fethi bu dervişlerin öncülüğündegerçekleştirildiği gibi, bu yeni vatanın iskân ve kolonizasyonu daonların önderliğinde gerçekleştirildi.

Türkistan, Harzem,Horasan, Azerbaycan, Suriye ve Irak’tan gerek fetihlerle birliktegerekse fetihlerden sonraki göçlerle Anadolu’ya gelen dervişler değişikdinsel akımlara mensuptular. Şüphesiz XI.yüzyıldan itibaren Anadolu’dameydana gelen sosyal-siyasal gelişmelerin bu dervişlerin etkinliklerinikolaylaştırdığı gibi, halkın da onlara bağlanmalarına yol açtığısöylenebilir. Özellikle köylerde yaşayanlar ve göçebe kitlelerheterodoks tasavvuf akımlarına mensup şeyh ve dervişlere ve onlarıntekke/zaviyelerine büyük ilgi gösteriyorlardı.

Göçebe/yarıgöçebe Türkler’e uygun gelmeyen ehli sünnet inançlarının ön plandaolduğu görüşleri yayan şeyhler ve mutasavvıflar daha çok şehirlerdefaaliyet gösteriyorlar, göçebe/yarı göçebe kitleler arasında pek rağbetgörmüyorlardı. Aynı durum göçler sonrası Anadolu’da yinelendi ve sünnişeyhler göçebe/yarı göçebe kitleler üzerinde etkili olamadılar. Bukitleler arasında daha çok heterodoks tasavvuf akımlarına mensupbabalar, dervişler etkiliydiler. Çünkü onlar, bu kitlelere çok dahauygun gelen senkretist fikirleri yayıyorlardı. Köprülü’nün debelirttiği üzere:”Tahta kılıçlarla kafirlere karşı harbeden, yanındakibir avuç mürid ile yüzbinlerce kişilik düşman ordularını ezen, kalelerialan, küfr diyarına kılıç kuvvetiyle İslamiyeti yayan bu savaşçı Türkmutasavvıfları ile, tekkelerde sakin ve donmuş bir hayat geçiren Arapve Acem mutasavvıfları arasında büyük ayrılık vardır.”

ŞüphesizAnadolu bu dönemde Orta Asya, Harzem, Horasan, Suriye, İran ve Irakgibi merkezlerle siyasal ve sosyo-ekonomik bağlara da sahipti.XI.yüzyıldan başlamak üzere bu bölgelerdeki dinsel ve kültürelgelişmeler Anadolu’yu da etkiliyor, bu bölgelerden birçok mutasavvıf vederviş zaman zaman Anadolu’ya gelerek görüşlerini yayıyorlardı. Budinsel akımları anlamaksızın, Anadolu’daki hiçbir dinsel hareketianlayabilmek olanaklı değildir. Mevlevilik de, Bektaşilik de, Alevilikde ancak bu dinsel ortamın açıklanması sonucunda anlaşılabilir. Bukonuda F. Köprülü şu bilgileri veriyor: “Daha ilk Selçuklularzamanından itibaren “Dar-ül-cihad” olan Anadolu’ya Türkmen boylarıyleberaber birçok “Türkmen Babaları”, Ortaasya, Harzem, Horasan’dan“Yesevi Dervişleri”, Irak, Suriye ve İran’dan “İsmailiPropagandacıları”, Kalenderiye mensupları geliyorlardı...”

Ayrıcaİslam’ın göçebe/yarı göçebe Türkmenler arasında daha çok tasavvuf veheterodoks tarikatler aracılığıyla benimsenmesinden de anlaşılacağıüzere, İslamın yüzeysel ve esnek bir yorumunu yayan bu akımların nederece yaygın oldukları tahmin edilebilir. Bu akımların temsilcileriolan eski Türk şamanlarını andıran babalar ve dervişler bu kitlelereoldukça uygun gelen eski inançlarla da bağlantılı bir islam yorumusunuyorlardı. Bu yorumu yapan babalar ve dervişler sünni şeyh vemutasavvıflarca şiddetle eleştiriliyorlardı. Eleştiriler daha çoknamaz, oruç gibi dinsel yükümlülüklere uyulmaması, islama aykırı olduğuileri sürülen ayin ve ibadet anlayışlarının uygulanması konularındayoğunlaşmaktaydı. Bu eleştirilerden, Ahmed Yesevi ve Ebu’l Vefa gibibüyük tarikat uluları bile kurtulamamışlardır. Bu şeyhlerin zikirtörenlerine erkeklerin yanısıra kadınların da katılması ortodoks sufive ilahiyatçılarca şiddetle eleştirilmişti. Togan’ın verdiği bilgileregöre, bu şeyhlerin ayinleri “şeytan ameli” olarak nitelendirilmekteydi.Halbuki bu zikir törenlerine kadınların da katılması ve bu törenlerdevecd halinde sergilenen rakslar İslam öncesi inançların İslâmi şekilaltında devamından başka bir şey değillerdi.

Anadolu’yagöçlerle birlikte başlangıçta uçlar aracılığıyla gerçekleşen Anadolu’yayerleşen Türklerle, Anadolu’nun yerli hıristiyan halkı arasındakiilişkiler ve karşılıklı etkileşim konusu da oldukça önemlidir.Anadolu’ya gelen Türklerle yerli ahali arasındaki yakınlaşmanın birçoknedenleri bulunmaktadır. Herşeyden önce yerli halk Bizans idaresine,ağır vergiler, keyfi idare, yoğun iktidar mücadeleleri ve ordununbozulması gibi nedenlerle yabancılaşmış durumdaydı. İkinci olarakAnadolu Selçuklularından başlamak üzere Türkler, yerli halka dinsel vekültürel konularda hoşgörülü davranmışlardır. Üçüncü olarakXI.yüzyıldan başlamak üzere Anadolu’ya gelen ahalinin, İslam anlayışıoldukça yüzeysel ve eski inançlarla bezenmiş bir İslamlık idi ki, buyerli halkla kaynaşmayı oldukça kolaylaştırmıştır.

Şüphesizyerli halkın müslüman olmasında ön planda, heterodoks şeyh ve dervişlervardı. Bu heterodoks Türkmen babaları kurdukları zaviyeleraracılığıyla, esnek İslam anlayışlarını yerli dinsel ve kültürelunsurlarla da besleyerek, Anadolu ve Balkanlardaki yerli halklarasunuyor, onları yeni idareye ve ahaliye ısındırıyorlardı. Örneğin odöneme ilişkin, mitolojik nitelikli de olsa tarihsel açıdan değerlibilgiler içeren Vilayetname’de Hacı Bektaş-ı Veli’nin hıristiyanlarımüslümanlaştırmak için gönderdiği Hacım Sultan, Sarı İsmail, Resul Babagibi dervişlerden söz edilir. Yine bu konuda Ö.L.Barkan’ın “KolonizatörTürk Dervişleri” adlı makalesinde arşiv belgelerine dayanan önemlibilgiler vardır.

Üstelik Anadolu köklü bir kültürel ve dinselgeçmişe de sahipti. Bu köklü kültür, yeni yerleşen Türkler üzerindedoğal olarak etkilerde bulundu. Bu etki, kırsal alanlarda daha farklıolmakla birlikte, şehirlerde daha çok zanaatlar ve ticari gelenekler izbıraktı. İhtidalar, evlilikler ve karşılıklı sosyo-ekonomik ilişkilerinbir sonucu olarak gerçekleşen bir etkileşim ortak değerlerinoluşmasıyla sonuçlandı. Hilmi Ziya Ülken’in de belirttiği gibi “...Anadolu’ya yerleşen Türkler buraya kendi geleneklerini getirdiler,bunları İslam dini kuralları, medrese ve tekkenin verdiği arap ve farskültürü unsurları, yerli Anadolu kültür izleriyle birleştirdiler. Busentezden Anadolu Türk kültürü doğdu...”Demek ki, yerli kültürel vedinsel unsurlar da bu yeni gelmiş ahali üzerinde etkili oldu. Meselamüslüman halk, hıristiyan azizlerini kendi ulularıyla özdeşleştirerekAziz George ve Theodore ile Hızır İlyas, Aziz Nicholas ile Sarı Saltuk,Aziz Haralambos ile Hacı Bektaş-ı Veli özdeş kabul edildi. Bu şekildehem hıristiyan, hem de müslümanlarca ziyaret edilen yerler, Hasluck’undeyimiyle “ikili ziyaretgahlar” ortaya çıktı. Her iki halk tarafındanda uğurlu sayılan, yağmur yağdırdığına inanılan kutsal taşlar, kutsalağaçlar ziyaret edilirdi. Yine edebiyat alanında da, hem İslam hem deyerli Anadolu inançlarının etkileriyle kahramanlık hikayeleri ortayaçıkmıştır. Büyük ölçüde heterodoks şeyh ve dervişler, hıristiyanlarcada kutsal bilinen yerlerde tekkeler kurmuşlar ve buralardahıristiyanlığa ve hıristiyanlık öncesi dönemlerden kalma yerel azizkültleriyle karşılaşmışlardı. Bu kültler ve onlara ilişkin hikayeler,evliya menkıbeleri yoluyla islamileştiriliyordu. İslamileştirilerekdevam eden bu eski inanç unsurları arasında, ölmeden önce göğeçekilmek, suyu kana çevirmek, halka felaket musallat etmek, bereketgetirmek, ölü insan veya hayvanı diriltmek, nefes evladı edinmek, kuruodunu ağaç haline getirmek, yerden veya taştan su fışkırtmak, ırmağıveya denizi yarıp geçmek ve üstünde yürümek gibi unsurlar sayılabilir.
Bektaşiliğin Doğuşu
Babaİlyas’ın halifelerinden Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli nasıl oldu da Anadoluve Balkanlar’daki babaların /abdalların en ulusu, piri durumuna geldi.Bu konu üzerinde durmak gerekir

ANADOLU'DA İSLAMLAŞMA

ArtıkXIII.yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’nun her yanına yayılmışbulunan ve devletin nüfuzundaki şehirlerin ve gelişmiş merkezlerindışındaki köylerde ve göçebe aşiretler arasında çok uygun bir faaliyetortamı bulan bu Türkmen babalarının, Yesevilik, Kalenderilik veHaydarilik gibi heterodoks tarikatlere mensup bulunduklarını biliyoruz.

Dahaönce Orta Asya’dan başlamak üzere gelişimine değindiğim senkretistdüşünceleri yayan bu babalar, propagandalarda bulundukları sosyalbakımdan şehir halkına ve devlet düzenine oldukça yabancılaşmışçevrelerde zaman zaman siyasal propagandalarda da bulunmaktaydılar.Anadolu’da bunun çok tanınmış ve iz bırakmış bir örneği olarak, buheterodoks babalardan Vefai tarikatına mensup Baba İlyas önderliğinde,“mehdici” bir nitelik taşıyan Babai Ayaklanması (1240), bu babaların vepropagandalarda bulundukları kitlelerin gücünü göstermek bakımındanoldukça dikkat çekicidir. Ekonomik ve siyasal ortamın elverişliolmasının yanısıra, kendisine yabancılaşmış bir yönetime (AnadoluSelçuklu Devleti’ne) nefret duygusundan da kaynaklanan bu hareketgüçlükle bastırılabilmiş, ancak sonuçta merkezi yönetimin gücü detükenmiştir. Bu tükenmişlik, 1243’te Moğollar’ın Anadolu’yasaldırmalarına olanak sağlamış ve Anadolu Moğol egemenliğinegirmiştir.Konunun uzmanı Prof. Ocak’ın çok yerinde tespitine göre “Türkheterodoksisi Babai hareketiyle derlenip toparlanmıştır. Alevilik veBektaşilik bu hareketle Anadolu’daki tarihsel temellerini bulur.”

Ayrıcaaraştırmacılar Moğol istilasının heterodoks akımların Anadolu’da çokrahat yayılma imkânı bulmasına yardımcı olduğunu vurgulamaktadırlar. Buşekilde XIII.yy’ın ikinci yarısından sonra Anadolu’da heterodoks islamyaygınlaştı ve güçlendi. Z.V.Togan’ın verdiği bilgilere göreİlhanlıların himayesinde: Aybek Baba, Buzağu Baba, Abdurrahman Baba,Baba Halil, Sarı Saltık, Barak Baba ve Hacı Bektaş gibi Türk şeyhleriile Yesevî şeyhleri, İslamiyeti adeta bir ulusal Türk dinineçevirdiler. Bu durum, Ortodoks, İslam muhitinde ve özellikle Suriye’deArap uleması tarafından büyük bir kızgınlıkla karşılandı.

Babaİlyas’ın halifelerinden Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli nasıl oldu da Anadoluve Balkanlar’daki babaların/abdalların en ulusu, piri durumuna geldi.Bu konu üzerinde durmak gerekir. Eflaki’nin verdiği bilgiler veVilayetname’deki bilgiler onun heterodoks bir Türkmen şeyhi olduğunuaçıkça ortaya koymaktadır. Eldeki sınırlı kaynaklardan anlaşıldığınagöre bir Hayderi şeyhi olan Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’ya göç edenTürkmen aşiretlerinin başında bulunan ve bu aşiretlerin hem dinsel hemde siyasal önderi olan heterodoks Türkmen babaları’ndan biri idi. Sonaraştırmalara göre Bektaşlu Oymağı’nın lideriydi ve Babaiayaklanmasının bastırılması sonrası Sulucakarahöyük civarındaheterodoks nitelikli bir İslam propagandası yürütmekteydi. Menkabeviniteliğine rağmen, çok önemli tarihsel bilgiler de içerenVilayetname’ye göre Hacı Bektaş-ı Veli hıristiyanlara ve şamanistMoğollara yönelik İslam propagandası yürütüyor ve halifeleriniAnadolu’nun her tarafına gönderiyordu. Yaşadığı sırada fiilenBektaşilik tarikatını kurmamış bulunan Hacı Bektaş-ı Veli, ölümündensonra halifelerinin, özellikle Abdal Musa ve müridi Kaygusuz Abdal’ınfaaliyetleri sonucunda bütün Anadolu ve Balkanlarda heterodoks Türkmenbabalarının/abdallarının en ulusu durumuna geldi. Böylece Hacı BektaşVeli, Baba İlyas’ın ününü gölgede bırakacak bir duruma geldi.Artık XV.yüzyıl sonlarına gelindiğinde Rum Abdalları arasında Hacı Bektaş kültühakim durumdaydı. Hacı Bektaş artık hepsinin piriydi. Anadolu’dakibütün abdalların, gazilerin ve dedelerin serçeşmesi Hünkar Hacı BektaşVeli’ydi.

Bu şekilde Hacı Bektaş-ı Veli ve onun Türkmen babalarıarasındaki özel yerine dikkat çektikten sonra bu heterodoks babalarınve abdalların babai hareketi sonrasındaki faaliyetlerini anlatmayısürdürebiliriz. Babai hareketi Anadolu’da derin izler bırakmış vehareketin bastırılmasından sonra düşünsel planda yaşamaya devametmiştir. Bu hareket daha sonra, Vefailer’den başka, Anadolu’dakiKalenderi, Haydari ve Yesevi gruplarınca da benimsenerek XIV.yüzyılbaşlarından itibaren varlığını Rum Abdalları adı altında sürdürdü.Zamanın kaynaklarında adları sık sık anılan Abdal Musa, Abdal Murad,Emirci Sultan, Geyikli Baba, Seyyid Ali Sultan, Sultan Şüca, PostinpûşBaba ve Otman Baba gibi dervişler bu Rum Abdalları’ndandır.OsmanlıDevleti’nin kuruluş döneminde abdal, baba, dede, ahi gibi lakablartaşıyan ve Bizans topraklarında ve Balkanlardaki fetihlerde bulunan buheterodoks dervişler hep ön plandadır ve ilk Osmanlı Sultanlarındanbüyük saygı görmüşlerdir. Bu dervişler sadece fetihlere katılmamışlar,bazıları köylere ve ıssız yerlere yerleşmek suretiyle tarım vehayvancılıkla uğraşarak ve zaviyeler kurarak bu yöreleri sosyo-ekonomikanlamda canlandırmışlardır. Bu zaviyelerin kurulması fetihlerikolaylaştırdığı gibi yerli halka yeni idare arasında da bir köprügörevi görüyor ve bu heterodoks dervişlerin senkretist din telkinlerionların İslamlaşmasını da sağlıyordu. Bu dervişlerin XIV. ve XV.yüzyıllarda Anadolu’da ve Balkanlarda yürüttükleri faaliyetleringöstergeleri olmak bakımından her yerde zaviyelere, türbelere ve halâbu dervişlerin adlarıyla anılan köylere vb. yerleşim alanlarınarastlamak mümkündür.

XIII. yüzyıldan başlamak üzere, heterodoksbabaların ve abdalların Anadolu ve Balkanlarda zaviyeler kurmayabaşladıklarını, müritleri aracılığıyla etkinliklerini attırdıklarınıgörmekteyiz. Sulucakarahöyük’te Hacı Bektaş-ı Veli Zaviyesi,Seyitgazi’de Seyyid Gazi Zaviyesi, Tekkeköy’de Abdal Musa Zaviyesi,Arslanbeğli’de Sultan Şucâ’ud-Din Zaviyesi, Dimetoka’da Seyyid AliSultan Zaviyesi, Varna’da Otman Baba (sonradan Akyazılı) Zaviyesi,Kaligra’da Sarı Saltık Zaviyesi bu zaviyelerin en tanınmışlarıdır.Bütün heterodoks gruplar XVI. yüzyıldan itibaren nasıl Bektaşilikbünyesinde erimişlerse, daha önce Kalenderi, Yesevi, vd. akımlaramensup şeyhlerin ve Rum Abdalları’nın kurdukları bu zaviyeler deXVII.yüzyıla gelindiğinde birer Bektaşi zaviyesine dönüşmüşdurumdaydılar.

Bu abdal, baba gibi lakablar taşıyan dervişlerönce Batı Anadolu’da ve Rumeli’de daha sonra Anadolu’nun diğerbölgelerinde kurdukları zaviyelerde, Hacı Bektaş-ı Veli kültünün önplanda olduğu esnek islami düşüncelerini yaydılar. Böylece aslındayaşadığı çağda diğer birçok Yesevi, Kalenderi, Hayderi şeyhlerindenbiri olan Hacı Bektaş-ı Veli, daha sonra özellikle Rum Abdallarınınçabaları sonucunda Anadolu ve Rumeli’de Türk heterodoksisinin birincilşahsiyeti haline geldi. İşte bu şekilde Bektaşiliğin temelleri atılmışoldu. 16.yüzyıldan itibaren ise giderek bütün heterodoks zümreler vedolayısıyla onlara bağlı zaviyeler Bektaşilik bünyesi içerisinde girdive daha da güçlendi. Bektaşiliğe bugün bildiğimiz yapısını kazandıranİkinci (Pir-i Sâni) olarak kabul edilen Balım Sultan’dır. XVI. yüzyılbaşında Hacı Bektaş Zaviyesinin başına getirilen ve Zaviyeye bağlısağlam bir taşra örgütlenmesi kuran Balım Sultan, ayin ve erkânusüllerinde de değişiklikler yapmıştır.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti