Tekil Mesaj gösterimi
Alt 23.11.11   #28
munzuro
Avatar mevcut degil.
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Aug 2011
Nereden: izmir
Mesajlar: 74
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Aleviler Atatürk için yas orucu tutacaklar


donanma44... öncelikle alevi aklı ve vicdanından yükselmiyor sesiniz. ırkçı, kafatasçı bir ideolojinin neferi olarak konumlanmışsınız.
alevilere dayatılan kimliksizleştirme politikalarının sonucudur dile getirdiğiniz görüşler.
öncelikle belirtmek isterim ki alevilik bütünlüklü bir düşünsel sistemdir. alevinin kainata, onun nasıl var olduğuna ilişkin kendi algısı ve açıklaması vardır. diğer düşünsel sistemlerde olduğu gibi bu algı ve açıklamanın üzerine inşa ettiği/öngördüğü bir toplumsal sistemi vardır.
varlığa ilişkin bu açıklaması aleviliğin "Kozmogoni" anlayışıdır. bu algı ve açıklama sonraki bütün algı ve açıklamalara temel teşkil eder. kozmogoni algı ve açıklaması "Tanrı" algısı ve açıklamasıdır aynı zamanda.
işte Alevilik, bağlı olarak Aleviler "İnsan"a dair tüm konularada kendi düşünsel sistemleri, yani "Alevi aklı ve vicdanı" üzerinden bakar, sonuçlar çıkarır, önermelerde bulunurlar..
işte bu yüzden diyorum ki yazdıklarınız; dolayısıyla bilinciniz, duruşunuz "Alevi aklı ve vicdanı"na ait değil...
Alevi kozmogonisi "Varlık Birliği" algısı/çözümlemesidir...
yani tüm kainat "Bir nurdan" gelmiştir.
yani tüm kainat aslında bir tek öz'ün yansısıdır.
bu ilk "Öz" "Hü"; yani "O" "Kendsi" olandır.
ve "O" yoktan yaratılan birşey değildir
O, ezelden beri "Var" olan, tüm kainatın bilgisine ve kainatın kendisine dönüşebilecek potansiyele sahip olan bir özdür...
kainat "Hü"nün, yani kendisinin "Aynası", "İnsan" ise Kainatın "Aynasıdır".
Aleviler Yoktan yaratılışa değil, "Var"dan "Doğuşa" inanırlar..
"Hü"den;yani kendisinden ilk önce "Çar Anasır", yani Ateş, Hava, Su ve Toprak doğuş yapmış, yani zuhur etmiş ve biri birlerine "İkrar" vermiş "Aşk" ile bağlanmışlardır....
Aşk, bütün kainatı kuşatan, her zerrede işleyen bir gerçekliktir.
biri birlerine Rızalık ile İkrar veren, Aşk ile bağlanan unsurlar sürekli devinim halndedirler, farklı alemlerde farklı hallerde/donlarda görünürler oradanda farklı bir aleme/dona geçiş yaparlar ki bizim Yol'umuz bu hakikati "Cem ve Semah" olarak sembolize etmiştir.
bu süreçlerin tamamı Rızalık ve İkrar üzerinde gerçekleşir...
bu buluşma Aşk/Sevgi/İman ile gerçekleşir...
işte bu Devinim "İnsan makamına" doğru işler, "İnsan makamında/Mertebesinde" "Hakk" kendini bilir...
yani gerçekte herşey "Kendinden Kendinedir"...
Hakk'ın kendini bildiği makam olan "İnsan" ise bizler için kutsaldır... işte bu yüzden "SECDEMİZ DUVARA DEĞİL, DİDARADIR" ...
ve Alevi Yol'u canlı cansız tüm varlıkla "Aşk/sevgi" üzerinden ilişkilenir, cümlesini "Sevgi" ile algılar, bu algı ve yaşam biçimine sahip "Birey ve Topluma" ulaşmaya çalışır...
alevilik kuru bir tanrı algısı değildir...
her Can bilmelidir ki Yol tüm varlığa ve insana dair bir çözümleme, önermedir... kapsayıcı olduğunu düşündüğüm bir kavramla; "Düşünsel ve toplumsal bir formasyondur" diyeyim...

işte canlar tarihe olsun, günümüze olsun, geleceğe olsun bizim kendi algımız, bakış açımız vardır.
her bir soruna kendi çözüm önerimiz vardır...
"İnsan Hakk'ta Hakk insandadır"...
her bir varlık Hakk'ın kendisinden gelmiştir. yani "Mevcuttan" zuhur etmiştir.
Hakk'ta mevcut olmayan hiç bir şey yoktan var olamaz, zuhur edemez.
biz Yetmiş iki milleti Hak biliriz...
ve cümlesinin Rızalıkla İkrar verip sevgi bağı ile bağlanıp "Yetmiş Üç" olmasını, yani "Bir"de buluşmasını arzu eder, öngörürüz...
bu buluşma rızalık üzerinden gerçekleşebilir, cümlesi hakk olan her bir renk "olduğu gibi" kabullenilir, saygı görür.
"Yol Bakidir", temel algı ve esasları değişmez...
Kainat "O"nun aynası/yansısı, insan kainatın aynasıdır/yansısıdır. kendisinden doğan Dört Unsur/Çar Anasır, Rızalıkla ve Aşk/Sevgi bağı ile bağlanmış, İkrar vermişlerdir ki "kendisinden kendisinedir".
işte Rızalık ile İkrar verip biribirine Aşk/sevgi ile bağlanmak İnsanın da yükümlülüğüdür...
insan bedeninde doğmak insan olmak için yeterli değildir..
İnsanın bedeni ya Hakk'a ya da Şeytana/kötülüğe mekan olur...
İyilik ve kötülük "iki ayrı yol'dur" ve İnsanda gerçekleşebilirler...
işte Alevilik "İyilik Yol'u dur...
Alevinin "Süreği/Yolu İkrar İman" üzerinedir...

Alevinin günümüz sorunlarına da "Kendi Cevabı" vardır... süreğimiz Hakk'ın Emri Rızası üzerinedir, bu hiç değişmez...

İnsan Adem ile Havvada sembolize edildiği üzere "nefsine" uydu, cennetten kovuldu...
bu tespit çok şey içermektedir.
düşünelim; cümle gasp, cinayet, katliam, her türlü tecavüz "nefsten" doğup gelmez mi? Nefse yenik düşüldüpğü için gerçekleşmez mi tüm bunlar? Yezit İmam Hüseyin'i "nefsine" uyduğu için şehid etmedimi? Ehli Beyt bu yüzden nesilden nesile zulüm görmedimi?
canlar, bir zalim vardır, bir de mazlum...
tarih sayısız kerbela vakalarıyla doludur... Nefs/kötülük süreği "Erktir, hiyerarşidir, iktidardır".. cümle kötülüklerin nedenidir...
işte nefsine, kin, kibir, hırsa yenik düşenler "İkrarsızlardır"...
işte Yol'umuz İkrarlı bir yaşam biçimine karşılık düşer, Aşk üzerine işler...

Alevilik bir Yol'dur....
bütün insanlığadır..
Hakk Bir, Hakikat Bir'dir...

nefsine yenilen bu Yol'u ne anlayabilir, ne de sürebilir... işte aleviler bin yıllardır elde kılıç dağ dağ, vadi vadi kovalanmakta, katledilmektedir.. ve her defasında kılıflar hazırdır...
şimdi ise korkunç bir asimilasyon süreci işlemektedir. işte bu asimilasyon bizi farklı algılara; daha doğrusu "nefs süreklerinin" içerisine çekmektedir...
yani gerçekte "Talp Yol'u" terk edilmekte, hakikatlere yüz çevrilmektedir.

işte bu yüzden "Alevi Aklı ve Vicdanı" unutulmamalıdır diyoruz...

bu akıl ve Vicdandan koparak alevi kalınamaz... Alevilik Hakikat Yolu'dur. İkrarsızlar tarafından sürekli hedef alnmış, alınmaktadır.

Alevi, ulusal soruna, ekolojik sorunlara, hakça bölüşüm sorununa, özcesi tüm sosyoekonomik politik sorunlara kendi düşünsel sistemi üzerinden bakar, cevaplar verir..
Alevi düşünsel/toplumsal formasyonu aşılabilmiş değildir. bazıları cinlik yapıp tarihte kaldığını iddia edebilirler, kanmamalıyız. çünkü tüm çağlarda soru ve sorunlar aynıdır... sadece sözkonusu çağın kavramlarıyla ifade edilirler.
Hakikat her çağda aynıdır....

bir de hakikati esas alan her sürek aynı Yol'a çıkar.. hangi dilde söylenirse söylensin, içeriği aynı kapsamda ise hangi kavramlarla olursa olsun...

Alevilik bir Işıktır ve karanlığı aydınlatmaktadır. ciddi darbeler almış olsa da hala önemli bir kitlesi vardır. bu yüzden her kes tarafından kendi tabanı haline getirilmeye çalışılmaktadır.
ben yaşamın her alanında kendi gerçeğimizle "bileşen" olarak yer almamız gerektiğini düşünüyorum. Yol'un esasları da bunu gerektirir diyorum.
tüm bu paylaşımlarımdan sonra gelelim şu İttihatçılar sorununa... zira bu ideoloji kendini halkımıza dayatmaktadır. kendi tarihsel yapılanmamız, örgütlülüğümüz işlemez hale sokulduğundan rahat bir "av" haline düşmekte insanımız.
bu gün kendini "Laik demokratik" bir sistem olarak lanse eden bu gelenek öncelikle bir "nefs" süreğidir. çünkü ırkçı bir sistematiktir. osmanlının ardılı, mirasçısıdır. onun sünni ideolojisine "ırkçı bir milliyetçiliği" eklemiş, sentezlemiş daha katı, tek tipçi bir anlayışa ve yapılanmaya yol açmıştır.
makinaya dayanan bir üretim çağı imparatorluklara son vermiş ulusal devletler sürecine yol açmıştır. osmanlı da diğer imparatorluklar gibi aşılan bir çağın kalıntısı olarak tarihe karışmıştır.
bu süreçte zapt u rapt altına alınan halklar bir bir kopup gitmiş bağımsızlığını ilan etmiştir.
şimdi milliyetçi kirlenmeye uğrayan kimi alevi kökenli insanlarımızda milliyetçi koroya katılıp "vah vah her taraf bizimdi ihanet edip gittiler" demektedirler.
canlar; öncelikle devlet aygıtının kendisi(dikkat edelim şu veya bu halkın devleti değil, bir erk yapılanması olarak devlet) bir "Nefs" yapılanmasıdır, zulümata ait bir yapılanmadır... bin yıllardır insanlığa zulüm getiren bir sistemdir..
ve canlar; Alevi sistematiğinde "Devlet" denen erk kurumuna yer yoktur...
bu anlamda "Kırkların Ceminin" içeriğine dikkat edelim... orada "erk, hiyerarşi, vb. sıfatlar yoktur"...
bu durum bir toplumsal sistem önerisidir aynı zamanda... yani alevi Yolu'nun öngördüğü bir yaşam biçimi...
hatırlayalım, Rızalık Şehri...
alevi sistematiği özgürlükçü ekolojik bir sistemdir...

Nefs süreklerinin yol açtığı her türlü şiddet, her türlü zorbalık, tahakküm, her türlü erk/iktidar bu Yol'da yer bulamaz.

durup düşünmek, kendimizi yeniden tarif etmek; daha doğrusu yeniden tanımak, tanımlamak zorundayız...

evet osmanlı elde kılıç kovaladı durdu, kıyım üstüne kıyım yaptı, iftiralar attı. çünkü her "erk/İktidar" zapt u rapt için vardır, icat edilmiştir. öncesinde selçuklu, öncesinde abbasi, öncesinde emevi.... alır gider ki alevinin tarihsel serüveni çok daha uzundur.

gün geldi osmanlı dağılmayla karşı karşıya kaldı.
o osmanlının kadroları ve paşaları bir dizi gelişmeden sonra yeni bir yapılanmaya gittiler. bu süreç ittihat ve Terakki üzerinden gelişti... imparatorluktan kopan koptu, kalanlar ise bir bir yok edildi... antik dönemlerden beri bu topraklarda yaşayan halklar tarihten silindi... tabi belirtelim bu süreç İkrarsız süreklerin dünyanın geniş bir coğrafyası üzerinde gerçekleştirdikleri gasp, tahakküm pratikleriyle de ilgilidir. sadece osmanlı coğrafyası ile sınırlı değildir.
İttihatçıların avrupalı faşit ideolojilerden öğrenip aldıkları milliyetçi ideoloji en katı şekliyle gerçekleştirildi.
anadolu'da cumhuriyete giden süreç, ittihatçıların arta kalan kadroları ve düşünsel mirasları üzerinden gerçekleşti.
İttihatçılar günümüzde olduğu gibi o dönemde de aleviler arasında da destek bulmaya örgütlenmeye çalıştı. şimdi bu sürecin günah ve sevapları paylaşımımızın sınırlarını çok aşar. fakat hatırlayalım; Alman faşizmiyle işbirliği yapıp osmanlıyıda savaşın içine çektiler. milyonlarca anadolu ve rakip cenahtan insanların yaşamına mal oldular. anadolunu bir çok halkını tarihten sildiler.
onların mirasçıları ise alevileri yok saydı, yer yer katliam yaptılar. öngörülen asimilasyon politikaları gereği Aleviler de bu asimilasyon sürecine tabi tutuldular. tüm dergahlar kapatılırken sunni ideoloji devletin ideolojisi olarak bir kez daha hakim kılındı.
alevilere Yol'un öğretisi yerine İttihatçı ideoloji benimsetilmeye çalışıldı. bu konuda ciddimesafe aldıklarınıda teslim etmek gerekir.
bu gün içinde ısrarla alevi halk arasında örgütlenmekte, bunu sağlama almak içinde zaman zaman kendi örgütledikleri faşist şeriatçı katilleri üstümüze salmakta, sonra da "bakın ya biz ya bunlar" denilmektedir..

peki Dersim meselesi nedir?

işte bu bütünlük içerisinde ele almak gerekir. öncelikle alevi halkın yoğunlaştığı, ocakların büyük bölümünün barındığı bir coğrafyaydı. artı olarak Kürt alevi ağırlıklı bir nüfusa sahipti. anadolu, ortadoğunun diğer ülkelerinde olduğu gibi Dersim de alevi kimliği nedeniyle sayısız sefere maruz kalmış, sayısız insan katledilmişti.
belleğini yoklayan her alevi bunu kendi yerel tarihinden de rahatça tespit edebilir.
bu yönüyle dersim Selçuklu ve Osmanlıyla barışık yaşayamadı. sert bir coğrafyaya sahip olması kendini korumasına yardımcı olmaktaydı. düzenlenen seferler can alsada kesin sonuç alamamaktaydı.
imparatorluk dağılınca Dersim esasta tarihten gelen özerk konumunu korumak istedi. zira karşısındakiler Osmanlının paşalarıydı ve ortak iyi anılara sahip değildiler. Dersim, osmanlı sonrası anadoluda ki gelişmeleri esasta kendi dışında ki bir güç içerisinde meydana gelen gelişmeler olarak görmüştür.
bu arada tüm farklı renkleri yok eden devlet boş durmamış, artık günlük basına dahi yansıyan hazırlıkları yapmış, donanma 44 kardeşin çarpıttığı gibi "toprak reformu" gerekçesiyle değil, bölgede türk etnisitesinden ve sunni müslüman olmayan toplulukların dağıtılması için "iskan kanunu" sonrasında "TUNCELİ KANUNU" gibi bir çok yasal altyapı hazırlanmıştır.
bu arada Dersimden kimi insanlar vekil olarak meclise çağrılmıştır(hasan hayri, diyap ağa gibi) dersimde ise tamamen askeri bir müdaheleye zemin için yollar, köprüler, karakollar inşa edilmiştir.
bu girişimler okul ve diğer hizmetler için diye propaganda edilmiştir.
bu arada bir gönderme yapayım; mustafa kemal sivastan erzuruma geçerken suikast olacağı duyumu üzerine Dersimliler bir gurup silahlı adamla mustafa kemalin güvenliğini sağlar, suikastin önüne geçmeye çalışırlar. bu girişim ise sonraki yıllarda mustafa kemal tarafından dersimlilerin kendisine suikast girişimi olarak yansıtılır. okuduğum kaynağı bulursam paylaşırım.
hasan hayri tasfiye edilir, darağacına gönderilir. diyap ağanınsa adı dahi yoktu, son yıllarda ideolojik tutunma amacıyla birden ismi hatırlandı, cumhuriyet sürecine katkısı dillendirildi ve bir de ilk okula sanırım adı verildi...


Dersim, yüzyıllardır süren kuşatma altında korkunç bir yoksullukla boğuşmakta, sınırlı imkanlar iç çatışmalara yol açmaktadır. bu çatışmalar osmanlıda olduğu gibi cumhuriyet döneminde de ya derinleştirilmekte, teşvik edilmekte bazende doğrudan yaratılmaktadır.

Dersim Koçgiri sürecinde de gördüğü gibi ittihatçıların niyetini sezmektedir aslında. ekleyelim ulusal fikirler Dersimlilerin okumuşları içinde de yankı bulmuş, cumhuriyetten tarihte olduğu gibi özerk bir yapı talep etmişlerdir.
öyle ingiliz teşviki, fransız teşviki gibi zırvalaraı da atın çöp sepetine canlar. ne ingilizi ne fransızı?
Dersim çepeçevre kuşatılır, büyük ordular sevk edilir, bombardıman uçakları harekete geçirilir ve dizginsiz bir katliam yaşanır.en son "Zini" geçidi örneği kamuoyuna yansıdı ki nasıl gerçekleştiğini izleme olanağı bulmuşsunuzdur. evden tarladan al ve katlet.
bu arada; Dersim talepleri olmakla beraber bir uzlaşma çabasına girmiştir. silahları elde ki balta ve bıçaklara kadar teslim etmiştir. tereddütler varsa da yüzde yüz gönüllü bir buluşma değlse de uzlaşma arayışı kesinlikle vardır.
mesela donanma 44 ün zikrettiği haydaran aşireti silahlarını nazımiyede teslim etmiş, paşalar kardeşlikten, yeni devletten dem vurmuştur. sadece on iki silahları kaldığını bunu da kimi iç husumetlere karşı geçici olarak elde tuttuklarını belirtmişlerdir.
fakat gelen yüzyılların hıncı ve yezidin fendiyle gelmiştir. uçaklar bombardıman eder, köylerinden kaçma gereği duymayan köylüler topluca nehir ve uçurum başlarında çoğu zaman süngü ile katledilir. dağ taş insan cesetleriyle dolar ve akbabalara yem olur.
bunlar masal değil canlar...
ingiliz fransız mı? silah mı? elde beş on mavzerle sarp kaylıklara vadilere sığınan insanlar kendilerini korumaya çalışır. o gün çatışmalarda ordu birliklerinden arta kalan kurşun ve tüfeklerle diğer gün gelişen kara ve hava saldırıları gögüslenmeye çalışılır.
zehirli gazlara karşı ise yapacak bir şeyleri yoktur..
insanlar evlere doldurulup diri dir yakılır, hayvanlar gibi kafaları kesilerek boğazlanır. tecavüzler yaşanır. sulara uçurumlara atar kendini kadınlar..
hangi biri anlatılabilir ki?

karakol baskınları denmiş, halka karşı yaşanan tecavüzlerden sonra aşiretler toplanır, direnme kararı alır. ama iş işten geçmiştir.
nuri dersimi dışarı kaçar o basında dış bağlantı diye lanse edilen mektupları yazar. zira bütün halkı katledilmektedir. bir umut dersim halkının sesini dünyaya duyurmaya, katliamı durdurmaya çalışır, nafile...

her mazlum katliamında şaki, eşkiya, ana bacı tanımaz, hırsız vs. denmedi mi? Dersim osmanlı paşalarına biat vermek zorunda değildi. fakat kendince tarih boyunca sergilediği direnişi aynı birlik ve beraberlikle o dönem gösteremedi. sonuç ise vahim..



canlardan biri de "Alikulu" demiş kendine ama katliamcıların masallarını tekrarlamış. "Alikulu" olmak öyle kolay değildir can. Hakk' ve Hakikata ikrar vermek gerekir. nefs süreğine biat verip Alevi olarak kalamazsınız.


bizim rehberimiz "İnsanı kamildir"... postallara, apoletlere biat verenlerin yolu açık olsun.

evet Pir ikidir, Piri kamil, Piri cahil...

aşkı niyazlarımla...
Sponsor Reklamlar


Konu munzuro tarafından (23.11.11 Saat 14:34 ) değiştirilmiştir.
munzuro isimli Üye şimdilik offline konumundadır