Tekil Mesaj gösterimi
Alt 10.09.12   #2
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.112
Rep Puani : 54
Standart Cevap: Deylem Devrimi ve Tarihi İpek Yolu (Alıntıdır)


Şerif İsmail’in soy ağacı şöyledir:
Hz.ALİ
İMAM HASAN
EL MÜSENNA (657-692)
ABDULLAH (762 Yılında öldürüldü)
MUHAMMET (762 Medine’de asıldı)
ALİ YUSUF(815 Basra’da as.)
ŞERİF İSMAİL(869 Mekke’de isyan etti)
Bu tarihlerde Safari Leys oğlu Yakup’ta Kirman bölgesini ele geçirdi.
9.Yüzyılın sonundan itibaren İrani Samanoğulları, Asya-Avrupa ticaret yolunu tamamen ele geçirerek, Deylem Devleti’ni, ekonomik olarak çökertmek istiyorlardı. Bunun için Deylem Devleti’nin elinde bulunan, kuzey-güney ve doğu-batı ticaret yollarının kavşak noktası olan Rey’i ele geçirmek başlıca hedefleriydi. Bu niyetlerini önceleri göstermeyip, gizli gizli faaliyet sürdürüyorlardı. Samanoğullarının bu faaliyeti geri tepti. 914 Yılında Tabaristan’da bir isyan patlak verdi ve yine bu isyanla birlikte Samanoğlu emiri Ahmet, Buhara’da öldürüldü.
Tabaristan’ı bir isyanla ele geçiren, İmam Hüseyin’in torunlarından Seyyit Hasan El Atruş idi.
Asıl adı El Hasan En Nasır olan Tabaristan liderine “El Atruş” denmesinin nedeni, Deylemistan lideri Muhammet El Alevi’nin saflarında girdiği bir savaşta, başından bir kılıç darbesi almış, işitme duyusunu büyük ölçüde yitirmişti. Ona bu nedenle “sağır” anlamına gelen “ El Atruş” deniyordu.
El Atruş; 870 yılındaki 3.Küfe isyanında yenik düşen Seyyit Ali’nin oğludur. Seyyit Ali, 3.Küfe isyanında yenik düşünce, birkaç adamıyla Deylemistan’a kaçtı. Oğlu Hasan El Atruş’un gençlik yılları, Deylem Devrimi’nin ateşli yılları oldu. O, Deylemistan’da birçok savaşa katıldı. Savaşlar içinde olgunlaştı.
İbn. Miskeveyh:
“O bir Alevi dai (davetçi)’si idi” demektedir. (Miskeveyh, 1:39)
İbnul Esir ise:
“Ali oğlu Hasan El Atruş, son derece mükemmel bir yaşam sürüyordu. Adil bir kişi idi. Devrinde yaşayan insanlar, onun gibi adil ve dürüst bir insana rastlamamışlardır. O, hakkı yerine getirir ve korurdu. Aslında o Alevi dai’si (davetçisi) değildi. Onun damadı Ali b. el Kasım, Alevi dai’ siydi.” (İ.Esir, 8: 76)
Muhammet El Alevi, 900 yılında Gürgan’da öldürüldükten sonra, Hasan El Atruş, önce Deylemistan’a yerleşti, sonra, Gilan’ın başkenti sayılan Havsam’a (Rudişar) yerleşti. 13 Yıl orada yaşadı. Deylem ve Gilan halklarını Alevi İslam’a kazandı. Bu halklar, onu kendi “Piri” sayarlardı.
El Atruş’un onlara öğrettiği dini görüş ile Zeydilerin dini görüşlerinin temelini atan İbrahim oğlu El Kasım’ın görüşleri arasında fark vardı. El Atruş’un mezhebinden olanlara “Nasırıyye Mensupları”; El Kasım’ın mezhebinden olanlara “Kasımiyye Mensupları” deniyordu. İleride bu iki mezhep arasında büyük çatışmalar oldu.
El Atruş’un Nasıriyye mezhebi, bugün Anadolu’da yaşayan Aleviliğe benzerdi. Kasımiyye mezhebi ise, halen Yemen taraflarında yaşayan Zeydi Mezhebi’nin temelini oluşturuyordu.
El Atruş, bir devrimle yeniden Tabaristan’ı ele geçirdikten sonra, üç önemli değişiklik yaptı:
Birinci değişiklik; Bütün tüccarlardan % 10 vergi aldı.
İkinci değişiklik; Büyük mülk sahiplerinin elinden mülkleri alıp, fakir halka dağıttı.
Üçüncü değişiklik; Gilan ve Deylemistan’daki düzen burada da kurulmuştu.
(İ. Esir, 8:76)
Deylemistan, Tabaristan ve Horasan bölgelerinde sık yaşanan savaşlar sonucu, can ve mal güvenliği kalmadı. Can ve mal güvenliği sağlansa bile kervanların konaklama hizmetleri görülmez oldu. Bu nedenle tarihi İpek Yolu’nun yönü fiilen değişmeye başladı. Kervanlar, Horasan ve Deylemistan topraklarından geçmemeye başladılar.
Saman oğlu imparatoru Ahmet’in öldürülmesinden sonra yerine geçirilen oğlu Nasır, henüz 8 yaşında idi. Ülkeyi yöneten asıl kişi vezir Ceyhani idi.
Ceyhani iç sorunları hallettikten sonra, asıl iş olarak ticaret yollarının kontrol edil-mesine el atmak istiyordu. Bunu gerçekleştirmenin yolu da Bağdat ile uyum sağlamaktan geçiyordu.
Vezir Ceyhani, Bağdat’da ki güçlü Abbasi veziri tüccar Hamit ile halife Muktedir’e çok kıymetli hediyeler gönderiyordu. Bu hediyeler arasında Samur kürkler de vardı. Samur kürkler, kuzeye kayan ticaret yolu ile Bulgar ve Hazar ülkelerinden geliyordu.
Öte yanda Bağdat’da da yönetim zaafı vardı. İlk yıllarında halife El Muktedir(885-932) de ülkeyi yönetemiyordu. Bu güçsüzlüğünden dolayı ülkede değişik güç odakları ortaya çıkmıştı.
Yönetim işini daha çok veziri Pars yapıyordu. 1908 Yılında Şurta Ordusu, bir darbe yaparak vezir Pars’ı öldürdü. Halife Muktedir’i görevden alarak, Mutezit’in oğlu Abdullah’ı “Er Razi” unvanı ile halife ilan etti.
Hassa Ordusu, karşı bir darbe yaparak, Abdullah’ı öldürüp, Muktedir’i halifeliğe geri getirdi.
Bu olaylardan sonra ülkeyi uzun süre yöneten dört güç odağı ortaya çıktı:
a) Garibul Hal: Halife Muktedir’in dayısı idi. Ordu başkomutanlığını yapıyordu.
b) Nasurul Kusuri: Aslen Hazarlı olup, Belencer civarındaki Kuşura köyünden gelmeydi. Arapçayı henüz tam olarak bilmiyordu. Eyalet birliklerinin komutanlığını yapı-yordu.
c) Munusül Fah: Askeri deneyiminden dolayı “El Muzaffer” unvanı ile anılıyor ve Şurta birliklerinin komutanlığını yapıyordu.
d) Munusül Hasiy: “El Hassa” unvanıyla anılıyor ve Hassa birliklerinin komutan-lığını yapıyordu.
Halifenin annesi velide sultan Şegap*da bu komutanları biri birine karşı kışkırtıyordu. Bunların mücadelesi sonucu bu dönemde (908-932), on beş vezir değişti. Beş askeri darbe yapıldı. Yine bu dönemde Bağdat merkezli iki ana gurup oluştu:
Birinci grup Cerrahlar; komutanlar ve feodal beylerden oluşuyordu ki, ikinci grubu zaman zaman Karmeticilik* yapmakla suçluyorlardı.
İkinci grup Furatlar; esnaf ve çiftçilerden oluşuyordu. Birinciler tarafından kendilerine yüklenen vergilerin hafiflemesi ve komutanların sivil otoriteye sadık kalmaları için mücadele ediyorlardı.
915 Yılında Fatimilerin Mısır’a saldırması tehlikesi baş gösterince, körfez böl-gesindeki Karmetilerin onlarla bağlaşıklık içine girmemeleri için Abbasiler onlara bazı ticari imtiyazlar verdiler.
Furat, 18 aylık iktidarında başarılı olamayınca 918 yılında görevden alındı. İktidar yeniden Cerrahlara geçti. Vezirliğe o dönemin en zengin adamı Hamit(El Harami) getirildi.
Bütün bu dönemde Abbasiler, batıda (Kuzey Afrika ve Mısır’da) Fatimilerle; güneyde Karmetilerle; kuzeyde Deylem Devleti ile mücadele ediyordu.
Samanoğlu veziri Ceyhani, 921 yılında Abbasi veziri Hamit ile gizlice anlaşarak; Asya-Avrupa ticaret yolunu kuzeye kaydırdı.
*Şegap: Aslen Yunanlı bir cariye idi. Prens Muktediri doğurunca, Ümmü Velet ünvanını aldı. Eşi halife Müktefi ona “işe yaramaz” anlamına gelen “Şegap “ adını verdi.
*“Zenc İsyanı” diye anılan köle isyanı, 883 yılında bastırılıp, isyanın lideri Muhammet oğlu Ali’nin başı vurulduktan sonra, isyan bütünüyle söndürülemedi. 10 yıl boyunca yer yer parlayıp söndü. Ele geçmeyen kimi isyancılar, yer altına çekildiler. Bu isyancılar, daha dar olarak illegal bir şekilde örgütlenmelerini sürdürdüler.
Önceleri Zenci Köle İsyanı’nı destekleyenlere “Karmat” deniyordu.
Karmatiler ilk kez Küfe-Savat arasında ortaya çıktılar. Yeterince desteği bulamayınca yeniden yer altına çekildiler.
Asya-Avrupa ticaret yolu, yukarıda anlattığımız nedenlerden dolayı, kısmen kuzeye kaymıştı. Bu kurnaz ve güçlü vezirler büyük bir gelir kaynağı olan yeni ticaret yolunu Semerkant-Buhara üzerinden, Harzemistan’a; oradan Ceyhun ırmağının Aral gölüne dökülen bölgesinden Hazar denizinin kuzeyinde bulunan Bulgarlar ülkesine ulaştırmak istiyorlardı.
Daha önce Harzem’de demircilik yapan ve sonradan zenginleşen tuccar Tiğin; yeni ticaret yolu ve Bulgarlar hakkında geniş bilgiye sahipti. 921 Yılında Buhara’ya gidip önce vezir Ceyhani’yi, sonra da Bağdat’a gidip Abbasi veziri Hamit(El Harami)i ziyaret etmişti. Hamit’i bu yeni ticaret yolu konusunda ikna etmişti.
Bulgar sarayı, daha önce Beştu El Hazari oğlu Abdullah’ı, Abbasi Halifesi El Muktedir’e elçi olarak göndermişti.
İbni Fadlan:
“Bulgar hükümdarı İlteber Almış b. Şilki’nin Halife El Muktedir’e İslam dinini, şeriatın kurallarını öğretecek fakihlerden ülkesinde adına hutbe okutacak cami ve minber yapacak kişilerden meydana gelen bir heyet yollamasını, ayrıca kendisine düşman olan hükümdarlardan koruyacak bir kale yapmak için para göndermesini isteyen mektubu geldi. Halife isteğini kabul etti. Ona gönderilecek heyeti Nazır El Harami düzenledi” demektedir.
(İ.Fadlan, 2010, 1-2)
Görüşmeler sonunda Halife El Muktedir, Vezir Hamit (El Harami)’nin özgür bırak-tığı eski kölesi Sevsen El Rassi, Tiğin El Türki, Baris El Saklabi ve İbni Fadlan’ı Bulgarlar’a elçi heyeti olarak gönderdi.
Bu heyette:
a) Vezir Hamit’i temsil eden ve heyete başkanlık eden Sevsen El Rassi idi.
b) İkici yetkili kişi, Baris El Saklabi adlı Slav asıllı bir kişiydi ve Bulgarları temsil ediyordu.
c)Üçüncü yetkili kişi Tiğin El Türki idi ve Vezir Ceyhani’yi dolaysıyla Saman-oğullarını temsil ediyordu.
d)Dördüncü yetkili kişi ise bu yolculuğun ve görüşmelerin notlarını tutan katip üye Arap ibn Fadlan’dı.
Bu heyet, 21 Haziran 921 yılında Bağdat’tan hareket ederek Rey’e; oradan bir ticaret kervanı arasında kimliğini gizleyip Tabaristan bölgesinden geçerek, Samanoğullarının başkenti Buhara’ya vardı.
İbni Fadlan bu yolculuğu şöyle anlatıyor:
“21 Haziran 921 yılı Perşembe günü Bağdat’tan hareket ettik. Nehrevan’da bir gün kaldık. Sonra Deskere’ye ulaştık. Burada üç gün kaldıktan sonra Hulvan’a ulaştık. Burada iki gün kaldıktan sonra Save’ye ulaştık. Burada da iki gün kaldıktan sonra Rey’e ulaştık. Bura’da Sülük’ün kardeşi Ahmet’i beklemek için on bir gün bekledik. (Ali oğlu Sülük, Deylemli Alevi liderlerdendi. Sülük’ün kardeşi Ahmet, 923 yılında Abbasilerin Azarbaycan genel valisi Sacoğlu Yusuf tarafından öldürüldü.)
Sonra Huvar El Rey’e hareket ettik. Orada üç gün kaldıktan sonra Simnan’a ve oradan Damağan’a vardık. Damağan’da Dai’nin(Hasan El Atruş) komutanı İbni Kartin’e rastladık. Bizi tanımaması için kılık değiştirip, oradan hızla ayrıldık. Nişabur’a vardık. (Nişabur bu sıralarda Horasan’ın başkenti idi). Bu sıralarda Leyla bin Numan öldürülmüştü.”.
(İ.Fadlan, 2010, 2-3).
Bu sıralarda Deylem, Gilan ve Tabaristan’da kurulan Deylem Devleti, fiilen Horasan bölgesine de hakim olmaya başlamıştı.
Prof.Z.V.Togan, bu dönemi şöyle dile getirmektedir:
“920 Yılından sonra Horasan ve Türkmenistan’ın belli başlı kentlerinde Aleviler hakimdi. İslam’ın doğu sınırında da durum nazikti. Türkistan’daki Ezgiş Türkleri,
Abbasi halifelerini tanımıyorlardı. Doğu Türkistan’a Alevi Dedeler hakimdi. Bağdat hükümeti Horasan’da gelişen Alevi hareketine karşı ciddi önlemler alınmazsa, sonucun çok vahim olacağını Samanoğullarına bildiriyorlardı. Samanoğullarının gönderdiği ordular, her seferinde Alevi Türkmenler tarafından yenilgiye uğratılıyorlardı. 921 Yılında Alevi ordusu, Horasan’ın başkenti Nişabur’a girdi. Saman oğlu Sultanı II.Nasır, Karahanlılardan yardım istedi. Karahanlı Sultanı Buğra Han, ordusu ile gelip Nişabur’u kurtardı. Alevi komutanı Leyla ibn. Numan’ı ve birçok isyancıyı astı. ” (Togan-1981, 76-77)
Samanoğulu 2.Nasır’ın veziri Ceyhani, Abbasilerden, Harzemşahlar’dan ve Karahanlılar’dan yardım istedi. O güne dek Samanoğulları ile düşman olup birçok savaş yaptıkları halde, Karahanlılar imparatoru Buğra Han, Samanoğulları’na yardıma gitti.
Birleşik ordu, Deylem ordusu komutanı Numan oğlu Leyla’yı yenip öldürdü.(Deylemliler arasında Leyla adı erkek adı oluyor.)
İbni Fadlan’ın içinde yer aldığı bu heyet, tam da bu savaş sonrası Nişabur’a vardı. Karahan imparatoru Buğra Han ülkesine dönmüş, ancak Samanoğulları komutanı Köse Hammuya, bu sıralarda Nişabur’da bulunuyordu.
İbni Fadlan’ın heyeti Serahas’tan sonra Merv’e vardı. Merv’de ihtiyaçları giderildikten sonra çöl kıyısındaki Kusmahan’a uğradılar. Heyet, çölü geçmeden önce develerini dinlendirip, ihtiyaçlarını temin ettikten sonra, Ceyhun ırmağını geçip, Fireb’e vardı.
İbni Fadlan devamını şöyle anlatıyor:
“Fireb’den Beykent’e geçtik. Sonra Buhara şehrine girdik. Samani imparatoru veziri Ceyhani’nin yanına vardık. Hemen bize bir ev sağlanmasını emretti. İhtiyaçlarımızı gi-derecek, hizmetlerimizi görecek adamlar görevlendirdi. Günlece bekledikten sonra hükümdarın huzuruna çıktık. Sakalsız, bıyıksız bir çocuktu.” (İ.Fadlan, 2010, 4).
Buhara’da bu heyetin her türlü ihtiyaçları karşılandıktan sonra, Harzem üzerinden Hazar denizi yolu ile 12 Mayıs 922 yılında Volga’nın orta yerlerinde Kama ırmağının Volga ile birleştiği yerdeki Bulgar başkentine vardı.
İki başkentin bu ticaret elçileri, Harzemli tüccar Tiğin sayesinde Bulgar sarayına takdim edildiler. Bulgarlar; doğu-batı ve kuzey-güney ticaret yollarının kesiştiği kavşağa yerleşmişlerdi.
Doğudan batıya giden yol, Harzem’den Volga’ya, oradan da Kiev’e ulaşıyordu. Kuzey-güney yolu ise; Hazar denizinden, Volga ırmağı üzerinden, Baltık kıyılarına ulaşıyordu. Bulgarlar, topraklarından geçen bu kervanlardan % 10 vergi alıyordu ama, onların can ve mal güvenliğini sağladığı gibi, onların konaklamaları için de hanlar ve kervansaraylar yapı-yorlardı.
Bulgarlar, önceleri kendinden güçlü olan Hazarlara bağlıydılar. Hane başına Hazar-lara bir kürk vergi veriyorlardı.
Hazar Hakanlığı’na bağlı olan Edil Bulgarları, 9.Yüzyıldan itibaren giderek İslam’ı kabul ettiler ve zamanla Hazar egemenliğinden çıkarak bağımsız oldular. Bulgarlar, 1229 yılındaki Moğol işgaline dek bağımsızlıklarını sürdürdüler.
Bulgarlar, Hazarların baskılarından kurtulmak için kendilerine müttefik arıyorlardı. Keza Samanoğulları da bir taraftan Devrimci Deylemistan’ı yıkmak, bir taraftan da kuzeydeki göçebe Türk boylarını hizaya sokmak için ittifak arıyorlardı.
Bulgarlarla Samanoğulları ittifakı, 928 yılında Deylemistan’ın yıkılmasını, 965 yılında Hazarların yıkılmasını getirdi.
Samanoğulları ve Abbasi ittifakı ile Asya-Avrupa ticaret yollarının kuzeye kayması üzerine, üç-beş yıl içinde Deylemistan ekonomisi çöküntüye uğradı. Bağdat ve Buhara başkentleri bu sonuca inanamıyorlardı. Yarım yüz yılı aşkın bir süredir, savaş yolu ile çökertemedikleri Deylemistan’ı, ticaret yolunun değiştirilmesi ile çökertmişlerdi. Deylemistan (Tabarista-Deylemistan-Gilan), büyük bir yıkıma uğramıştı. Yüzyıllardan bu yana bu güzergâhtan geçen kervanlar, geçmez olmuştu. Kervanlara mal ve hizmet üreten binlerce aile, işsiz kalmıştı. Bir kaç yıl içinde elinde, avucunda olanı yiyip bitirmişlerdi. Yoksullaşan ve işsiz kalan Deylemliler, Abbasilerin paralı askeri olmaya başladılar. Oysa o güne dek, hemen hiçbir Deylemli Abbasilere paralı asker olmamıştı.
Abbasi ve Samanoğullarının verdikleri rüşvetlerle Deylemli prensler, kendi küçük askeri birliklerini oluşturup, oturdukları kent ve kasabalarda bağımsız davranmaya başladılar. Ekonomik durumun giderek bozulması, bu yerel prenslere başkaldırma fırsatı veriyordu.
Samanoğulları, Deylemli prenslerin iç çelişkilerinden yararlanarak, onları hem biri birlerine karşı; hem de Devrimci Deylem Devleti’ne karşı kullanmaya başladılar. Bir taraftan Sasani imparatorları soyundan gelen Deylemli, Gilli ve Tabaristanlı yerli prensleri impa-ratorluk hayalleri ile teşvik edip, Deylem ve Tabaristan liderlerine karşı kullanıyorlar; bir taraftan da biri birleri ile akraba olan İmam Hasan’ın soyundan gelip “Kasımiye Mezhebi”ne mensup olan “Zeydiler” ile, İmam Hüseyin’in soyundan gelip “Nasıriye Mezhebi”ne mensup olan “Alevileri” biri birlerine düşürüyorlardı. Devrimci Deylem liderleri de bu sinsi plana alet oluyorlardı.
Samanoğulları ve Abbasiler bu mücadelede üç Deylemli lideri kullandılar. Bunlardan biri Gilli prens Ziyar oğlu Merdaviç; İkincisi Kaki oğlu Makan; Üçüncüsü ise Şiruya oğlu Asfar’dı.
Önceleri tamamen kendi özgürlükleri ve dağlık bölgeleri için savaşan bölge prensleri, Samanoğulları ve Abbasilerin kışkırtmaları ile acımasızca kendi halklarını kırmaya başladılar.
Her boy ve kabile şefi, her kasaba veya ilin prensi, etrafına topladıkları askerlerle, bir taraftan Devrimci Deylem liderlerine karşı savaşırken; bir taraftan da kendi aralarında savaşıyorlardı. Bir yıl biri ile ittifak ederlerken, ertesi yıl öteki ile ittifak ediyorlardı.
Samanoğulları ve Abbasiler, Deylemli prensleri biri birlerine kırdırıyorlardı. Öyle ki; bir yıl birine yardım ederlerken; ertesi yıl onu düşman ilan edip, diğerine yardım ediyorlardı.
Bağdat ve Buhara başkentlerinin yarattığı kışkırtmalar öylesine karıştı ki, tamamen kontrolden çıktı. Abbasiler ve Samanoğullarının Devrimci Deylem Devleti’ni ortadan kaldırmak için kurdukları sinsi planlar, kendi başlarına bela olmuştu. El altında besledikleri Sasani ardılı prensler, kontrolden çıkmışlardı. Hemen her yıl, hatta her ay bölgede savaşlar oluyordu. Bu savaşlar beraberinde ölüm, yıkım, acı ve yoksulluk getiriyordu. Abbasiler ve Samanoğulları bu kez de kontrolden çıkan bu prensleri kontrol altına almak için sık sık savaşmak zorunda kalıyorlardı. Her savaş, Abbasiler ve Samanoğullarına yeni mali yük getiriyordu. Dolaysıyla onların da ekonomileri sarsılıyordu. Ekonomik sıkıntı ve bunalımlar, beraberinde yeni vergiler getiriyordu.
KAYNAKLAR:
1-Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 26.sayı s.203.
2-İbnul Esir Tarihi 7.cilt..
3-İbnul Esir Tarihi 7.Cilt. S.116.
4-Miskeveyh, Tacaribul-Umem, 1.cilt s.39.
5-İbnul Esir Tarihi 8. cilt- s.76
6-İbnul Esir Tarihi 8. cilt- s.76
7-İbni Fadlan Seyahatnamesi, Prof. Dr. Ramazan Şeşen, Yedi Tepe Yayınları, 2010 s.1-2
8- İbni Fadlan Seyahatnamesi, Prof. Dr. Ramazan Şeşen, Yedi Tepe Yayınları, 2010 s.2-3
9-Ord. Prof. Zeki Velidi Togan-Umumi Türk Tarihi’ne Giriş. Enderun Kitapevi 1981 s.76-77

Değerli Veli Saltık'ın bu yazısı tarihin ilk Alevi-devrimci devleti Deylemistan'ı, devletin kurucusu Alevi Deylem halkını ve o dönem oluşan yeni İpek Yolu'nu görmek için okunması gereken bir yazıdır.
Sponsor Reklamlar

__________________
İmam-ı Cafer-i Sadık buyurmuştur ki, “Pir ikidir. Piri kamil piri cahil. Piri kamil odur ki, Evladı Resul’den ola. Evladı Resul’den olmakla da olmaz. Çünkü; Evladı Resul’ün bütün güzelliğini, bilgeliğini, turaplığını, sevgisini ve hoş görüsünü üstünde taşıyan o kişi piri kamildir.
Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti