Tekil Mesaj gösterimi
Alt 14.08.13   #7
bilgeyol
bilgeyol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
BİZİM KABEMİZ İNSANDIR...
Yönetici
Üyelik tarihi: Jun 2012
Nereden: KERBELA-KOBANİ
Mesajlar: 11.315
Rep Puani : 76
Standart Cevap: Bak şu DÜNYANIN Haline.


Mısır’ın İkinci Geçiş Sürecindeki Yasaları Tanımak



Mısır’ın İkinci Geçiş Sürecindeki Yasaları TanımakOkuyucu Modunu AçYazıyı Büyüt:
Sevimli isimler ve çirkin şeyler: Mısır’ın ikinci geçiş sürecindeki yasaları tanımak

AMR SHALAKANY
25 Ocak 2011’den bu yana Mısır, her biri başkanlık kararnameleriyle ve tartışmaya açık, çelişkili mahkeme kararlarıyla delinen üç farklı anayasal metince yönetiliyor. Her şey Mart 2011’de Yüksek Askeri Konsey’in, ülkenin ilk geçiş sürecini sorunsuz atlatması için yayınladığı Anayasa Bildirisi ile başladı. Bu metnin geçerliliği, 2012 Anayasası’nın halk oylamasıyla kabul edilmesiyle sona erdi; 2012 Anayasası ise yalnızca 3 Temmuz 2013’e kadar yürürlükte kalabildi.
Sonradan, hâlihazırdaki geçici Devlet Başkanı Adli Mansur, 8 Temmuz tarihinde, Mısır vatandaşlarının geçiş süreci boyunca sahip oldukları hak ve özgürlüklere işaret eden 33 maddeden oluşan; ikinci geçiş dönemi süresince ülke için bir yol haritası işlevi görmesi ve nihayetinde bir demokrasinin kurulmasına önayak olması niyetiyle oluşturulan yeni bir Anayasa Bildirisi yayınladı.

TAHMİNLERİN HİÇBİRİ GERÇEKLEŞMEDİ
8 Temmuz Anayasa Bildirgesi, yayınlanmasının üzerinden geçen birkaç saat içinde aralarında Tamarrud, Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Dr. Muhammed El Baradey’in de olduğu pek çoklarınca yerden yere vuruldu. İlk bakışta, Bildiri’nin önemli siyasi figürlerden ağır tepkiler alması üzerine, 30 Haziran olaylarının da etkisiyle, hükümetin bu konuyla ilgili bir toplantı yapacağı, bildiride gerekli değişiklikler yapılmadan, kimsenin yemin etmeyeceği tahminleri yapılıyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
2012 Anayasası’nın askıya alındığını göz önünde bulundurursak, geçici başkan, başkan yardımcısı El Baradey ve Hazem Beblawi hükümeti, hangi yasal metin üzerine yemin ederek görevlerine başladılar? Görevlerine gelirken 8 Temmuz Bildirisi’ni mi esas aldılar? Bu soruların yanıtları, Ulusal İnsan Hakları ve Hukuk Topluluğu’nun (NCHRL) geçenlerde yayınladığı, Yüksek Askeri Konsey’in 2011 ve 2013’te ilan ettiği anayasal metinler ile 2012 Anayasası arasındaki farkların incelendiği “Otoriter ve Yanıltıcı bir Anayasa Bildirisi” başlıklı raporla ortaya çıktı.

HALKIN PAYI YOK MU?
Rapordaki en temel eleştiri, 2013 Bildirisi’nde toplumsal iradeye herhangi bir referansta bulunulmadan - 30 Haziran olaylarında halkın hiç payı yokmuşçasına - olan bitenin halkın egemenliği geri aldığı bir devrimden ziyade, bir askeri darbe olarak değerlendiren ifadelere ve dayanaklara karşı yapılıyor.
Halkın payının basitçe görmezden geliniyor oluşu, derin etkilere yol açıyor. İlk sıkıntı, 8 Temmuz Bildirisi’nin ne Hüsnü Mübarek döneminde, ne Yüksek Askeri Konsey idaresi, ne de takip eden Mursi rejiminde işkenceye uğrayan ve öldürülen vatandaşların hesabını sorabilecek bir geçiş dönemi adalet mekanizması geliştirmiyor oluşu. Bildiri, derin devlet organizasyonlarının, İçişleri Bakanlığı’nın ve devlet kontrolündeki basının yeniden yapılandırılmasını öngörmüyor. Ülkenin karşısındaki tarihi toplumsal uzlaşı şansı ise metinde yer bulamıyor.
33 maddenin tümüne yayılan bu sorunlara ek olarak, bazı maddeler titizlikle incelendiğinde, metni hazırlayanların, hukukun üstünlüğü ilkesi üzerinde pek durmadığı şüphesine kapılıyorsunuz.

ALTI ANA BAŞLIKTA SORUNLAR
NCHRL’nin altı ana başlıkta eleştirdiği sorunlar şu şekilde özetlenebilir:

1. Bildiri, olağanüstü yasal önlemlere anayasal zemin hazırladığı gibi, hak ve özgürlüklerde de kayda değer gerilemeler öngörüyor. Bildiri’nin bu özelliğiyle devrik başkan ve müttefikleri hakkında planlananların uygulamaya rahatlıkla koyulabileceği, sonrasında ise bu yasal zemin sayesinde devlet başkanının arzu ettiği herkesin kovuşturmalara konu olabileceği anlaşılıyor.
2012 Anayasa’sıyla karşılaştırıldığında, 8 Temmuz Bildirisi’nin diktatörce unsurlar ve kısıtlanan hak ve özgürlükler bakımından selefinden bile ileri olduğu görülüyor. Bir özel mülkün kamulaştırılması halinde ödenmesi öngörülen devlet tazminatının ve bir kişinin iletişim araçlarının takip edilmesi için gerekli görülen yasal izinlerin yerinde artık yeller esiyor.
2012 Anayasası’ndaki kimi teminatlar da yeni metinde yer almıyor: Tutuklanan kişinin 12 saat içerisinde tutuklanma sebebini bilmek zorunda oluşu; 24 saat içerisinde sanıkların hukuki temsile kavuşturulması zorunluluğu; gözaltı ve tutuklamalardan doğabilecek maddi manevi hasarların devlet tarafından karşılanması; konut gözetiminin yasak oluşu; konutlarında yapılacak aramalardan önce vatandaşların haberdar edilmesi gibi önlemler artık yasada yok. Yeni metinde atlananlardan biri de, yasal karar olmadan ev hapsi uygulamalarının yapılamıyor oluşu. Bu düzenlemenin görmezden gelinmesinin ilk kurbanlarından biri Mursi oldu. Aynı şey basın konusunda da yaşandı. 2012 Anayasası’nda, basın kuruluşlarının faaliyetlerinin, hukuki süreçler olmaksızın durdurulamayacağı belirtiliyordu. Yeni metinde bu madde yer almadı ve ilk kurbanlar İslamcı televizyon kanalları oldu. Kısa süre içerisinde farklı eğilimdeki medya grupları da aynı kaderi paylaşabilir. Bunlara ek olarak, 2012 Anayasası’nda yer alan örgütlenme, sendika kurabilme, grev yapabilme gibi özgürlükler de artık mevcut değil. Bundan böyle, STK’ların kapatılması için de yargı kararı aranmayacak. Bildiri’de, “toplum karşıtı dernekler ile milis yapıda olan kuruluşların kapatılabileceği” gibi muğlak bir ifade yer alıyor.

2. Askeri kuvvetlerin 2012 Anayasası’ndaki ayrıcalıklı konumu, 8 Temmuz Bildirisi’nde olduğu gibi korundu.
Askeri harcamalarla ilgili tartışmaların yapılabileceği tek yer Milli Güvenlik Kurulu; oranın mensuplarının çoğu da askerlerden oluşuyor. Yeni bildiri, 2012 Anayasası’nda sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını yasaklayan maddeyi de kaldırıyor. 2012’deki maddede sivillerin, askeriyeye karşı işledikleri suçlar haricinde, askeri mahkemelerde yargılanmaları yasaklanıyordu. Şimdiyse geçiş süreci boyunca olağanüstü hal mahkemeleri kurulabilecek ve siviller yargılanabilecek.

3. 8 Temmuz Bildirisi yürütme gücünü tamamen devlet başkanının eline bırakıyor. Devrim öncesi dönemdeki Mübarek rejiminin neredeyse aynısı öngörülüyor.
2012 Anayasası, yürütme gücünün kullanılması için karma bir sistem öngörüyordu; Anayasa ile devlet başkanından alınan yetkiler, 8 Temmuz Bildirisi’yle birlikte başkana iade edilmiş oldu. Yürütme gücünün tümünü devlet başkanı toplamışken, başkan yardımcısının veya kabinenin ne yapacağı bilinmiyor. Beblawi hükümetinin ve hatta başkan yardımcısı El Baradey’in yetkileri, devlet başkanının onlara izin verdiği kadar olacak. Hâlihazırda görevde bulunan bu kişilerin, görevlerini kabul ederken anayasal hiçbir metinden güvence almamış olmaları, çok yakın zamanda iktidarın paylaşılmasında sorunlar çıkabileceğini ve istifaların gelebileceğini gösteriyor.

4. 8 Temmuz Bildirisi’nde ortaya koyulan geçiş süreci yol haritası muğlak ve kafa karıştırıcı olmasının yanında, halkın erken başkanlık seçimleri konusunda ortaya koyduğu iradeyi de dikkate almıyor.
Bildiri, 2012 Anayasası’ndaki hangi maddelerin onaylanacağını belirleyecek bir uzmanlar grubu tespit etti. Uzmanlar görüşülecek maddeleri belirleyip, Mısır’ın farklı kesimlerinden gelen 50 kişinin oluşturacağı bir komisyona sunacaklar. Bu komisyondaki kişilerin hangi kıstaslara göre seçileceği, halk temsilcilerinin bu komisyona hangi oranda, nasıl dâhil edileceği ise belirsiz. Kimsenin anlamadığıysa, Mısır toplumunun nasıl olup da 50 kişi tarafından temsil edilebileceği. Bildiri’nin sıkıntılarından biri de, genel seçimlerin başkanlık seçimlerinden daha önemli addedilmesi. Oysa 30 Haziran hareketini oluşturan temel unsurlardan biri, erken başkanlık seçimleri yapılmasına ilişkin oluşmuş toplumsal mutabakattı. Bildiride bu seçimlerin yapılması için de belirli bir takvim sunulmuyor. Tüm bunlar ülkeye biçilen yol haritasını olumsuz etkileyen faktörler. Belki de en şaşırtıcısı ise, Bildiri’nin onaylanacak anayasal maddelere toplumun nasıl katılacağına ilişkin bir öngörüde bulunamıyor oluşu. Komisyonun belirleyeceği maddeler uygun bulunmazsa, anayasanın oylanacağı referandumda halk bu tepkisini nasıl gösterecek? Geçiş dönemi yöneticileri böyle bir senaryoyla karşı karşıya kalırlarsa ne yapacaklar?

5. Bildiri, 2012 Anayasası’na eklenen İslami maddeleri olduğu gibi koruyarak yönetime Selefilerin desteğini kazandırmayı amaçlıyor
8 Temmuz Bildirisi’nin ilk maddesi, 2012 Anayasası’ndaki 219. maddeyi kaldırarak Şeriat hukukunun kapsamını yalnızca Sünni yasal sistemi tanıyan mecralarla sınırlandırıyor. Ancak 2012 Anayasası’na kiliselerden gelen itiraz da bununla ilintiliydi; pek çokları 2012 Anayasası’yla gelen düzenlemelerin, 1920’den beri yürürlükte olan yasalarla çelişeceği uyarısında bulunmuştu. Yaklaşık yüz yıldır yürürlükte olan hibrid sistem, kişilerin hem Sünni, hem de Şii hukukundaki belirli düzenlemeleri kullanabilmelerine imkan sağlıyordu.

OLAĞANÜSTÜ YETKİLERLE YÖNETİM
8 Temmuz Bildirisi’yle, 2012 Anayasası’ndan sonra da uygulanmış olan “olağanüstü hal devleti” uygulaması 6 aydan 3 aya düşürüldü. Bu statünün uzatılması ise ancak referandumda halk tarafından kabul edilmesi şartına bağlandı. Olağanüstü hal yetkileri bağlamında yapılan değişiklikler, 8 Temmuz Bildirisi’nin kimi kesimlerce tarihsel bir başarı olarak değerlendirilmesine yol açtı. Fakat NCHRL Raporu’nun yukarıda aktardığım kısımları dikkatle incelenince farklı bir manzarayla karşılaşıyoruz.
Mısır hâlihazırda olağanüstü yetkilerle, 8 Temmuz Bildirisi’nin ortaya koyduğu yasal çerçevede yönetiliyor.
İşin aslı, Mısır daha şimdiden tipik olağanüstü hal yönetiminin ötesine geçmiş, Carl Schmitt’in “istisnai egemen devlet” diye tanımladığı durumun yaşayan bir örneği haline gelmiştir. Bildiri’nin 23. maddesi geçici devlet başkanımıza “ülkenin güvenliği için gerekli her türlü önlemi alma” yetkisi verirken, olağanüstü hal ilan etmeye ne gerek var ki? Weimar Anayasası’nda bulunan ve Mısır yasalarındaki varlığını 25 Ocak 2011’deki devrime kadar koruyan da aynı madde değil miydi?

ÖNÜMÜZDE İKİ SEÇENEK VAR
Hukukçular, bu ikinci geçiş dönemindeki vurucu gerçekliklere, terminolojiden bulup çıkarttıkları şirin isimler takıyor, devrimci kargaşa dostla düşmanın kalın çizgilerle ayrıldığı bir noktaya gelirken anayasal detayları gündeme getiriyor olabilirler. Bunlar oladursun, gerçekler ortada duruyor: 8 Temmuz Bildirisi’yle birlikte Mısır’daki egemen güçler öldürme, affetme ve olağanüstü hal ilan etme kudretine kavuştu. Bu yalnızca hukuki olayların Schmitt üzerinden yapılmış akademik bir öngörüsü değil, an itibariyle içinden geçtiğimiz yasal sürecin tam da kendisi.
Mısır’ın yönetiminde bulunanlar “istisnai egemen devlet” yapısının, ülkenin ekonomik krizden, iç savaştan, doğu ve batıdaki çatışmalardan korunması için gerekli olduğu değerlendirmesini yapıyorlar. Haklı olabilirler. Belki de Mısır yönetiminin şu anda gerçekten de, 8 Temmuz Anayasa Bildirisi’nde öngörüldüğü kadar tiranca yetkilerle donatılmaya ihtiyacı vardır.
Eğer durum buysa, kulağa hoş gelsin ya da gelmesin, niçin olayları olduğu gibi isimlendirmiyoruz? 8 Temmuz bildirisiyle devrimcilerin uğruna savaştığı tüm hak ve özgürlükler askıya alındı, önde gelen siyasi figürler ve liberal siyasi elitlerse anayasal demokrasinin en temel ilkelerini çiğneyen bir doküman üzerine ant içip göreve geldiler.
Neticede, artık önümüzde yalnızca iki seçenek var: Ya 8 Temmuz Bildirisi, NCHRL Raporu’nda belirtilen kaygı ve endişelere cevap olacak biçimde değiştirilecek, ya da siyasal elit ülkeyi bir olağanüstü hal rejimiyle yönetmeye yemin ettiklerini, geçiş sürecinde ülkenin menfaatlerini yurttaşların tümünün hak ve özgürlüklerinin üstünde tuttuklarını itiraf edecek cesareti gösterecekler!

jadaliyya.com'dan çeviren Doğu Eroğlu

Editör :

BİRGÜN NET
Sponsor Reklamlar

__________________
Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.
Sokrates




HAYATIN SESİ’Nİ biz kurduk.
Biz susmadıkça
HAYATIN SESİ’de susmayacak.
Ve biz hiç susmayacağız.

EVRENSEL GAZETESİNİ DESTEKLEYELİM.

DERSİMİ UNUTURSAN MARAŞ,
MARAŞI UNUTURSAN SİVAS,
SİVASI UNUTURSAN GAZİ,
GAZİYİ UNUTURSAN SONUN OLUR.



ALEVİLİK YOLDUR...
bilgeyol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti