Tekil Mesaj gösterimi
Alt 13.08.13   #4
adsizkowboy
Avatar mevcut degil.
Banned
Banned Users
Üyelik tarihi: Jun 2013
Nereden: Adsiz
Mesajlar: 347
Rep Puani : 0
Standart Cevap: Ehl-i Hak İnancı, Türkiye'de Aleviler ve Alevi Müziği


C. M: Bugün İran’da siz ‘rock’ müziği duyamazsınız, yasaktır (başka türlü müzikler de İran’da yasaktır). Sadece o müzik var ki rejimi destekliyor, serbesttir o müzik. Benim müziğim neden yasaklandı ki? Çünkü desteklemiyor o fikri. Şimdi bunlar da Aleviliğin şeriatını kuruyorsa, o sazın dışında saz kullanılamaz diye, aslında tavırlar aynıdır, hatta semahlar bile şeriatı taşımıştır. Bugün ben semah yapsam evde tek başıma, gidip o kıyafetlerimi giymem mi lâzım ki semah Hakk’ın dergâhında kabul olunsun? “Otantiklik” denen şey sanki Aleviliği koruyacak. Otantik çadırının altında nereye kadar saklanacağız biz?

T. T: Siz aslında kentin müziğini yapıyorsunuz, Jazz’dır, blues’dur, şehirli, Batılı formlarla geleneksel müzikleri bir araya getirerek derdinizi anlatıyorsunuz. Mesela siz bunu yapıyorsunuz sahnede…

C. M: Evet, yapmaya çalışıyoruz. Hakikat her notanın içinden kendisini gösterebilir. Biz buna inanıyoruz. Her enstrümanda, her ağızdan çıkan seste, “hakikât”i bulmak mümkün. Ama eğer ben diyorsam ki “Hakikât sadece budur”, beni de dinlemeyin.

T. T: Jazz, rock ya da blues gibi akımlardan bahsederken biraz şunu demek istiyorum aslında: Artık çoğumuz kırda yaşamıyoruz, şehirlerde fazlasıyla stresli yaşam sürüyoruz. Mesela ‘rock’ müzik, elektronik müzik vs. aslında Batı’daki o gerginliği biraz yansıtır... Şimdi buralarda da bir senteze varmak zorundayız ki buradaki yaşamın temposunu, sıkıntılarımızı, ruh hallerimizi yansıtabilelim. Eskisi gibi, Nevşehir’de Hacı Bektaş’ın dergâhında, o koşullar altında yaşamıyoruz.

C. M: Eğer bugün Hacı Bektaş yaşıyorsa, o da uçağa binip gidiyor bir yerlere. Ona inanıyoruz ki insan ölmez, her dâim yaşar… Bugün Hacı Bektaş kesinlikle yurtdışına gitmek istese uçakla gider… Bir de söz konusu taklit değil musikîde, söz konusu o musikînin de tadına varmaktır.

T. T: O açıdan sormuştum…

C. M: Abdal olmak lâzım… Abdal, “bedel”den gelir, “bedel kötülüğü iyiliğe çeviren”, tebdil eden demektir… Müzikte de Abdal olmak lazım –ki biz bundan bahsediyoruz.

T. T: Peki Selda Bağcan, Cem Karaca… bunu nasıl başardı?

C. M: Bence Cem Karaca bir fenomen, ne yazık ki hâlâ Türkiye Cem Karaca’yı idrak etmemiş, edememiş… Ben Cem Karaca’nın bir tane eserini dinledim, Şah Hatayî ile Sultan Selvi’nin karşılaşmasını; muhteşem bir iş yapmış orada, çok güzel… Biraz dediğim gibi,“yenilikçilik” unsurunu çok düşünmüş Cem Karaca… Cem Karaca ruhu yakalamış…

F. Ö: Bağlama gibi, kabak kemane gibi yerel enstrümanlarla elektrik gitar, bas gitar vs. Batılı enstrümanlar arasında “demokratik” bir ilişki kurabilmiş olmaları, türkü formuna da ‘rock’ formuna da, Doğu’ya da Batı’ya da, her iki tarafa da komplekssiz yaklaşmış olmaları önemli tabii…

C. M: Evet, çünkü niye? En başta bahsettik ya ikilikten, derdimiz budur, ikiliği kaldırmaktır. Ben mesela Batı-Doğu müziğini hiç düşünmüyorum kafamda, ben bir tane müzik düşünüyorum. Nasıl ki diyoruz "İkilik yoktur; kadın, erkek, çocuk, büyük, farklılıklar üstünlük getirmez…”, bunu hayata geçirmek için elimizden geleni yapalım, bu Batınîliği oraya da taşıyalım. Bu müziği de oraya taşıyalım.

F. Ö: Hiçbir yere kompleksli ya da tepeden bakarak yaklaşmamak sanki…

T. T: Ama siz burada aslında zımni olarak bir şey de öneriyorsunuz: Farklı bir müzik eğitimi ve farklı bir ekolleşmeyi öneriyorsunuz.

C. M: Evet, mesela Türkiye’deki müzik eğitiminin bence bu yüzyıla ayak uyduramadığını ben gördüm. Bu şekilde giderse Türkiye asla başaramayacak bunu, var olan değerlerini de günü gününe kaybedecek… Özellikle ses sanatçıları… Ben Türkiye’deki bu faciayı gözümle görmüşüm; Türkiye’de vitrine konulan sanatçılar halkı kandırmasınlar. Bir memleketin müziği sadece yetenekle değil, sistemle açılım yakalar… Yani azıcık yeteneği olsa bile herkes müzik öğrenebilir aslında… Bir devlet, bir sistem alıp harika bir yerlere taşıyabilir o kişileri, ama herhangi bir sistemi olmadığı için sadece yeteneklere yükleniyor… O kişiler de ellerinden ne geliyor, çapları neye yetiyor, öyle yapıyorlar. Ama ses üretmede dünya o kadar gelişmiş ki… Mesela siz bir Celine Dion’la Barbara’nın düetine baksanız, ben size orada belki kırk tane değişik teknik sayabilirim –ki bunların ismini bile bilmiyor buradaki sanatçılar.

T. T: Peki son olarak muhalif olmaya çalışan gruplar için, mesela Kardeş Türküler gibi yapılar için nasıl bir eğitim sistemi ya da nasıl bir çalışma tarzı öneriyorsunuz? Bu dediğiniz daha genel bir şey, devletin sistematize etmesi… “Yok, ben bu topluma farklı bir şey kazandıracağım, ben yenilikçi olacağım” düşüncesi ile hareket edenler neler yapabilir?

C. M: Türkiye’deki muhalif müzisyenlerin büyük bir tane sorununu böyle tespit ettim; odur ki müziği muhalefetleri için alet etmişler… Yani diyor ki, “Ben muhalifim, bu muhalefetimi nasıl dile getirim? Ha, müzik var, gelin müzik yapalım…” Bu bir cinayettir, müzik adına bir cinayettir... O insan ki hakikaten diyor “ben müzisyenim”, müzik nedir, temelden bilmesi lâzım. Ama mesela Kardeş Türküler bu mevzuda çok önemli bir kanal açtı. Birincisi –her zaman demişim– hakikâten Kardeş Türküler’i çekip çıkarsan, Türkiye’de çok önemli bir boşluk hissedersin. Bu, inkâr edilmez bir hakikâttir… Ama tabii Kardeş Türküler de dönemler içerisinde kendilerini yenileme ihtiyacı duyuyor. Zaten bunu bana başvurmalarından anlıyorum… Ama dediğim gibi, Türkiye’de genel olarak eğitim merkezlerinin seviyeleri düşüktür. Ben hep düşünüyorum ki konservatuardan gelen öğrencilerin sesleri hepsinden daha bozuktur.

T. T: Öyle mi gerçekten?

C. M:Türkiye’de kime sorsan “Sesin nedir?”, diyecek ki “Sopranayum, mezzosopranoyum, tenorum, baritonum…” Ama kimse hayatında opera okumuyor. Ben hâlâ buraya kadar çıkaramadım. Çünkü biliyor musunuz, müziğin en birinci noktasında hata var, bu insan sesini istiyor ki bariton üzerine kursun… Hâlbuki bariton sadece opera sanatı içindedir; isimler bile sadece oraya aittir. Sen bir popçu olarak, türkücü olarak diyemezsin “Ben baritonum” veya “Tenorum”. Her müziğin ses üretme tarzı birbirinden farklıdır… Burada bunları yazmanız çok önemlidir. Böyle berbat bir sistemin olduğu bir ülkedeyiz, sen de buradan Pavarotti bekle, sen de buradan otur, Nusret Fatih bekle, anca beklersin onu…

F. Ö: “Anca beklersin onu..” Güzel bir bitiriş oldu Cavit Hoca’m Teşekkür ederiz..

T. T: Teşekkür ederiz.

C. M: Siz de sağolun…

Alıntıdır.
Sponsor Reklamlar


Konu adsizkowboy tarafından (13.08.13 Saat 14:35 ) değiştirilmiştir.
adsizkowboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti