Tekil Mesaj gösterimi
Alt 11.09.09   #2
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Cevap: Alevilik ve Bektaşilik Nedir ?


ALEVİLİK NASIL YAYILDI?

Alevilikislam dininin yayılmasıyla birlikte Arapların dışındaki uluslara daAbbasiler döneminde Türkler ve İranlılar özellikle orduda yoğun olarakyeralmaktaydılar.Örneğin daha hicri IV. Yüzyılda Maveraünnehir’inoldukça uzağında yaşayan Buğraç Türkleri eski inançlarındaki GökTanrı’nın yerine Hz. Ali’yi geçirmişlerdi. Zaten Emevi döneminden(661-750) bu yana Hz.Ali ve soyunun başlarına gelenler ve özellikle deKerbela olayı Alevilerce her tarafa yayılmaktaydı. Sosyal ve siyasalortam da bu düşüncelerin yaygınlaşmasına elverişliydi. Hz.Ali’ye veehl-i beyte muhabbet, o dönemde gittikçe fazlalaşan tarîkatlerdeoldukça yaygındı. Hazret-i Ali’nin kahramanlıkları ve Kerbela Olayınailişkin menkıbeler Anadolu, İran, Irak ve Horasan bölgelerinin sözlü veyazılı edebiyatında en eski zamanlardan itibaren, çok sevilen ve yaygınbir konudur ki bunun etkilerini bugün bile gözlemlemek olanaklıdır.Demek ki İslam dünyasındaki siyasal ve dinsel bölünmelere kaynaklıkeden bu olaylardan Araplar’ın yanısıra, Türkler, İranlılar ve diğeruluslar da doğal olarak etkileniyorlardı. Yeni müslüman olan uluslararasında Hz.Ali bir sembol halini alıyor ve onun savaşçılık, yiğitlikve velilik yönleriyle bezenmiş menkıbeleri her yere yayılıyordu.Hz.Ali’nin sembolleşmesinin yanısıra, bütün muhalif hareketlerin kalkışnoktası olan Kerbela Olayı da aynı şekilde, hatta daha derin izlerbırakıyordu.. İşte bu etkilerin bir sonucu olarak Alevilik vebatınilik, İslam dünyasının her yanına yayılan tasavvuf akımına nüfuzetmiş ve Alevi-batıni eğilimli birçok tarikat ortaya çıkmıştır. Anadoluve İran bölgelerinde de ortaya çıkan bu tarikatlerden konumuzbakımından en önemlileri Yesevilik, Kalenderilik, Vefailik, Hurufilik,Hayderilik adlı tarikatlerdir. Daha çok göçebe ve köylü topluluklararasında etkili olan bu heterodoks yani resmi din anlayışına aykırıtarikatler, doğaldır ki, yaygın oldukları çevrelerdeki koşullara uygunolarak şekillenmiş bir İslam anlayışını yaymaktaydılar.Sünni çevrelerdeyoğun tepkiler gösterilen ve eski kaynaklarda da yer alan, butarikatlere mensup şeyh ve babalara yönelik suçlamaların en bilinenlerişu şekildedir: Bu dervişlerin, dinsel yükümlülüklere/yasaklarauymamaları ve kadınların da dinsel törenlere katılmaları. Basit halkkitleleri, işte bu adetleri nedeniyle yoğun tepkiler alan ve hiçşüphesiz telkinleri kendilerine daha uygun gelen bu tür babaların veşeyhlerin etkileri altındaydılar. Bu heterodoks şeyh ve dervişler adetaalevi-batıni düşüncelerin yayıcılarıydılar. Alevi Dedelerinin soylarıda onlara dayanır.



TÜRKLER'İN İSLAMLAŞMASI

Moğolistan’danTuna boylarına kadar çok geniş bir coğrafi alana yayılmış bulunanTürkler, İslamiyet’i benimsemeden önce büyük ölçüde Şamanizm ve kimikültlerin etkisi altında bulunuyorlardı. Türkler’in savaşlar ve göçleryoluyla yer değiştirmeleri, bu yayılma ve göç yolları üzerindeki birçokfarklı kültür ve inançlara sahip halklarla ilişki kurmalarına veetkilenmelerine yol açmaktaydı. Konunun uzmanlarının verdikleribilgilere dayanarak diyebiliriz ki, İslamiyet’in Türkler’in yaşadıklarıbölgelere ulaşması öncesi, geniş bir coğrafi alana yayılmış bulunanTürk kitleleri, Şamanizm’in yanısıra, Budizm, Maniheizm, Hıristiyanlıkve Musevilik gibi inançlarla da ilişki kurmuş ve etkilenmişbulunmaktaydılar. Zamanın Türk devletlerinden, Hazarlar’ın Museviliği,Uygurlar’ın Maniheizm’i, Tabgaçlar’ın Budizm’i ve Oğurlar’ın OrtodoksHıristiyanlığı kabul etmeleri bu ilişki ve etkilenmenin doğal birsonucu olarak görülebilir.Büyük ölçüde ekonomik sıkıntılar ve nüfusyoğunluğu sonucu gerçekleşen Türkler’in anayurtlarından göç etmeleriolgusu, esas olarak güneye ve batıya olmak üzere iki doğrultudagerçekleşti. Batı’ya doğru gerçekleşen Türk göçleri İran’da hüküm sürenSasani imparatorluğu engeli ile karşılaştılar ve bir bölümü Hindistan’adoğru yönelirken, diğer bir bölümü ise İran’a yakın bölgelerdebulunmayı sürdürdüler. Türkler’in İslam dünyası ile ilişkiyegeçebilmeleri ancak Sasani İmparatorluğu engelinin ortadan kalkmasıylamümkün görünüyordu. Ancak Türkler, Sasani İmparatorluğu’nuyıpratmalarına karşın çökertememişlerdir. Bu, aşağıda görüleceği üzereArap ordularınca gerçekleştirilecektir.

Arap orduları yeni dininverdiği heyecanla ilerleyişlerini sürdürmekteydiler ve 634’te YermukSavaşı ile Bizans’ı Suriye’den çıkardılar. Ardından 635’te Kadisiye ve641’de Nihavend Savaşları ile Sasani İmparatorluğu’nu ortadankaldırarak, İran’ı ele geçirdiler. Bu şekilde Sasani İmparatorluğu’nunyıkılması, Türkler’in İslam dini ile ilişki kurabilmesinin yolunu daaçmış oluyordu ki, bu bakımdan önemli bir gelişmedir.Müslüman Arapordularının Sasani engelini aşması sonrası başlayan Türk-Arapilişkileri uzun süre karşılıklı mücadele içinde geçti. Emevilerdönemi’nde (661-750) Araplar, kısa zamanda Maveraünnehir’e hakimoldukları gibi, akınlarını Talas’a kadar ilerlettiler ki, bölgede hükümsüren Türk hakanlıklarının birbiriyle olan mücadeleleri de bu durumukolaylaştırıyordu. Böylece Orta Asya hakimiyeti için mücadele edenTürkler’in Müslüman Arap ordularınca tasfiye edilmeleri üzerine,bölgede Çinliler ve Araplar karşı karşıya geldiler. Abbasiler’iniktidara geçmesinden hemen sonra gerçekleşen Talas Savaşı’nda (751),Araplar Türklerle birlikte Çinlilere karşı savaştılar. Bu önemli savaşsonrası Çin, Orta Asya’dan çekildi ve Araplar bölgeye hakim oldular.

Emeviler’inmüslümanlığı seçen Arap olmayan uluslara karşı baskıcı ve hor görücütutumuna karşın, Abbasiler, halkı Arap olmayan bölgeleri de, Araplarlaeşit gören daha ılımlı bir yönetim anlayışını benimsemişlerdi.Araplar’ın yenilgiye uğrattıkları halklar giderek İslamlaşmayabaşladıklarından, daha önce başka inançlara mensup din adamları vetüccarların geldikleri yollardan bu kez müslüman din adamları vetüccarlar Türklerin yaşadıkları bölgelere gelmeye başlamışlardır.Ayrıca Abbasiler’in yanısıra Samaniler devletinin de özellikle orduyönetiminde Türkler’den yararlanmasının, İslam’ın bu kitleler arasındayayılmasına yardım ettiği söylenebilir. Yalnız Türkler’inİslamlaşmasında gözden kaçırılmaması gereken önemli nokta, Türkler’inbu yeni dinin birçok unsurunu Araplar’dan değil İranlılardan almalarıkonusudur. Türklerin İslam’ın bölgeye Arap orduları aracılığıylagelmesinden önce de ilişkide bulundukları ve birçok bakımdan ortaknoktalara sahip bulundukları Acemleri (İranlıları) kendilerineAraplardan daha yakın görmeleri doğaldı. Böylece İranlılar, Türkler’inİslam uygarlığını benimsemeleri konusunda bir köprü vazifesi görmüşler,onlara yol göstermişler, onları etkilemişlerdi. Bu etkileri dahasonraki yüzyıllarda, Türk edebiyatı, sanatı, idare sistemi gibi birçokalanda görmek mümkündür.

Buraya kadar özetlemeye çalıştığım,VII.-X. yüzyıllar arasındaki gelişmelere bakılarak Türkler’in büyük birbölümünün müslüman olduğu sanılmamalıdır. Sözü edilen dönemde, İslamdini daha çok batıdaki şehirlerde ve gelişmiş yerlerde yayılmıştı,doğuda daha çok bozkırlarda göçebe ve yarıgöçebe durumda bulunanTürklerin çoğunluğu hala eski inançlarına bağlı idiler. AncakX.yüzyılla birlikte, Türklerin yaşadığı bölgelerde halâ sürmekte olanArap egemenliği sonucu, neredeyse iki yüzyılı aşan bu zaman sürecindegelişen, siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkiler, Türkler arasındaİslam’ın yayılmasına da hız kazandırmıştı. Artık, Maveraünnehir’inBuhara, Semerkant, Fergana ve Curcan gibi büyük Türk şehirleri, İslamkültür ve uygarlığının önemli merkezi haline gelmeye başladılar. Ozamana kadar askerlik sanatındaki üstünlükleriyle tanınmış Türkler,artık yeni dinlerine, başka bir deyişle İslam uygarlığına da katkısağlayabilecek duruma gelmişlerdi. Öyle ki, Arapların egemenliğinde sıksık ayaklanan, halifeleri bile değiştirme gücüne sahip Türkler artıkkendi devletlerini kurma aşamasına gelmiş durumdaydılar. Bu şekilde,IX. yüzyıldan başlamak üzere, çok geniş bir coğrafi alanda kurulanMüslüman-Türk devletleri arasında, Tuluniler (875-905), Karahanlılar(840-1212), Gazneliler (969-1187), Selçuklular (1040-1308) veHarezmşahlar (1077-1231) gibi devletler sayılabilir. Türklerin İslamdinini benimseme nedenleri konusunda, uzmanlarca çeşitli tartışmalaryapılmış ve farklı görüşler ileri sürülmüştür. Burada kısaca bu konuyada değinmek sanırım yararlı olacaktır. Türklerin İslam’ı benimsemenedenlerinden en fazla savunulanları şu şekilde sıralanabilir:

Eski Türk inançları ile İslamiyet arasındaki benzerlikler,
Araplar ile Türkler arasında yoğun ekonomik ilişkilerin varlığı,
İslam uygarlığının her alanda çağın en üst uygarlığı olması,
Müslüman şeyh ve dervişlerin yoğun dinsel propagandaları,
Araplarla uzun süren savaşlar sonucu uygulanan baskılar ve yok etme politikaları.
Türklerin,uzun bir zaman sürecine yapılan, İslam’ı benimseme olgusunu, yukarıdasayılan nedenlerden birine veya birkaçına bağlama eğilimi birçok eserdegörmek mümkündür. Oysa, o dönemi ele alan araştırmalar incelendiğindeaçıkça görülecektir ki, Türklerin İslam’ı benimsemelerinde, tek birneden rol oynamamış, yukarıda sıralanan ekonomik, siyasal ve toplumsalnedenlerin tümü birden farklı düzeylerde etkili olmuşlardır.

Anahatlarıylasunmaya çalıştığım Türklerin İslam dinini benimsemeleri süreci çokdinamik ve karmaşık bir olgudur ve bu İslamlaşma Orta Asya’danAnadolu’ya göçler sırasında ve sonrasında da yaklaşık XIV. yüzyılakadar sürmüştür. Bu konuda iki önemli noktayı daha belirtmekgerekmektedir ki bunlar:

1- Türkler’e sunulan İslam’ın niteliği ve

2- Türkler’in İslam’ı nasıl algıladıkları konularıdır.

Türkler’esunulan İslam’ın niteliği konusunda şunları söyleyebiliriz: Din’lerin,yayılmaları sırasında farklı coğrafyalarda, farklı insantopluluklarınca benimsenirken, özleri itibariyle olmasa da, biçimselanlamda farklı bir çehreye bürünebilecekleri bilinen bir olgudur.Hiçbir yeni din, eskiden farklı inançlara ve kültürlere sahiptopluluklarca bütünüyle benimsenmemiştir. Dinlerini, kültürleriniçeşitli nedenlerden dolayı terkeden insanlar, bu sırada kimi eskiinançlarını bırakırken kimilerini de yeni dinlerine uygun halegetirerek yaşatmayı sürdürmüşlerdir.Hele Türkler, Kürtler ve İranlılargibi uzun bir geçmişi olan inanç ve kültüre sahip uluslarda, benimsenenyeni dinde, eski inançların korunması oranının daha fazla olduğu,Anadolu insanında etkilerini bugün dahi gördüğümüz sosyolojik birrealitedir.

Bu kısa değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, ArapYarımadası’ndan doğan İslam Dini, Türkler’in yaşadığı bölgelereulaşıncaya kadar çeşitli dinsel ve kültürel etkilere maruz kalmış vedolayısıyle doğduğu coğrafyadan uzaklaştıkça, karşılaştığı değişikkültürel ve dinsel unsurları bünyesine almak zorunda kalmıştır. Dahaönce ele aldığımız tasavvuf akımının oynadığı rolde de gördüğümüz gibi,İslam’ın Türkler’in yaşadığı bölgelere ulaştığındaki bu esnek niteliği,Türkler’in İslamlaşmasında oldukça etkili olmuştur.

Dahaöncede söz edildiği üzere, Türkler İslam’ı doğrudan Araplar’dan değil,İran kültürünün merkezi Horasan yoluyla almışlardı. Zaten İranuygarlığı, daha Türkler’i etkilemeden önce, İslam dini üzerinde deönemli etkilerde bulunmuştu. Kaldı ki, İslam, yayılması sırasındaİran’dan başka uygarlıklar ve dinlerle de karşılaşmış ve bunlardanetkilenmişti. Yine İslam’ın yayılması sonrası çeşitli mezhepler ortayaçıkmış, dinsel kavram ve kuralları farklı yorumlamaları nedeniyleolduğu kadar, siyasal nedenlerle de kıyasıya bir mücadele içine girmişbulunmaktaydılar. Aslında bütün Ortaçağ boyunca, esas nedenleri siyasalve ekonomik olsa bile çekişmelerin gerekçeleri dinsel olaraksunulmaktaydı. Sözü edilen dönem de bu tür mücadelelere sahneolmaktaydı. İşte Türkler, özetlemeğe çalıştığım bu koşullar altında,yüzyıllarca süren bir zaman sürecinde, birçok din ve kültürün etkisindekalarak, sosyal, kültürel ve dinsel gereksinmelerine cevap verebilenesnek/hoşgörülü ve Prof. Cahen’in “Özel bir Müslümanlık” diyenitelediği bu dini benimsediler. Daha sonra da değineceğim gibi,Anadolu’ya göçler sırasında ve sonrasında da süren Türklerinİslamlaşması süreci, XIV. Yüzyıla hatta daha sonralara kadar sürmüştür.

Türkler İslam’ı nasıl benimsediler, konusuna da kısacadeğindikten sonra, Anadolu’ya göçler konusuna geçeceğiz. Daha öncegördüğümüz üzere İslam Türkler’e özel bir biçimde ulaşmıştı. Şehirlerinaksine köylerde ve göçebe boylarda İslamlaşma daha yavaş olmaktaydı.Şehirlerde daha çok sünni derviş ve şeyhlerin faaliyetlerine karşın,köylerde ve göçebe boylarda daha çok Alevi eğilimli dervişler vebabalar propaganda faaliyetleri yürütmekteydiler. Prof. Köprülü’nün debelirttiği gibi: “Daha ilk zamanlardan itibaren Batıni akımların hükümsürdüğü Horasan ve Maveraünnehir sahalarında yaşayan ve siyasi-diniakımlara fiilen karışarak Batıni inançlarıyla yakınlık kuran Oğuzaşiretleri, İslamlığı yavaş yavaş kabul ettiler; fakat bu görünürdeolan İslamlık cilası altında, eski ulusal geleneklerinin ve öncekidinlerinin etkisi altında bulunuyorlardı. İslam fıkıhçılarınınkendilerine çok karışık ve sıkıntılı gelen telkinlerinden ziyade, kendikam (=ozan)larının nüfuzuna bağlı idiler. Maveraünnehir ve Horasan’agelmezden önce ve geldikten sonra Hıristiyanlık, Hinduizm, Mazdeizm,Maniheizm gibi çeşitli dini sistemlerle az çok ilişki kuran buTürkmenler üzerinde, İslamiyet de dahil olmak üzere bu harici (dışsal)ve kapalı (zor anlaşılan) inanç sistemlerinin hiçbiri eski dinselgeleneklerini tamamen unutturamazdı..."

Bildiğimiz gibikam-ozanların yerini artık ata veya baba ünvanlı dervişler almaktaydı.İslam öncesi dönemden kalma Türkler arasında yaygın bulunan menkıbelerebile İslami bir şekil kazandırılarak, bu ata veya baba ünvanlıdervişler tarafından halk arasında yayılıyordu.

Sonuç olarakdiyebiliriz ki, Türk kitleler İslam dinini benimserken, büyük ölçüdeeski inançlarını ve geleneklerini de muhafaza etmekteydiler. Yine buTürk kitlelerin çoğunluğu, karmaşık ve sıkıcı din kurallarını yayan dinadamlarına, şeyhlere itibar etmemekte, onlar daha çok eski şamanları vekamları hatırlatan ve eski inançlarla yeni din arasında paralelliklerkurdukları daha yüzeysel, dinsel bilgileri yayan atalara/babalarabağlanmakta ve onların nüfuzları altında bulunmaktaydılar. Bukitlelerin müslümanlığı, dinsel yükümlülükleri yerine getirmekten uzak,eski inanç ve geleneklerin ön planda olduğu bir halk müslümanlığıydı.

ANADOLU'DA İSLAMLAŞMA

“Daha ilk Selçuklular zamanından itibaren “Dar-ül-cihad” olan Anadolu’ya Türkmen boylarıyle
beraberbirçok “Türkmen Babaları”, Ortaasya, Harzem, Horasan’dan “YeseviDervişleri”, Irak, Suriye ve İran’dan “İsmaili Propagan dacıları”,Kalenderiye mensupları geliyorlardı...”
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti