Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07.09.09   #1
Alevi
Alevi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kıbrısl�
Kurucu
Üyelik tarihi: Aug 2009
Nereden: Schweiz(isvicre)
Yaş: 37
Mesajlar: 4.785
Rep Puani : 199
Standart Aleviliğin Yazılmayan Tarihi


ON İKİ İMAMCI İLK DEVLET

‘932 ile 1062 yılları arasında İran ve Irak’ta hüküm süren Deylem asıllı bir hanedan.

Hanedan adını Sasani hükümdarı Behram-i Gûr’un soyundan olduğu iddia edilen Büveyh bin Fenna Hüsrev’den alır. Deylemiler önceleri Mecusi ve putperest bir kavim iken, X. yüzyılın başında Ali evladından Hasan el-Utruş’un gayretleri ile müslüman oldular ve Şiîliği benimsediler.’[1]

İmam Mehdi (a) ile Şialar arasında ki bağlantıyı sağlayan dördüncü naip Ali bin Muhammet’in miladi 940 yılında vefat etmesiyle büyük gaybet/büyük gizlilik dönemi başlamış oldu.

Gerek On iki İmamların hayatta olduğu dönemde ve gerekse de İmam Mehdi (a) gaybete çekildiği zamanlarda, Şiîlik yayılma metodu olarak, bazı mezheplerin aksine şiddet yerine tebliği, açıklamayı ve öğretmeyi seçmişti. Çünkü biliyorlardı ki, “iman sevgidir”[2]; sevgi ise zorla dayatılmaz; kılıçla, kanla ikame edilmez.

İşte bu mantıkla ve bu bilinçle hareket eden Ali evlatlarının ve Ali dostlarının gayretleri ve çalışmaları ile birçok kabile Müslüman oldu ve İslamiyet’in Şiîlik kolunu seçti. Bu kabilelerden bir tanesi de, Ali evlatlarından Hasan el-Utruş’un çabaları ile Müslüman olan ve Büveyhi Devleti’ni kuracak olan Deylem Kabilesi idi.

Devletin Kuruluşu

Deylem Kabilesi’nden Büveyh bin Fenna Hüsrev’in Ebu Hasan Ali, Ebu Ali Hasan ve Ahmet adlarında üç oğlu vardı ki, bunların savaşçılık ve komutanlık yetenekleri ileri derecede idi. Bu üç kardeş ilk önce Gilanlı bir kabileye mensup olan Emir Makan bin Kaki’nin komutasında Sasaniler’in emri altına girdiler. Emir Makan sonraki zamanlarda Sasaniler’le ters düştü ve bu devlete karşı savaştı. Yine bir Gilanlı olan Merdavic, Sasaniler’in emri altında Emir Makan’a karşı savaşarak onu yendi. Bu yenilgi üzerine Emir Makan, Taberistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine bu üç kardeş, Taberistan ve Cürcan’da Ziyariler Hanedanı’nı kuran Merdavic’in emri altına girdiler.

Ebu Hasan Ali[3] Merdavic tarafından Kerec valisi olarak atanınca bunu bir fırsat bildi ve İran’ın güneyinde bir devlet kurmak için Deylem Kabilesi’nden birçok kişiyi etrafında toplamaya başladı. Güneye doğru inerek İsfahan’ı işgal etti. (932) Bu olayı haber alan Merdavic, askerlerini toparlayarak İsfahan üzerine hareket etti. Müttefiklerinin de yardımı ile Ali’yi İsfahan’dan uzaklaştırdı. Bu defa Ali, Fars’ı ele geçirdi; Abbasi valisi Yakut’u yenerek Şiraz’ı aldı. (934) Aynı sene Merdavic’le bir antlaşma imzaladı; lakin Merdavic bir yıl sonra öldü. Bu olay üzerine bir hayli rahatlayan Ali, Merdavic’in ölümü ile Ziyariler’in zayıflayacağını biliyordu. Nitekim öyle de oldu ve Ziyariler çözülme sürecine girince, Merdavic’in ordusunda yer alan birçok Türk askeri Ali’nin emri altına girdi. Bu takviyelerle ordusunu güçlendiren Ali, Hazar Denizi’ne kadar olan toprakların büyük kısmını ele geçirdi.

Büveyhi kardeşlerden Ali bu faaliyetlere girişirken, ortancaları Hasan[4], bütün Cibal bölgesine sahip olmuş, en küçükleri Ahmet ise Kirman ve Huzistan’ı almıştı.

Bağdat Alınıyor

Huzistan’a hâkim olan Büveyhiler, kısa bir süre sonra Irak ile daha yakından ilgilenmeye başladılar. Nitekim alınan bir davet üzerine harekete geçen Ahmet, zaten iç karışıklıklar içinde boğulan Bağdat’ı ele geçirdi. Böylece Abbasi halifeleri resmen ve fiilen Büveyhilerin kontrolü altına girdi. (945) Abbasi halifesi Müstekfi-billah Ahmet’i ‘Müminlerin Emiri’ ilan etti; Ali’ye İmaddüddevle, Hasan’a Rüknuddevle ve Ahmet’e ise Muizzuddevle lakaplarını verdi. Kısa bir süre sonra Ahmet, Müstekfi-billah’ı halifelikten azlederek, yerine Muti-lillah’ı atadı. Artık Abbasi halifeleri, Büveyhilerin elinde bir oyuncaktı.

Büyüme

Ali, Hasan ve Ahmet zamanında Büveyhiler dört ayrı bölgede hüküm sürdüler. Bunlardan birincisi Ali’nin kontrolünde olan, Fars ve Huzistan Bölgesi; ikincisi Hasan’ın kontrolünde olan Cibal Bölgesi; üçüncüsü ve dördüncüsü ise, Ahmet’in kontrolünde olan Kirman ve Irak bölgeleri idi. Bu üç kardeş zamanında devlet içi entrikalar hiç yaşanmadı; iç çatışmalar, anlaşmazlıklar olmadı. Çünkü her zaman en büyük Ali’nin otoritesi saygı ile karşılanırdı. 949 yılında Ali, 967 yılında Hasan ve 976 yılında ise Ahmet vefat etti. Bunun ardından hanedanın başına Hasan’ın oğlu Adududdevle geçti. Bu hükümdar zamanında Büveyhi ülkesinin, en geniş sınırları çizildi; Büveyhi devleti kuvvet ve kudretinin doruk noktasına ulaştı.

Çöküş

983 senesinde Adududdevle ölünce onun üç oğlu arasında taht kavgaları başladı. Bu taht kavgaları 1044 yılına kadar, Ebu Kaliçar’ın Büveyhi ülkesine hâkim olmasına kadar sürdü.[5] Bu arada Gazneli Mahmut, Sünnî Abbasi halifeliğini Şiî denetiminden kurtarmak amacıyla Büveyhiler üzerine saldırdı. Gazneli Mahmut’un oğlu Mesut Bey komutasında ki ordu Rey şehrine girdi; kentteki tüm Şiîleri katliam ederek, şehirdeki bütün kütüphaneleri yaktı. (1027) Gazneli Mahmut öldükten sonra Gazneli Devleti’ni ortadan kaldıran Selçuklular, bu defa Büveyhilerin üzerine yürüdü. Çünkü Selçuklular 1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra topladıkları kurultayda ele geçirilen ve geçirilmesi planlanan toprakları hanedan üyeleri arasında paylaştırmışlar, Kirman ve civarı da Çağrı Bey’in oğlu Kavurd’a düşmüştü. Nihayet Kavurd, Kirman üzerine yürüyerek Kirman’ı ele geçirdi. (1048)

Kirman’ın ardından sıra Bağdat’a gelmişti. Çünkü dönemin Abbasi halifesi Tuğrul Bey’e bir mektup yazmış, kendisinin zor durumda olduğunu söyleyerek yardım istemiş ve Tuğrul Bey’i Bağdat’ı almaya teşvik etmişti. Bu davete icabet eden Tuğrul Bey, Bağdat’ı ele geçirerek Büveyhilere ağır bir darbe vurdu. (1055) 1062 yılında ise, Büveyhiler kesin olarak dağıldı.[6]
Büveyhilerin Siyaseti

Mezhep olarak On iki imam Şiîliğine mensup olan Büveyhiler, 945 ile 1055 yılları arasında Sünnî Abbasi halifelerini adeta bir kukla gibi kullandılar, ama bu kurumu ortadan kaldıramadılar. Hem çıkabilecek iç karışıklıklar ve büyük tepkiler yüzünden böyle bir şey yapmaya imkân yoktu ve hem de Abbasi halifeleri Büveyhileri meşru halife ilan ettiklerinden Sünnîler üzerinde de nüfuz etme imkânları vardı.

Büveyhiler hâkimiyetleri boyunca, Sünnîlere karşı bir baskı politikasına girişmedi; onlara haklarını verdi ve mezheplerinin içtihatlarına uyma noktasında onları serbest bıraktı. Büveyhilerin mücadelesi genelde On iki İmam çizgisinden kopan Zeydilere ve İsmaililere karşı oldu. On iki İmamcı Şia ise tam bir özgürlük ortamında yaşıyordu. Dar-ül İlm adı verilen okullarda Ehl-i Beyt öğretileri yayılıyordu.

Bütün bu olumlu yönlerine rağmen, Büveyhiler de hanedan olmanın bütün zaaflarını taşıdılar. Özellikle 983 senesinden sonra başlayan taht kavgaları ve iç çekişmeler, ne yazık ki, Büveyhilerin bu olumlu taraflarına gölge düşürmüştür.

Büveyhilerin Mirası

İmam Mehdi (a)ın son naibinin 940 yılında vefat etmesi ile birlikte, On İki İmam Şiasında bilimsel açıdan bir hareketlilik başladı. Büveyhi hâkimiyeti ise bu hareketliliği sonuna kadar kolaylaştırdı. Çünkü Büveyhiler On iki İmam Şiasından olan âlimleri destekliyor ve çalışmalarında her türlü imkânı seferber ediyorlardı.

Büveyhiler zamanında 940 yılında vefat eden ve Şianın en büyük âlimleri arasında gösterilen Muhammet bin Yakup Kuleynî, yirmi yılda tamamladığı ‘el-Kâfi’ adlı eseri bu dönemde telif etti.[7] Bu eserle On iki İmamcı Şianın, Zeydilik, İsmaililik, Sünnîlik, Mutezile gibi mezheplerle farklılıkları kesin olarak ortaya konuldu.

991 senesinde vefat eden Muhammet bin Babaveyh, ‘Men La Yahzuruhul Fakih’ adlı hadis kitabını telif etti ki, bu eser Şianın sahih bildiği dört hadis kitabından biridir.

Yine Şianın sahih bildiği iki hadis kitabının müellifi olan Ebu Cafer Tusi, yine bu dönemde ‘el-İstibsar’ ve ‘Tehzib-ül Ahkam’ adlı eserleri telif etmiştir.

Yine bu dönemde yaşamış olan Şiî müellifler şunlardır: ‘El-İrşad’ ve ‘Evail-ül Makalat’ adlı kitapların yazarı Şeyh Müfid (1023), Nehc’ul Belağa’yı derleyen Şerif Razi ve ‘Emali’ ve ‘es-Safi’ adlı eserlerin müellifi Şerif Murteza.[8]

Alıntı
Sponsor Reklamlar

Alevi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti