Tekil Mesaj gösterimi
Alt 11.09.09   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Alevilik ve Bektaşilik Nedir ?


ŞİLİK NEDİR?

Sözlük anlamına göre Alevi, Hz. Ali’ye bağlı veondan yana olan kimse demektir. Alevilik ise genel olarak Hz. Ali’yisevmek ve onun soyunun yani Ehli Beyt’in yolundan gitmek olaraktanımlanabilir.

Ancak bugün için dünyanın değişik bölgelerindeyaşayan farklı Alevi grupların herbiri için Alevi ve Aleviliksözcüklerinin ifade ettiği anlamlar da farklı olmaktadır. Biz konuyaAnadolu Alevileri açısından yaklaşmakla birlikte genel bir tarihselperspektif de sunacağız.

Ülkemizde bugün yaygın şekilde Aleviolarak adlandırılan kitleler için kaynaklarda birçok isminkullanıldığını söyleyebiliriz. Anadolu’daki Alevi kitleleri nitelemeküzere kaynaklarda, kızılbaş, rafızi, ışık, mülhid ve torlak gibiadların kullanıldığını görmekteyiz. Bunlardan en çok kullanılanıKızılbaş adı olmuştur. Anadolu Alevileri kendileri için çok anlamlıKızılbaş adını, Osmanlı yönetiminin ahlakdışı anlamlar yükleyerek,sünni kitlelere aşılayarak bir psikolojik savaş aracı olarak kullanmasısonucunda bırakmak zorunda kalmışlardır.

Bugün Anadolu veBalkanlar’da yaşayan Tahtacı, Çepni, Amucalı, Bedrettinli, Sıraç gibideğişik gruplar genelde Alevi olarak adlandırılırlar. AnadoluAleviliği, tarihsel ve sosyal koşulların doğal bir sonucu olarak,kitabi olmaktan çok sözlü geleneğe dayalı eski inançların islamişekiller altında yaşamaya devam ettiği bir halk islamıdır.

Genelolarak ifade etmek gerekirse Bektaşi sözcüğü de yukarıda değindiğimizkitleler için kullanılmıştır. Bektaşilik Hacı Bektaş Veli’yedayanılarak kurulmuştur. Alevilik ve Bektaşiliği birbirinden bağımsızolarak ele almak bugün gelinen noktada tarihsel ve sosyolojik açıdanmümkün görünmemektedir. Her iki terim de zaman zaman birbirinin yerinekullanılabilmektedir. Prof. Melikoff’un da belirttiği gibi “Alevilik,Bektaşilik’ten ayrılamaz. Çünkü her iki deyim de aynı olguya, Türk halkİslamlığı olgusuna bağlıdır.”Alevilik ve bektaşilik, inanç ve ahlakesasları ve edebiyatları bakımından temel olmayan farklılıklar dışındaortaktırlar. En temel farklılık, Bektaşi kitlelerin daha çok şehirdeyaşamalarına karşın, Alevilerin göçebe/yarıgöçebe çevrelerde yaşamalarışeklinde ortaya çıkmış sosyal bir farklılıktır. Ancak tarihsel olarakdoğru olan bu sosyal farklılık günümüzde anlamını yitirmeye başlamış,“Alevi” adı daha yaygın olarak kullanılır olmuştur. Bugün genel olarakAlevi olarak adlandırılan kitleler üç dinsel gruba bağlıdırlar:

Ocakzade Dedeler
Çelebiler
Dedebabalar
Buüç grupdan Anadolu’da en fazla etkinliğe ve nüfuza sahip olan OcakzadeDedeler’dir. Daha sonra Çelebiler gelir. Dedebabaların ise Anadolu’danüfuzları zayıftır, Balkanlar’da daha etkindirler.

Türkiye’deyaşayan Alevilerin sayısı konusunda çeşitli veriler ilerisürülmektedir. Türkiye’de etnik ve mezhep konularında varolan tabularnedeniyle, yapılan resmi sayımlarda bu konu bilinçli olarak ihmaledilmekte ve dolayısıyla Alevilerin sayısı konusunu herkes işinegeldiği şekilde yazmaktadır. Tarafsız araştırmacılara göre Türkiye’deen az 15 milyon Alevi bulunmaktadır. Karadeniz ve Güneydoğu AnadoluBölgelerindeki illerde sayıca az olmakla birlikte Türkiye’nin heryerinde Aleviler bulunmaktadırlar. Alevilerin sahip oldukları bupotansiyel onları zaman zaman Türkiye siyasetinin de merkezineyerleştirmektedir.


ALEVİLİK NASIL DOĞDU?

Aleviliğinkökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanangelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırkenislamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru dagözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçangelişmeleri görelim:

Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında ortayaçıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilktohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez Hz.Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz.Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti.Hz. MuhammedMekke’ye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz.Ali’yi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemenhemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır.

Bilindiğiüzere Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerdeberaberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bukonuşmasında kendisinden sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Ali’ninmüslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Oradaaralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu müslümanlar bundan dolayıHz. Ali’yi kutlamışlardı.

Ölmeden önce Hz. Muhammed “Bana birkalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonraihtilafa düşmeyesiniz.” demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş vePeygamber vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali vediğer aile üyeleri Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir veÖmer’in de aralarında bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleriiktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi EbuBekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırasıyle Ömer veOsman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri,deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bunedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma buhalifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlikyaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygungörmüşlerdir.

Alevi-Sünni meselesinin ilk çıkışı özetlemeğeçalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin başınagelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasalve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındakidiğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bugelişmeleri görelim:

Osman’ın halifelik dönemi (644-656), dahaönce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüneçıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına,yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onlarıtayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz veSurite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valilerihalka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutumtakınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar HalifeOsman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)

Üçüncü HalifeOsman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarlarıüzerine kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu birdönemde ve bu karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevinikabul etmiştir. Daha önce Osman’ın aleyhinde bulunmuş olan Hz.Muhammed’in eşlerinden Ayşe, Talha ve Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olmasısonrasında onu Osman’ın ölümünden sorumlu tutarak Cemel savaşınayolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır.Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biatetmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye,Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bununpropagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz.Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz.Ali’nin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amrİbn-ül As’ın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarınıbağlatarak “Allahın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun.” diyebağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu şekildeAmr’ın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş, bir sonucaulaşılamamıştır. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan bir grup daHariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları,Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı.Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekatdüzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti. 24 Ocak 661’de ise Hz.Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucundaşehid olmuştur.

Bu şekilde Emevi hükümdarı Muaviye iktidarayönelik siyasal amaçlarını ne pahasına olursa olsun elde etmeyeuğraşmış, Sıffin’de Hz. Ali’ye yenileceğini anlayınca hileye başvurmuşve Hz. Ali’nin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır.Hz. Ali’nin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz.Hasan’a biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığıHz. Hasan’ı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Aliyandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Ali’ye lanetokutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezid’in halife olmasını sağlamakyoluna gitmişti. Hz. Hasan’ın zehirletilmesiyle Yezid’in önünde enbüyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı.

Yezid ilk işolarak Medine Valisi ve akrabası Velid’e bir mektup yazarak, özellikleHz. Hüseyin’in muhakkak kendisine uymasının sağlanmasını, bunureddederse öldürülmesini emrediyordu. Doğal olarak Hz. Hüseyin’in Yezidgibi bir zalime itaat etmesi mümkün değildi. Hz. Hüseyin, MuhammedHanefi’nin de tavsiyesiyle 4 Mayıs 680 gecesi, bütün aile fertleriniyanına alarak Mekke’ye gitti. Ayrıca, Hz. Hüseyin’in Yezid’e biatetmediğini ve Mekke’ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin’eelçiler göndererek Kûfe’ye davet ile kendisini halife olaraktanıyacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoğluMüslim’i uygun bir ortam sağlamak için Kûfe’ye gönderdiyse de MüslimYezid’in adamlarınca yakalanarak idam edildi. Hz. Hüseyin Mekke’denKûfe’ye doğru yola çıktığı sırada Müslim öldürülmüştü.

Hz.Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela’ya geldiklerinde hem susuzbırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmışdurumdaydılar. Yezid’in Kûfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in geridönmek, Yezid’le görüşmek veya islam sınırlarından birine gitmekisteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid’inemrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyin’i öldürmekti. Çünkü biliyorduki Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid’e rahat yoktu. Sözdemüslümanlardan oluşan koskoca bir ordu iktidar uğruna kendi dinlerinikuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararlıydı.

Nihayet10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarınıyaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak hitab etmek istediyse de, buanlamlı konuşma Yezid’in ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz birşekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadedenoluşan savaşçıları öğleden sonraya gelindiğinde gittikçe azalmışbulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayıda insanla yaya olaraksavaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz.Hüseyin şehid edildi.Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmamZeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savaşınen küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğluAli Asgar’dı. Hz. Hüseyin tarafında şehid olanlar yetmiş iki kişi idi.

Kerbelaolayı yüzyıllara damgasını vurmuş bir tarihsel olaydır. Bu olay ozamanki müslüman memleketleri halklarını o kadar etkiledi ki Emevisaltanatı kökünden sarsıldı. Kerbela Olayı İran ve Hicaz’da duyuluncahalkta Emevilere karşı büyük bir kin oluştu ve isyan hareketleribaşgösterdi. Yezid’in Mekke ve Medine’ye saldırması ise bardağı taşıranson damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Ali’ye küfür ettirilmesi,önce Hz Hasan’ın daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberinsoyu onlardan devam ediyordu, acımasızca öldürülmeleri, EmeviHanedanına karşı muhalif bir düşünsel ve siyasal temeli olan birharekete yolaçtı. Bu harekete Hz.Ali yandaşlığı veya Alevilik demekmümkündür.
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti