Tekil Mesaj gösterimi
Alt 21.10.11   #3
Damal Kızılbaşlığı
Damal Kızılbaşlığı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üye
Üyelik tarihi: Oct 2011
Nereden: Damal, Ardahan.
Mesajlar: 31
Rep Puani : 10
Standart Cevap: Bektaşilik İnancının Özü Nedir?


Tasavvuf çevrelerince Fusûsü’l-Hikem şârihi olarak tanınan Bâlî Efendi, aslen bugünkü Arnavutluk
sınırları içinde olan Ustrumca’da doğduğu halde ömrünün büyük bir bölümünü
Sofya’da geçirdiği için Sofyalı nisbesi ile tanınmıştır. Evliya Çelebi’ye göre Yörük köken-
lidir.

Şeyh Kasım’ın müritlerinden olup (Taşköprüzâde 2007: 3692; Mehmed Süreyya:
1996:II/356-57; Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341-343) yüksek tahsilini Sofya’da
ve İstanbul’da tamamlamıştır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341-343; Kara 1992:
V/20, 21).

Bâlî Efendi, Kanunî Sultan Süleyman’ın bazı seferlerine katılarak orduya manevî destek
sağlamaya çalışmıştır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341-343; Mehmed Süreyya:
1996:II/356-57).
Evliya Çelebi, Kanunî Sultan Süleyman’ın, Sigetvar seferi esnasında Bâlî Efendi’yi ziyaret
maksadıyla gelip korusunda konakladığına, bu esnada askerlerin koruya büyük ölçüde zarar
verdiğine, Bâlî Efendi’nin de bu duruma içerleyerek koruyu terk ettiğine, Sultan’ın, çok
istemesine rağmen Bâlî Efendi ile görüşmesinin mümkün olmadığına dair bir rivayet
nakletmektedir. Evliya Çelebi’ye göre Kanunî Sultan Süleyman, Ebussuud Efendi’yi
Şeyh’in yanına göndermiş, o da Ebussud Efendi’ye hem Sigetvar’ın fethini müjdelemiş, hem
de Sultan’ın vefat edeceğine dair bazı deliller göstermiştir (Evliya Çelebi 2001:III/227).
Sofyalı Bâlî Efendi’nin bilhassa Rumeli’de etkili bir din âlimi olduğu ve pek çok müride
sahip bulunduğu anlaşılmaktadır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/341). Evliya Çelebi
İştib’in vasıflarını sayarken 7 adet tekkeden söz etmekte ve bunlardan birinin Sofyalı Bâlî
Efendi’nin tekkesi olduğunu bildirmektedir (Evliya Çelebi 2001: VI/63).
Bâlî Efendi, pek çok kitap ve risale kaleme almıştır. Bunların en meşhuru Fusûsü’l-Hikem’e
yazdığı şerhlerdir. Bunun yanı sıra Şerh-i Hadîs-i Kudsî, Manzume-i Varidat, Etvar-ı Sitte,
Etvar-ı Seb’a, Risale fî Kaza ve Kader, Mecmuatü’n-Nasayih, Mektubat, Kıssa-i İbrahim Aleyhisselam
onun önemli eserleri arasındadır (Osmanzâde Hüseyin Vassaf 2006: III/343; Kara
1992: V/20, 21).

Bâlî Efendi’nin Kızılbaşlık konusunda kaleme altığı mektup Kanunî Sultan Süleyman’ın
veziri Rüstem Paşa’ya gönderilmiş olup bir sureti Manisa İl Halk Kütüphanesi’nde 45 Hk
2951-25 numara ile kayıtlı bulunan Risaleler Mecmuasının içinde 198-202 sayfalar arasında
yer almaktadır. Mektub’un muhtevasından, Safevî hükümdarı Tahmasb’ın kardeşi Elkas
Mirza’nın ağabeyine isyan ederek Osmanlı Devleti’ne sığındığı (Kılıç 2006: 249-257) bir
dönemde (1547) kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Bu mektuptan açıkça anlaşıldığına göre
Kızılbaş tabiri doğrudan Safevî Devleti’ni işaret etmekte olup, ferdî veya toplumsal bir grup
ile alakalı değildir.

Bâlî Efendi mektubunun başlangıcında “Oğlum” diye hitap ettiği Rüstem Paşa’ya dinî
hususlarda uzun uzun nasihatlarda bulunmaktadır. Bâlî Efendi duanın değeri hakkında bilgi
verdikten sonra cümlenin duası sayesinde İran’da Tahmasb’ın vücudunu ortadan kaldıracağını
ve o yerlerde Şia’nın yerine Sünnîliğin tesis olunacağını bildirmektedir. Bu cümleden olarak

onun Osmanlı Devleti’ni Dar-ı İslâm olarak görmekte, İran’ı ise cihad sahası farz etmektedir.
Bu husus Safevîlerin Sünnîlik dışı sayılmasından kaynaklanmaktadır.

Bâlî Efendi, mektubunun Safevîler hakkında bilgi verdiği bölümünde Şeyh Safiyüddin’in
seyyidliğinin şüpheli olduğunu, ancak, bunun bir önemi olmadığını, gerçekte İslam’a itibar
edilmesi gerektiğini bildirir ve Şeyh Safi’ye atfedilen bir rivayet nakleder. Buna göre Şeyh
Safi bir gün rüyasında belinde köpek eniklerinin sesini duymuş, bu rüyayı, onun neslinden
gelecek olanların din yolundan sapacaklarına, zalim hükümdarlar olacaklarına yorumlayıp
ağlamış. Safiyüddin’in ölümünden sonra oğlu Muhammed Şah sûfîlerin başına geçmiş, ancak
onun, babasının yolundan döndüğü gerekçesiyle Safiyüddin’in müridleri, şeyhlerinin ölümünden sonra ikiye ayrılmışlar.
Bir kısmı Muhammed Şah’ın yanında kalmış, diğerleri ise ülkenin değişik mahallerine dağılıp
takva ile meşgul olmuşlar. Muhammed Şah’tan sonra yerine oğlu Cüneyd geçmiş. O da babası
gibi gaza hevesine kapılıp birkaç defa asker sürmüş, işi rast gittiği için epey ganimet elde
etmiş. Gürcistan seferine niyet edince devrin padişahı bunlara izin vermemiş ve Cüneyd’in
direnmesi üzerine de onu öldürmüş.

Bu rivayetin tarihi olaylarla örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. Öncelikle Şeyh
Safiyüddin’in yerine tekkenin başına geçen kişi Muhammed Şah değil Sadrüddin’dir.
Cüneyd’e gelinceye kadar ise Şeyh Hoca Ali ve Şeyh İbrahim tekkenin başında bulunmuştur.
Diğer taraftan Cüneyd’in Gürcüler üzerine akın yapması ile ilgili olarak da tamamen rivayete
dayalı bir bilgi nakletmektedir. Mektub’un açıklamalarında görüleceği üzere burada bahsedilen kişi Şirvanşah Ferruh Yesar’dır.

Bâlî Bey’in ifadeleri arasında en önemlisi şüphesiz Şah İsmail’in nesebine dair verdiği bilgilerdir.
Buna göre Şeyh Haydar, tarikat geleneklerine aykırı davranışlar içinde iken devrin
padişahının kızı ile hemhal olmuş ve bu ilişkiden Şah İsmail doğmuştur. Güya Haydar ile
Şah İsmail’in annesinin birlikteliği evlilik öncesi olduğu için Şah İsmail de gayrimeşru bir
çocuk olarak dünyaya gelmiştir. Böylece Şah İsmail’in sadece rafızî değil, geyrimeşru biri
olarak da hükümdarlık yapmaya layık olmadığı vurgulanmak istenmiştir. Bâlî Efendi, Şah
İsmail’in Sünnî ulemaya karşı katı tutumunu ve onların pek çoğunu katletmesini de bu olaya
bağlamakta, “veled-i zina” olduğu yolunda ulemanın dedikodu çıkardığı gerekçesiyle onları
katlettiğini dile getirmektedir. Halbuki Şeyh Haydar, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın
kızı Alemşah Begüm ile evlenmiş ve Şah İsmail bu evlilikten dünyaya gelmişti. Bu yönü ile
bütün Safevî kaynaklarının Uzun Hasan Bey’den saygı ile söz ettiğini de ifade etmek gerekir.
Ne var ki, Osmanlı sûfî çevrelerinde Şah İsmail’in nesebinin sahih olmadığı yolundaki
hikâyelerin anlatıla geldiği görülmektedir. Bu cümleden olarak yazarı belli olmayan, ancak
Bâlî Efendi’nin müridlerinden biri tarafından kaleme alınan bir risalede de aynı konuya değinilmiştir.(3)

Bâlî Efendi mektubunun son kısmında Rüstem Paşa’ya, Elkas Mirza’nın Osmanlılara sığınmasına
atıf yaparak, “Şimdi oğlum, Acem memleketleri bu pis taifeyi beslediler de ne fayda
gördüler ki biz Elkas’a izzetler ve ihsanlar edince o faydayı bulacağız? Bunlar dalalet tohumları
ekerler, cehennem ateşinin habercileridirler; bunların ölüsü de dirisi de İslam’a zarardır”
diyerek Safevîlerle her ne suretle olursa olsun ittifak yapılmaması gerektiğini tavsiye etmektedir.

Görülüyor ki, Sofyalı Bâlî Efendi’nin, Elkas Mirza’nın Osmanlı Devleti’ne sığınması vesilesi
ile kaleme aldığı mektubunda dile getirdiği konuların neredeyse tamamı, tarihî bilgiler bakımdan
doğru değilse de sufî çevrelerin Safevîlere bakışını yansıtması bakımından önem arz rolü -küçük
etmektedir. Böylelikle Osmanlı toplumundaki sufi çevrelerin, Osmanlı fikir dünyasının inşasındaki
bir örnekleme ile de olsa- meydana çıkmaktadır.

SOFYALI BÂLÎ EFENDİ’NİN MEKTUBU

(198a) Merhûm-ı mezbûr merhûm Sultan Süleyman Han Gazi hazretlerinin veziriazamı
olan merhûm Rüstem Paşa’ya irşad ve tesellî tarîki üzere ve Kızılbaş taifesinin hakkında
i’tikad nice gerek ve nice adavet üzere olmak gerek beyan idüb irsal buyurdukları mektub-ı
şeriflerinin suretidir ki zikr ve beyan olunur. Merhûm-ı mezkûr mürşid-i kâmil ve âlim ve âbid
ve şeyhülislam ve mukteda-yı enamdır.
Sponsor Reklamlar

__________________
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel,
Alemi var eden sultan Ali’dir...
Damal Kızılbaşlığı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti