Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07.09.11   #1
Pir Mehmet
Avatar mevcut degil.
Co-Admin
Kurucu
Üyelik tarihi: Dec 2010
Nereden: Şiran
Mesajlar: 2.111
Rep Puani : 54
Standart Babailer ve Babai İsyanı


Babaîler ve Babaî İsyanı



1239-1240 tarihinde Anadolu'da yükselen, Baba İlyas-Baba İshak ikilisi önderliğindeki toplumsal başkaldırıyı, büyük halk ayaklanmasını, Aleviliğin ihtilalci siyasetlerinden Babailik yaratmıştır. Babailik toplumsal halk hareketi, Babek-Hurremi ve Karmati-Mazdek komünizmi ihtilalci geleneğinin Anadolu'daki yansımasıdır.

Ernst Werner

"Babai ayaklanmasının, Türkmenliğin artan öneminin ve Sultanlığın feodal çözülüşünün ifadesi olduğu söylenmelidir. İsyan aynı zamanda anti-feodal özellikler edindi ve böylece bir sınıf savaşı kimliğine büründü" diyor.[1]

Babai ayaklanmasını sadece Türkmenliğin artan önemine bağlamak doğru olamaz. Çünkü Babai Hareketi içinde Türkmen boyları çoğunluğu oluşturmakla birlikte Kürtler, Ermeniler, başka Hıristiyan gruplar da bulunuyordu, yani ezilen ve baskı altındaki halk sınıflarıydı onlar. Selçuklu Sultanı ve Emirlerinin (feodal beylerin) ordularında da Türkmenler vardı ve Sultanlığa başkaldırmış Türkmenlerle çarpışıyorlardı. Eğer Türkmenlik belirleyici olsaydı, kılıçlarını soydaşlarına değil, toptan feodallara çekerlerdi. Gerçekte çekenler olmadı değil; bazıları isyancıların yanında yer aldı, bazıları da kaçıp uzaklaştı, beylerini terkettiler. Ama nedenlerinin Türkmenlikle değil, inançla ilişkisi vardı. Ne var ki, yukarıda anlattığımız gibi Babek'le savaşmaya gönderilen Halife ordusundan ayrılarak, 20 bin kişilik birliğiyle karşı tarafa geçen, Noktay benzeri bir Türkmen Emir katılmamıştı Babai saflarına.

Sultanı ve beyleri Babai isyancılarının elinden kurtarmak, birkaç bin (tarihler sadece bin yazıyor) demir donlu paralı Frank şövalyelerine kaldı. Savaştan kaçan yada isyancılara karışan Türkmen askerleri de tıpkı Babailer gibi, Baba İlyas'ın "Baba Resulullah, yani Allah'ın Elçisi Baba" olduğuna inanmaya başlamış. Herkes onun mucizevi gücünden yardım bekliyor. Getireceği toplumsal adaletle kendilerini kurtaracak ahir zaman Peygamberi olarak görüyordu. Demek ki belirleyicilik, inanç ögesinin örtü olarak kullanılmasında aranmalıdır.

Çünkü Ortaçağın özelliği buydu; baskı altındaki kitleleri harekete geçirmek için bir peygamberin ortaya çıkması ve onların sınıfsal çıkarlarını koruyup gözlemesi gerekiyordu. Bu da egemen sınıfın din ve inançlarıyla olamazdı. Baba İlyas, o dönemden kalan kaynakların (Dominiken misyoneri Saint-Quentin'li Simon, Suriyeli Arap yazar Sibt al-Cezvi, Süryani tarihçi Bar Hebraeus Gregorius Abu'l-Farac'ın yazıları) belirttiği gibi, "Baba Resulullah" olarak ün yapmış; sadece Alevi Türkmen halkın değil, tüm ezilen Sünni ve gayri-Müslim yerleşik ve göçer kırsal topluluklar arasında, "Tanrı'nın Baba'ya göründüğü, ona Sultanlık bağışladığı ve kendilerini kurtaracağı" yayılmıştı. Dönemin merkezi feodal yönetim ve beylerinin baskısı altındaki toplum, onu "Peygamber" kişiliğine büründürerek bir kurtarıcı kabul etmişti.

Gordlevski'nin Babai hareketinde belirleyici tanımlamaları çok yerindedir; "Mazdek öğretisinin yankıları duyulmaktadır" diyor ve sürdürüyor:

"Köy, kentin üzerine yürüdü. Kölece çalışmanın perişan ettiği köylülerle, zulmedici feodallar arasındaki karşıtlıktan yükselen gerçek bir sınıf savaşımıydı. Eski düzen, köylüleri, barış zamanında feodal için çalışmaya, savaş zamanında ise onun uğrunda kan dökmeye zorluyordu"[2]

Belki bu açıklama E. Werner'in, "Sultanlığın feodal çözülüşünün ifadesi" söylemine ışık tutmaktadır.


Ayaklanmanın gerçek önderi Baba Resul adıyla tanınan ve kutsanan Baba İlyas Horasani'dir. Hareketin örgütlendiği ve yönetildiği karargâh Baba İlyas'ın Haraşna'daki (Amasya-Çat köyü) dergâhıydı. İnanç örtüsüyle kitleleri peşinden sürükleyen bu büyük sınıf savaşımın planı ve taktik çizgileri burada çizilmiştir. Baba İlyas'ın Anadolu halkları arasına propaganda için dağıtmış olduğu 60 halifesinden en tanınmışı ve hareketin başkumandanı (Server-i leşkeran) ise Baba İshak'tır. Şami, yani Şamlı lakabını taşıyan, Adıyaman yöresinde yaşamış ve propagandasını yürütmüş olan Baba İshak, olasılıkla Şam Bayadı Türkmenlerine mensuptu. Ancak onun yerli Hıristiyanlardan ya da Kürt kökenli olduğu da ileri sürülmektedir. Baba İshak'tan sonra Şeyh Edebalı, Emircem Baba, Ayna Dövle, Şeyh Osman, Hacı Mihman, Şeyh Edebalı Karaca Ahmed, Geyikli Baba vb. gibi birçok Babai halifeleri bilinmektedir. Bunlar arasında, hareketle ilgili olarak,Türkçü-İslamcı yazar ve tarihçilerin ileri sürdüklerinin tam tersine, Hacı Bektaş da öne çıkmaktadır.


Babai Siyasetinin İnançsal Temelleri

Rum (Anadolu) Selçukluları döneminde feodal beylere (atabeyler,
emirler) topraklar sultan tarafından temlik edilmekte ve bunlar üzerindeyaşayan köylülerden vergi toplama hakkı verilen yurtlar olarak bilinmektedir. Toprağı kullanma ile birlikte -satış, devretme ve miras hakkı kuşkulu- toprak üzerinde özel mülkiyet kurumu doğmuştur. [3]

Bu dönemde büyük zenginlikler feodalların ellerinde yoğunlaşmış olsa da, tarım ürünleri, değiş tokuş edilen ya da satın alınan mallar ve mamul mallar, savaş ganimeti sultana gidiyordu. Sultanın evlenmesi durumunda, ya da başkentte bulunmadığı uzunca bir süreden sonra dönüşünde bu, feodallara duyurulur ve onlar da sultanın sarayına armağanlar götürmek zorundadırlar. Sultan, gezi ve ziyaretleri esnasında geçtiği yerlerde kendisine güzel erkek ya da kadın tutsaklardan, altın dolu keselerden Türk ve Arap atlarından vb. oluşan armağanlar topluyordu.

Tükenmeye yüz tutan hazine zaman zaman bağışlarla doluyordu. Feodallar sultana verdikleri haraçları, durumları gittikçe kötüleşen köylülere fazlasıyla ödetiyorlardı. Perişan durumdaki köylüler, dayanılmaz bir zulüm altında bunalıyordu. Feodallar, köylülere, sultanın kendilerine baktığı gibi bakıyor. Böylece ülkede zorbalık ve baskı egemenliği sürüyordu. Elbette ki köylülerin ellerinden ürünlerinin zorla alınmasını devlete şikayet edilmesi sonuçsuz kalıyordu. [4]

Böylece Horasanlı Baba İlyas ve Şamlı Baba İshak, feodal hükümete karşı, Sultan I. Alaaddin'in son dönemlerinden itibaren (1230'dan sonra) oluşmaya başlayan nesnel koşulların tam olgunlaştığı; feodal beylerin köylü ve konar-göçer halk yığınlarını ağır haraç ve vergilerle canından bezdirdiği son on yılda yarattıkları ihtilalci Babai Siyaseti'yle, Konya'ya yürümeyi ve iktidarı ele geçirerek eski düzeni yıkıp, kendi düzenlerini kurmayı amaçlamışlardı.


Daha önceki yazılarımızda işlediğimiz gibi, İran'da Zerdüşt Ortodoksizmine karşı yükselen heterodoks (aykırı) Mazdekizmin mutlak eşitlikçi ve paylaşımcı siyaseti, Heterodoks İslam'ın (Aleviliğin) içine girip yerleştikten sonra isyanlar, kutsal kişilerin yani Ehlibeyt ve Oniki İmamların öcünü alma hareketleri olmaktan çıkmış ve kuramsal komünist ihtilaller niteliğini kazanmışlardı. 9. yüzyılın ilk yarısında 20 yıl aralıksız süren Babek Hurremi ihtilalci hareketi, onun bir çeşit devamı olan Karmati Alevilerinin ihtilalci siyaseti ile aynı yüzyılın sonlarında, yaklaşık 200 yıl süren bir devlet kurdurmuştu. Bu Karmati toplulukları, Mazdekizm'den alınıp geliştirilen komünist düzeni, kurdukları kale-kentlerinde (Dar al-Hicra) uygulamışlardı. Aleviliğin Babai siyasetinin de amaçladığı düzen farklı değildi.

Dönemin kaynaklarının verdiği bilgiler incelendiğinde görülür ki, Baba Resul'un yaşamı ve ortaya çıkışı Babek Hurremi'ninkiyle, büyük benzerlik göstermektedir. Özellikle Kıbrıs'ta oturan Dominiken misyonerleri şefi Frére Ascelin tarafından Azerbaycan'daki Moğol komutanı Baycu Noyan'a gönderilen Simon de Saint Quentin'in verdiği bilgiler çok önemlidir. Bu seyahati 1246'da Antakya, Adıyaman, Malatya, Sivas ve Doğu Anadolu üzerinden yapan rahip Simon Arapça, Farsça, Türkçe ve Ermenice biliyordu. 6 yıl önce gerçekleşmiş Babai ayaklanmasının bastırılmasına katılmış Frank askerleri, Türkmenler, yerli Hıristiyanlarla konuşarak, bu bilgileri bizzat olayları yaşayan insanlardan öğrenmişti. Simon'un veondan 10-15 yıl sonra tarihini kaleme almış, çocukluğu ve gençliği bu Malatya'da geçen Abu'l Farac'ın anlattıkları ve ayrıca Selçuklu sarayı tarih yazıcısı İbn Bibi'nin yazdıklarını, uyum ve çelişkileriyle birlikte Elvan Çelebi tamamlamaktadır.

Baba Resulullah olarak Baba İlyas Horasani hakkında verilen efsanevi ve tarihsel bilgiler birleştirildiğinde, Babek Hurremi Menakıbnâmesi Babeknâme'dekilerle benzeştiği ortaya çıkıyor. Görülüyor ki, tam dörtyüz yıl sonra Baba Resul , Aleviliğin Babek-Hurremi siyasetini Rum'da (Anadolu'da) aynı bilinç ve inançla uygulamaya girişmiştir.

Çok kısa bir karşılaştırma yaparak bu benzerlikleri gösterebiliriz:

Babek Hurremi'ye Cebrail gözükür, Tanrı'nın onu dünyanın sultanı yapacağını söyler. Baba Resul'a köylü kılığında Tanrı (ya da Cebrail) gözükür. Oğlunu kurdun (Kurt, Paulikien-Bogomil inancında topal Şeytanı simgeler) elinden kurtarırsa, kendisini Rum'un sultanı yapacağına söz verir. Babek peygamberliğini ilan etmiş ve mucize sahibidir; kılıç kesmez, ateş yakmaz ve düşünceleri-geleceği okur. Baba İlyas zaten Baba Resulullah (Tanrının elçisi, peygamberi) adını taşımaktadır. İnsanlara gelecekten haber verir, hastalıklarını-dertlerini giderir. Kendisine ok ve kılıç işlemez. Babek bir köyde çobanlık yaparak yetişmiş. Cavidan'ın müridi olmuş. Öldüğünde onun yerine getirilmiş ve liderlik görevini yüklenmiştir. Baba Resul da bir ağanın yanında çobanlık yapmış. Ebu'l Vefa yolağından Dede Garkın'ını müridi ve halifesidir. Elbistan ovasında dörtyüz halifesini toplayan Şeyhi onu başhalife yapıp, Rum'da (Anadolu'da) göreve salmıştır. Babek zındıklıkla suçlanır; içkili ve kadınların katıldıkları toplantılar, yani geceleri Cemler yapmaktadır. Özel mülkiyet yoktur, Babeki toplumunda herşey ortaktır. Baba Resul da içkili ve kadınların katıldığı toplantılar, cemler yapan zındık ve inançsız olarak anılır. Mal ve ganimet ortaktır, özel mülkiyet yoktur. Babek Bağdad'ı ele geçirip halifeliği yıkarak adil ve eşitlikçi bir dünya yaratmak istemiş. Bunun için 20 yıl boyunca mücadele etmiştir. . .Baba Resul da Konya'yı alıp, Selçuklu Sultanlığını yıkarak halk yönetimini kurmayı ve düzeni değiştirmeyi amaçlamıştır. . .


Uzun adıyla Şeyh Şucaaddin Abu'l Baka Baba İlyas Horasani, Anadolu'ya göç etmiş bir Türkmen şeyhi idi. Ama kaynakların hiçbiri Baba İlyas'ın Anadolu'ya gelmeden önceki yaşamından söz etmemektedir. Oğullarından birinin (Muhlis Paşa'nın) torunu Elvan Çelebi, kendisi hakkında yazmış olduğu Mekakıbnâme'de[5], onun gelişi ve Anadolu'ya yerleşmesi üzerinde bazı ayrıntılar geçmektedir. Elvan Çelebi'ye göre, Dede Garkın'ın baş halifesi olarak Rum'a gelir ve Amasya'ya yerleşir. Sultan Alaeddin'in (1220-1237) onu ziyaret ettiği ve büyük kerametlerine tanık olduğu için kendisine Çat Zaviyesi'ni vakıf olarak verdiği anlatılır. Zaviye vakıfları, Sultan Alaeddin'in, Moğol baskısıyla Türkistan'dan, Horasan bölgesinden, İran-Irak-Suriye üzerinden Anadolu'ya giren ve Claude Cahen'nın "İkinci göçmen krizi" diye nitelendirdiği zorunlu göçer Türkmen gruplarını Uç'lara (sınırlara) yerleştirme ve teba'laştırma politikasının bir parçasıydı. Genellikle, sultan oluşunun ilk 5-6 yılları içerisinde bol vakıf arazisi dağıtmıştır iktidarını güçlendirmekiçin. Onun içindir ki, Menakıbnâmeler ve veli söylencelerinde Alaeddin'in adı sık geçer. Her tanınmış evliya türbesi çevresinde, Sultan Alaeddin'in, türbede yatan veliyi ziyaret ettiği ve kerametlerini görerek ona mürid olduğu anlatılır.

Yukarıda kısaca değindiğimiz Saint Quentin'li Simon'un anlattığına göre, Baba İlyas'a Tanrı, çok perişan ve fakir bir köylü kılığında görünüp, ondan oğlunu kapan kurttan kurtarmasını istemiş. Baba bunu gerçekleştirince, köylü ona Tanrı olduğunu söyleyerek, karşılığında kendisine Sultanlık bağışlamış. Hemen harekete geçmesini istemiştir.

Demek ki Baba İlyas, propagandasını, Tanrı'nın insanları kurtarmak için gönderdiği peygamber olarak yapıyordu. Süryani Abu'l Farac, "Dünya Tarihi"nde "Baba, hakikaten Allah'ın peygamberi olduğunu söyleyerek, Muhammed'in yalancı olduğunu ve Peygamber olmadığını iddia ediyordu. Birçok Türkmenler ona inandılar..Bu adam ihtiyar İshak adındaki müridini Roma (Rum) diyarının hududu üzerindeki Hısn Mansur'a (Adıyaman çevresi) gönderdi ve onun burada halkı kendi peygamberliğine inanmaya davet etmesini istedi" diyor.[6]

Baba İlyas'ın "Peygamber olarak ortaya çıkma" eyleminden iki önemli nesnel olgu çıkarıyoruz: Tanrı-İnsan bütünlüğü ve Tanrı'nın insan olarak görünüm alanına çıkması (epiphaneion), insanlaştırılması. Tanrı'yı köylü kılığında tanımlama, köylü kitlesinin, yani halk çoğunluğunun yüceltilmesi, tanrılaştırılması olarak algılanmalıdır. Bu çoğunluk, yani halk herşeyin mutlak sahibidir, herşeyi yapmaya gücü yeter. Yönetim erki de onundur, o kullanır ancak. Biz, tasavvuftaki "Enelhak (Tanrı benim)" inancının bir
çeşitlemesi olan "El-Hakk-u Hüve 'l-Halk, v-el-Halk-u Hüve 'l-Hakk (Tanrı Halk'tır, Halk da Tanrı'dır)" söyleminin, bir veli tarafından uygulamaya konulması olarak görüyoruz. Bu bağlamda Halk'ı, Hakk'ın gölgesi ve örtüsü olarak yorumlayan tasavvufi görüşlere rağmen sonuç değişmiyor.

"Halk Hakk'ın gölgesi ve örtüsüdür' yorumu da, Ortodoks İslam'ın (Sünnilik) devlet ve iktidar anlayışına taban tabana zıttır ve Halk demokrasisi anlayışıdır. Çünkü Şeriat yönetiminde: mutlak iktidar Allah'ındır. Ancak yeryüzündeki gölgesi ve peygamberin vekili halifeye devretmiştir. Bütün müslümanlar Halife'nin teba'sıdır. "[7]


Demek ki, Malik-i Mülk (mülkün, dünyanın sahibi), Hakk ile eşitlenen Halk'tır. İktidar doğrudan halkındır. Baba İlyas yorumladığımız inancıyla oluşturduğu siyasette, örnek aldığı Babek Hurremi'den daha ileridedir. .

Abu'l-Farac'ın, "Baba İlyas'ın Muhammed'in yalancı olduğu, peygamber olmadığını ileri sürdüğünü" yazması, Hıristiyanlığın Ortodoks mezheplerinin Muhammed hakkındaki düşünceleridir. Baba İlyas, Muhammed'e ne yalancı demiş ve ne de onu yadsımıştır. Böyle yapması, her inanç, din ve milliyetten (feodalların ezdiği) halk kitlelerini ayaklanmaya çağırma siyasetine aykırı düşerdi. Onun düşüncesi, Karmati lideri Abu Tahir Süleyman'ın bilinen en büyük eylemi olan 930 yılında Mekke'yi basarak, kutsal sayılan Cennet'ten geldiğine inanılan Hacer el-Esved (kara taş) yerinden söküp başkenti Al Ahsa'ya götürmesindeki inanç anlayışıyla ilişkilidir: Ortodoks İslam çağı ve Muhammed'in peygamberliği artık sona ermiştir. Her çağın halk ve insanlık önderi, o çağın hem imamı (velisi), hem peygamberidir. İnsanlığı bunlar kurtaracak, halkları ezen zalimleri ortadan kaldırarak;dünyayı insanca kardeşçe yaşanır ve ortakça-eşitçe yararlanılır duruma getirmek onların görevidir. İşte ikinci önemli sonuç ya da nesnel olgu budur: Baba Resulullah, proto-Alevilerden Karmatilerin inanç ve düşünceleri ve onların devamı olan Nizari İsmaililerin Alamut lideri Hasan Sabbah inanç anlayışıyla harekete geçmiştir Babai Siyasetinin Yükselişi ve Ayaklanma Hazırlığı Köylü Tanrı'dan (!) aldığı buyruk üzerine Baba Resul harekete geçmişti. Ünü yayıldıkça yayılıyordu. Baba İlyas'ın peygamberliği ve ahir zaman kurtarıcılığının kanıtları olarak ermişliği, gayptan (bilinmezlikten) haber verişi, inziva halinde Tanrı'yla ve meleklerle söyleşisi üzerinde bir dizi öyküler Kızılırmak kıvrımından Fırat havzasına ulaşmıştı. Halk akın akın dergâhını ziyarete gelmeye ve dertlerine sıkıntılarına ondan derman aramaya başlamışlardı. . .

Baba propagandasını, başlangıçta, yetiştirdiği ve kendisine candan bağlı halifeleri ve güvendiği müritleri aracılığıyla, heterodoks İslam (Alevi) inançlı göçebe ve yerleşik köylüler arasında yaptırıyordu. Önce onlara inançlarına uygun düşen zamanın kurtarıcı Mehdisi olduğuna, peygamberliğine inandırması ve güvenlerini alması gerekiyordu.

A. Yaşar Ocak'a göre Babai propagandacıları şu iki bölgede çalışıyorlardı:

1. Baba İlyas'ın zaviyesinin bulunduğu Amasya, Tokat, Çorum, Sivas ve köyleri

2. Güneydoğu Anadolu'da Marş, Kefersud, Malatya, Elbistan ve çevresi. Bu ikinci bölge

Ağaçeri, Döger ve Bayad Türkmen yerleşim alanlarıydı. Bölgede dinsel inançlar çok çeşitlilik ve karmaşıklık gösteriyordu. Buradaki bir üçüncü öge, Selçuklu ordusundan büyük darbeler yemiş ve dağıtılmış olan Harezmilerdi. Bunlar Selçuklu Eyyubi sınır bölgesinde hareket halindeydiler. Yol kesip soygunlar yapıyor ve sürekli düzen bozan saldırılarda bulunuyorlardı. Baba İlyas onları da memnuniyetsizliklerinden yararlanıp, yanına çekmek için Harran ve Ruha'ya (Urfa) elçiler gönderdi. Bu bölgelerin tümü Baba İshak'ın yetkin ellerine verilmişti. [8]

Elvan Çelebi, babasının dedesi Baba İlyas Horasani'yi devlete başkaldırmış biri olarak göstermemek ve onu temize çıkarmak için tüm kabahatları yüklediği Baba İshak'ı, ‘İshak-ı Şami' diye anmaktadır. Bu onun Şamlı olduğunu göstereceği gibi, Şambayadı Türkmenlerinden olduğunu da belirleyebilir. Ayaklanmayı anlatmaya geçmeden önce, burada Baba İshak'ın İsmaililerle ilişkisi konusuna kısaca eğilmek istiyoruz. Hüseyin Hüsameddin'in kaynak göstermeden, Baba İshak'ın Baba İlyas'a mürit olmadan önce İran'da Hand Alaeddin İbn Muhammed adında bir İsmaili şefinin yanında eğitilip, yetiştirildiğini ileri sürmesi pek dikkate alınmamaktadır.[9]


Bize göre, kaynak göstermemiş olsa da yazarın böyle bir duyumu yazmış olması önemlidir. Olasıdır ki eski bir kaynakta görmüştür. Biz böyle bir organik ilişkinin doğru ve var olduğunu düşünüyoruz. Hatta, bizzat Baba Resulullah'ın (Baba İlyas) kendisi ve şeyhi Dede Garkın'ın yolağını sürdürdüğü Abul Vefa'nın, Irak'tan Azerbaycan-Deylem'e ulaşan bölgelerde tanınan bir Fatımi İsmaili Daisi olduğu İsmaili kaynaklarında yazılıdır. Baba İshak'ın İsmaili merkezi Alamut'a gönderilmiş ve orada yetişmiş olması çok doğaldır. Ayrıca Hüseyin Hüsameddin'in sözünü ettiği Alaeddin Muhammed, herhangi bir İsmaili şefi değil, tam 34 yıl Alamut Nizari İsmailileri devletini yönetmekte olan büyük İsmaili imamıdır. 1221'den beri başında bulunduğu Alamut (sosyalist) federatif devleti, Suriye, Irak, Azerbaycan, Horasan-İran'da bulunan yüzlerce kaleleriyle (dar-ul Hicra) -ki sadece İran'da 360 kalesi olduğu biliniyor-, ekonomik ve askeri yönden en güçlü dönemini yaşıyordu. Dahası, Selçuklu Sultanlarının Alamut'a her yıl belli miktarda vergi verdiklerini İsmaili kaynaklarından öğreniyoruz. En büyük Selçuk Sultanının da Alamut'a vergi vermiş olması düşündürücü değil midir?
Sponsor Reklamlar

Pir Mehmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alinti